İHLAS'A VURULAN EN AĞIR DARBE!..

METİN ÖZER/ HABERVİTRİNİ 23.03.2013

Son yazımdan sonra telefon ve mesaj yağmuruna tutuldum.
Yurtiçi ve dışından yüzlerce kişi aradı.
Çok kişiyi ağlatmışım.
Haklarını helal etsinler.
Amacım kimseyi ağlatmak değil, bu güzel insanın, Enver Abi’nin uğradığı zulümleri gözler önüne sermekti.
O yazının bu kadar etkili olmasının tek sebebi; her kelimeyi aklımla değil kalbimle yazmamdı.
O yüzden de 300 binin üzerinde insana ulaştı.
Şöhretin felaket olduğunu bilen birisi olarak bu rakamın benim için bir önemi yok.
Ancak; Enver Abi’nin yaşadıklarını bu kadar insana aktarabildiğim için sevinçliyim.
Beni arayan arkadaşların tamamı, yazılarıma devam etmemi istedi.
Ben zaten ilk yazıyı yazarken bunu bir seri haline getirmeye karar vermiştim.
O yüzden bugün; ağızlara sakız edilen TGRT’deki ‘Vur patlasın, çal oynasın’ muhabbetini kaleme alacaktım.
Hepinizin ilk kez duyup okuyacağı TGRT olayının perde arkasını aktaracaktım.
Yazacaklarımı okuyanlar, Enver Abi’den bir kez daha özür dilemek zorunda kalacaktı.
Ancak bu yazıyı bir sonraya bırakmak zarureti doğdu.
Çünkü yazdıklarımla ilgili çok sayıda da soru geldi.
Aslında onların cevabı yazımın içerisinde vardı ama mesele tam olarak anlaşılamamış.
O yüzden bunları biraz açmam gerekiyor.
Sorulardan birisi şöyle:
-O dönemde başta Bank Asya olmak üzere Kuveyt Türk ve Al Baraka Türk gibi İslami finans kuruluşları da vardı. 28 Şubat’ta bunlar batmadı da niçin İhlas Finans battı?
Bu sorunun cevabını biraz uzun anlatmam lazım.
28 Şubat operasyonu 3 temel ayak üzerinde yapıldı.
Siyaset, tarikat ve ticaret.
Siyasetteki hedef Refah Partisi’ydi.
Tarikatteki hedef; Başta Süleymancılar olmak üzere, İsmailağa CemaatiMenzil Cemaatiİskenderpaşa CemaatiNurcularFethullah Gülen ve irili ufaklı bütün cemaat ve gruplardı.
Ticaretteki hedef ise başta İhlas Grubu olmak üzere KombassanYimpaşPetlas hatta Ülker’di.
28 Şubat cuntası büyük balığın peşindeydi.
O dönemde ticaretteki büyük balık, İhlas grubu’ydu.
İhlas’ı vurmak için grubun kasası olan İhlas Finans’ı hedef aldılar.
10 Şubat’ta İhlas Finans’a el koyarak İhlas Holding’in kasasını ele geçirdiler.
Bu operasyonla birlikte İhlas Grubu’nu zıpkınladılar ama tekneye çekemediler.
Allah’ın bir lütfu olarak 9 gün sonra, 19 Şubat faciasını yaşadılar.
O fırtınada Allah’a çok şükür tekneleri alabora oldu.
10 Şubat’ta İhlas Finans’a el koyduktan sonra 19 Şubat’ta MGK’daki o beklenmedik olaylar yaşanmasıydı, yaralı İhlas Holding’i bitireceklerdi.
İhlas Holding’i bitirdikten sonra sıra küçük balıklara gelecekti.
Bunlarında başında Bank AsyaAl Baraka Türk ve Kuveyt Türk geliyordu.
Ama İhlas operasyonu bütün bunların önünü kesti.
Bu yüzden başta Bank Asya olmak üzere Al Baraka Türk ve Kuveyt Türk bugün faliyetlerini sürdürüyorlarsa İhlas Grubuna teşekkür etmeleri gerekir.
