AHMED VEFİK PAŞA

Osmanlıların son devirlerinde yetişmiş yazar, mütercim ve devlet adamı. 1813 yıllarında İstanbul’da doğan Ahmed Vefik Paşa, Bulgar yahûdîsi iken müslüman olan dîvân tercümanı Yahyâ Naci Efendi’nin torunu ve Paris elçiliğinde baş kâtip Ruhiddîn Efendi’nin oğludur. Ahmed Vefik ilk tahsîlini bitirdikten sonra, Mühendishâne-i berr-i hümâyûna girdi. Mustafa Reşîd Paşa’nın maiyyetinde Paris sefareti başkâtipliğine tâyin olunan babası ile beraber 1834’de Paris’e gitti. Paris’te Saint Louis Lisesi’ne devam etti. İstanbul’a dönünce 1837’de tercüme odasına me’mur olarak girdi. 1840’da elçi kâtibi olarak Londra’ya gitti ve burada üç sene kaldı. 1843’de Sırbistan’da sınır anlaşmazlığını giderecek hey’ete başkanlık etti.

1847’de baş mütercimliğe getirildi ve o yıl neşrine karar verilen Devlet Salnâmesi’nin tanzimine me’mur kılındı. Ahmed Vefik Paşa’yı himaye eden Mustafa Reşîd Paşa, 1850’de Memleketeyn (bugünkü Romanya) komiserliğine, bir sene sonra da Tahran büyükelçiliğine tâyin etti. 1854’de hiç anlaşamadığı Alî Paşa yüzünden geri döndü. Yine Reşîd Paşa’nın yardımı ile Meçlis-i vâlâ-yı ahkâm-ı adliye üyeliğine seçildi. 1857’de Muhâkemât dâiresi başkanlığına, 1860’da Paris büyükelçiliğine tâyin edildi.

Ahmed Vefik Paşa’nın Paris elçiliği sırasında, Fransa imparatoru üçüncü Napolyon, Suriye ve Lübnan’ı ele geçirmek istediğinden Cebel-i Dürûz’daki hâdiseleri durmadan körüklüyordu. Bir gün Ahmed Vefik, üçüncü Napolyon’la konuşurken; “Şam’a asker sevk etmek istediğinizi işitiyorum. Fransız askerini Türk askeri karaya çıkarmaz. Hem bu askerin size daha mühim işlerde lazım olacağına kâniim” dedi. Mağrur üçüncü Napolyon, sözünü sakınmazlığını duyduğu Türk sefirinin bu çıkışına öylesine hayret etti ki; “Efendi! Siz muhakkak iyi bir vatan perversiniz. Fakat diplomat değilsiniz” dedi. Ahmed Vefik Paşa bu sözleri ile Bismark’ın Fransa’ya karşı harp hazırlığını îmâ etmişti. Daha sonra vuku bulan hâdiseler, haklı olduğunu gösterdi.

Üçüncü Napolyon’un beyaz boyalı bir arabası vardı. Ahmed Vefik Efendi de aynısını yaptırmıştı. Türk sefiri bu araba ile yollarda dolaşırken, halk İmparator geliyor diye telâşa düşerdi. Arabanın rengini değiştirmesi kendisine bildirilince, şu cevâbı verdi: “Sizin İstanbul’daki elçiniz, sultânımızın Boğaziçi’nde gezinti yaptığı mükellef kayığın aynıyla gezmektedir. O, haddini bilinceye kadar ben kendimi imparatorunuzdan” küçük görmem!” Kısa zaman sonra, İstanbul’daki Fransız elçisi kayığını değiştirdi. Ahmed Vefik Paşa da arabasını siyaha boyattı. Üçüncü Napolyon, Paşa’nın bu garib hâllerine kızarak şu haberi gönderdi: “Kendisini Kânûnî Sultan Süleymân’ın sefiri mi sanıyor?” Bunun üzerine Ahmed Vefik şu cevâbı verdi: “Kânûnî Sultan Süleymân’ı hatırlatmakla, oturduğu tahtın velînimetini unutmamış. Târih tekerrürdür. Bir gün halefleri arasında yine bu sözü hatırlayacak bulunabilir.”