Hatta kem söz bir yana, saldırılara kendini siper eden Enver Abi’ye bol bol dua etmeliler.
Ben; bu finans gruplarının bugün ayakta olmasından son derece memnunum.
Söz buradan açılmışken bir noktaya özellikle dikkatinizi çekmek isterim.
28 Şubat’ta batırılan İhlas FinansKombassan ve Yimpaş’ın ortak bir yönü bulunuyor.
Kombassan ve Yimpaş mütedeyyin insanların birikimleriyle kurulan şirketlerdi.
İhlas Finans ise mütedeyyin insanların birikimlerinin tutulduğu bir finans kuruluşuydu.
28 Şubat’ta bu 3 kuruluşun aynı anda hedef almasının tek sebebi; bu kuruluşlara paralarıyla destek veren bu mütedeyyin insanlara mesaj vermekti :
-Sakın paranızı yeşil sermayeye vermeyin, sonra batarsınız!.. 
28 Şubat cuntası yeşil sermaye olarak adlandırdığı kesimlerin ticareten güçlü olmasını istemiyordu.
Bunun de yolu; buralara destek olan Müslüman vatandaşları bu kuruluşlardan uzak tutmaktı.
Maalesef bunda da başarılı oldular.
Bir başka soru da şu oldu :
-Koskoca İhlas Finans, 50 trilyonluk teşviğini alamadığı için batar mı?
Elbette ki batmaz.
Bu sorunun cevabı zaten o yazının içerisinde vardı.
28 Şubat’da asker duyumlu uyduruk yazı, (MİT'ten çıkan "İhlas Grubu'nun zararlı faliyetler yaptığına ilişkin duyumlar alınmıştır." şeklindeki yazı) İhlas Finans’ı değil İhlas Holding’i içeriyordu.
Ben sadece canlı şahidi olduğun bir teşvik konusunu aktardım.
Konu sadece teşvik değildi.
İhlas’ın bütün faliyetleriydi.
Birazdan da zaten bunu okuyacaksınız.
Gelelim konumuza!..
28 Şubat sürecinde REFAH-YOL hükümetinin devrilmesinden hemen sonra, Demirel hükümet kurma görevini Mesut Yılmaz’a verdi.
Mesut Yılmaz’ın görevi alır almaz medya patronu Aydın Doğan’ın evine koştuğu o günlerdi.
ANAPDSP ve DYP’den kaçanların içeriden, CHP’nin dışarıdan desteklediği ANASOL-D hükümeti kuruldu.
Başbakan Mesut Yılmaz’dı.
Türkbank ve Korkmaz Yiğit olayına kadar bu iktidar görevde kaldı.
Nakit sıkıntısı çeken o iktidar, bazı şehirlerdeki elektrik dağıtım işinin özelleştirilmesine karar verdi.
Açılan ihaleye İhlas Holding’de katıldı.
Buryal-Bursa Yalova Enerji Dağıtım Limited Şirketi adıyla kurulan şirket, bu iki ilin enerji dağıtım işini kıran kırana geçen bir pazarlık sonucunda aldı.
İhlas Holding’in tarihindeki en büyük yatırımdı.
İhale sonuçları diğer illerle birlikte Enerji Bakanlığı tarafından onaylandı.
İhalenin alınmasıyla birlikte İhlas Holding ilk kez girdiği enerji alanına çok büyük yatırımlar yaptı.
Çok sayıda insan işe alındı.
Teknolojik cihazlar ve makine alımları yapıldı.
İş sadece bakanlığın devir teslimine kaldı.
İhalenin üzerinden bir yıl geçmesine rağmen bu devir teslim bir türlü yapılmadı.
İşte o günlerdi.
Enver Abi beni aradı.
Bu devir teslimin niçin yapılmadığıyla ilgili bir bilgim olup olmadığını sordu.
Enver Abi, “Metin, diğer illeri alanlara devir teslim yapıldı. Hatta bazıları işe bile başladı ama bize bir türlü çağrı gelmiyor” dedi.
Dönemin Enerji Bakanı Cumhur Ersümer’di.
Kendisine gidip İhlas’la ilgili niçin bir davet gelmediğini bir sıkıntı olup olmadığını sordum.
Tabi o sırada geçen yazımda uzun uzun anlattığım, MİT'in duyum yazısından haberim yoktu.
Bakan açık olarak söylemese de tıkanmanın Başbakan Mesut Yılmaz’dan kaynaklandığını ima etti.
Ben de bu bilgiyi Enver Abi ile paylaştım.
Enver Abi’de, “Peki o zaman ben Mesut Yılmaz ile görüşeyim” dedi.
Enver Abi, Başbakan Mesut Yılmaz’dan randevu istedi.
Defalarca aramasına rağmen hiç ses çıkmadı.
Sadece şunu soracak;
-Niçin devir teslim yapılmıyor?
Bir ayın sonunda, “Bu hafta belki görüşebilirim” şeklinde gün ve saat verilmeyen bir cevap gelmiş.
Bunun üzerine Enver Abi Ankara’ya geldi.
“Mesut Yılmaz ile görüşürüm” umuduyla her gün bizimle birlikte sabah erken saate büroya geliyor, akşama kadar gelecek bir telefonu bekleyip akşam üzgün halde tekrar dönüyor.
İstanbul’daki bütün işini gücünü bırakıp tam bir haftayı böyle geçirdi.
Enver Abi’nin yaşadığı gerilimi, stresi ve üzüntüyü düşünebiliyor musunuz?
Buna rağmen tek kelime kötü bir söz söylemedi ve İstanbul’a geri döndü.
O yıllarda Türkiye Gazetesi’nin Ankara temsilcisi Sebahattin Önkibar’dı.
Mesut Yılmaz, Türkiye Gazetesi’nin sahibi Enver Abi’nin telefonuna bile çıkmıyordu ama Türkiye Gazetesi’nin Ankara Temsilcisi Sebahattin Önkibar’la hemen her gün birlikteydi.
Sebahattin Önkibar aynı zamanda TGRT’de program yapıyordu.
Mesut Yılmaz, Önkibar’ın programına çıkmaya karar verdi.
Yılmaz’la bir türlü görüşemeyen Enver Abi, kurumun sahibi olarak Başbakan’ı karşılamak hem de fırsat olursa da enerji meselesindeki sıkıntıyı öğrenmek için Ankara’ya geldi.
Başbakan’ın gelmek üzere olduğu haberi gelince hepimiz karşılamak için binanın önüne indik.
Mesut Yılmaz arabadan iner inmez Enver Abi’yi görünce suratının şekli değişti. Yarım yamalak, "İyi akşamlar"dedi.
Sebahattin’in koluna girip güle oynaya binaya girdi.
Onlar önde, Enver Abi arkada.
Hepimiz donduk kaldık.
Manzaraya bakar mısınız?
İhlas Holding’in patronu, Türkiye Gazetesi ve TGRT’nin sahibi olan Enver Bey’e hal hatır bile sormayan Mesut YılmazEnver Abi’nin maaşlı çalışanının kolunda, selam vermediği insanın binasına girip ekrana çıkıyor.
Yüzsüzlüğün böylesi!..
Bütün bunları şunun için ayrıntılı olarak anlatıyorum.
Bu güzel insanın nasıl bir zulüm yaşadığını, hangi acıları ve hangi çileleri çektiğini herkes bilsin istiyorum.
Bütün bu zulüme, acıya ve baskıya rağmen yüzünden eksik olmayan o gülümsemenin kıymetinin bilinmesini istiyorum.
Neyse, olaya dönelim.
Programın reklam arasında stüdyoya indik..
Aaaa!.. Ne görelim, kapı içeriden kitlenmiş.
Mesut Yılmaz; Enver Abi ile yüz yüze gelmemek için kapıyı kapattırmış, içeride sigarasını tüttürüyor.

Program bitti, geldiği gibi gitti.
Sebahattin ile kolkola stüdyodan çıkıp yine Enver Abi ile konuşmadan arabasına bindi ve çekti gitti.
Enver Abi ile tekrar binanın en üst katındaki ofise çıktık.
Ben yukarıda sinirden yumruğumu sıkmış haldeyim.
Enver abi
’me yapılan bu terbiyesizliği bir türlü hazmedemiyorum.
Ama Enver abi’de ne üzüntüden ne de moral bozukluğundan eser yok.
Hala gülümsüyor.
Her zaman yaptığı gibi…
Daha sonra bizzat kendisinden öğrendim ki; Enver Abi geceleri ağlıyormuş.
Sırf bizler üzülmeyelim diye gündüzleri gülüyor, geceleri yalnızken ağlıyormuş.
Ah be Enver Abi Ah.

İhaleden iki yıl sonra, İhlas’ın anasının ak sütü gibi kazandığı enerji ihalesi iptal edildi.
Bunun üzerine mahkeme başvuruldu.
Mahkeme İhlas’ı haklı buldu.
Bu kez mahkemenin kararını Danıştay’a götürdüler.
Danıştay mahkemenin kararını bozarak ihaleyi iptal etti.
Gerekçe neydi biliyor musunuz?
RTÜK kanunu.
RTÜK
 kanunda yer alan, “Medyada yüzde 10’dan fazla hissesi olanlar kamu ihalelerine giremez” hükmü.
İhlas için çalıştırılan bu hüküm, Aydın Doğan için çalıştırılmadı.
İhlas’ın ihalesinin bu maddeyle iptalini duyan Aydın Doğan, ihaleden sonra medyadaki hisse oranını düşürdü ve işi aldı.
İhlas’ın; Aydın Doğan gibi hisse oranını düşürme talebi ise kabul görmedi.
Sonuçta bu dev iş İhlas’ın elinden alındı.
Gelelim işin boyutuna.
Tezgah kurulmasa; bugün Bursa ve Yalova’nın Elektrik dağıtım işini İhlas yapıyordu.
Aylık olarak iki şehirden toplam 25 milyon dolar kar edildiğini düşünelim.Yıllık kar 300 milyon dolar, 30 yıllık kar 9 milyar dolar olacaktı.
Tam 9 milyar dolar.
İşe alınacak binlerce kişi de cabası.
9 milyar dolarlık bir işi olan İhlas’ın ne mudilere ne de başkasına beş kuruş borcu olmayacaktı.
Hatta İhlas Finans mudileri, bu işten elde edilecek kardan pay alacaklardı.

İhlas Finans’tan alacaklı mudi kardeşlerime, “Enver Abi’yi kötü söz söylemeyin. O’nu bu hale düşürenlere buğz edin” derken bunları kastettim.
Hayatını zulüm altında geçiren bu güzel insana, en azından vefatından sonra zulüm etmeyi bırakın.
Gelelim olayın sonucuna
İhalenin iptal edildiğini Enver abi’yi ben söyledim.
“Ne dedi” biliyor musunuz?
-Allah hayırlısını versin.
9 milyar doları elinden alınan Enver abi, ne Mesut Yılmaz’a ne de 28 Şubat cuntasına tek kelime kötü söz söylemedi.
Yıllar sonra bile bu olayın ayrıntılarını anlatıp yakınmadı.
Hatta mudiler sıkıştırdığında, benim bu satırlarda anlattığım olayları bile örnek olarak göstermedi.
Bu nasıl bir feraset?
Bu nasıl bir tahammül?

Enver Abi’nin;  KİR TUTMAYAN CAM GİBİ, KİN TUTMAYAN BİR KALBİ vardı.
Ben böyle bir insanı nasıl sevmeyeyim!..
Yazıma gelen tek tük eleştirilerin birisinde bir kişi, beni Enver abi’nin yalakası olmakla suçlamış.
İtiraf edeyim ki hayatımda aldığım en güzel övgü.
Ah be güzel kardeşim.
Keşke Enver Abi’nin yalakası olabilsem.
Bir Allah dostunun bir Allah adamının yalakası olmaktan daha büyük bir şeref ne olabilir?
İşte bizler Enver Abi’mize bu gözle bakıyoruz.
O’nu bu nedenle hesapsız ve çıkarsız olarak seviyoruz.

ALLAH-U TEALA SEVENLERİ SEVDİKLERİNDEN AYIRMASIN
BİZLERİ DE SEADET-İ EBEDİYYE YOLUNDAN ÇIKARMASIN!..


METİN ÖZER/ HABERVİTRİNİ