Şam hâdisesinden sonra imparator sarayındaki kabul resmlerinden birinde ve İngiliz sefirinin yanında Ahmed Vefik’e; “Devletiniz çatırdıyor” dedi. O tereddüd etmeden; “Bizim memleketimiz Fransa’ya uzaktır. Bu sebeble zât-ı haşmetânelerinin hakkımızda dâima doğru mâlûmât alamıyacakları tabiîdir. Bendeniz, Paris’de bulunduğumdan, sizin durumunuzu yakından görüyorum. Çatırdayan sizin İmparatorluğunuzdur” deyince, İmparator, sıkılarak bir şey söylemekden çekinmişti.

Paris büyükelçiliği sırasında gösterdiği bu mert, atak hareketleri Osmanlı Devleti’ne büyük fayda sağlamıştır. En önemli hizmeti, Peygamber efendimizi tiyatro konusu yapmak isteyen Fransızlara mâni olmasıdır. Ancak garib kişiliği, tutarlı bir politika izleyememesi ve istikrarsızlığı sebebiyle hiç bir işinde muvaffak olamamıştır. Elçilikten alınıp önce evkaf nezâretine, sonra Meclis-i vâlâ üyeliğine, 1862’de de ilk darülfünûnun târih-i hikmet profesörlüğüne tâyin edildi. 1863 senesi başlarında da Anadolu bölgesi müfettişliğine getirildi. Bir buçuk seneyi aşkın bir süre Bursa, Balıkesir yörelerinde denetlemelerde bulundu. Kendine has, başına buyruk davranışları ile çevrenin ileri gelen kişilerini gücendirmişti. Hareketleri halk tarafından iyi karşılanmadığından, hakkında bir çok şikâyetler oldu. Bunun üzerine görevden ayrıldı ve yedi sene açıkta kaldı.

Ahmed Vefik, 1872’de maârif nâzırlığına tâyin edildi. Aynı sene istifa edip Şûrâ-yı devlet reîsi oldu. Bir süre sonra da bu görevden ayrılarak beş sene kadar vazifeden uzakta kaldı. 1877’de Petersburg İlim Akademisi, kendisine âzâlık payesi verdi. 1878 senesinde Edirne’den Meclis-i meb’ûsâna girdi. Meclis’in açılışında pâdişâh tarafından başkanlığa, bir süre sonra sadâret makamına getirildi. Osmanlı târihinde baş vekil ünvânı ile ilk sadrâzam olan zât Ahmed Vefik Paşa’dır. Aynı zamanda dâhiliye nâzırı olan Ahmed Vefik’in bu makama gelişinden dokuz gün sonra, sultan İkinci Abdülhamîd Meclis-i meb’ûsânı kapattı. Ayastefanos’ta imzalanan ve devleti Rus esaretine koyacak kadar felâketli olan mukaddemât-ı sulhiye îtilafnâmesini Ahmed Vefik Paşa târih ve millet huzurunda bütün mes’ûliyeti üzerine alarak Safvet Paşa’ya imzalattı. Bir süre sonra baş vekillikten azledilerek Bursa vâliliğine tâyin edildi. Burada bir çok haksız hareketlerde bulundu. Yol açmak bahanesiyle pek çok fakirin evini yıktırdı. Hakkında düzenlenen bir rapordan dolayı vazifesinden azledildi. 1882 senesinde tekrar baş vekil oldu. İkinci sadâreti Meclis’i meb’ûsânı pâdişâha rağmen toplamak ve sultânı hâl’ etmek düşüncesinden dolayı iki gün sürdü. Bundan sonra köşküne çekilip dokuz sene münzevî bir hayât yaşadı. Kendisini en çok ziyaret eden dostu, meşhur İngiliz Lord Stanley olmuştur. 2 Nisan 1891 (22 Şaban 1308) târihinde öldü. Mezarı Rumeli Hisarı’nda Kayalar kabristanındadır.

Öldüğü zaman, nereye gömülmesi gerektiği sorulunca; Robert Kolleji’nin kurulmasında yardımcı olduğu ve arsasını verdiği için, pâdişâhın; “Gömün Boğaz’ın sırtlarına! Kıyamete kadar çan sesi duysun!” dediği meşhurdur.

Siyâsî, idarî ve edebî hareketleri garipliklerle dofu olan Vefik Paşa’nın, giyiniş tarzı da çok tuhaftı. Her işte aşırı ve işleri dengesiz olup, yasa, düzen dinlemezdi. Türkçe, Arabça, Farsça ve Fransızca’dan başka İngilizce Latin ve Yunan dillerini de bildiği söylenen Ahmed Vefik’in belli bir üslûbu yoktur. Yerine göre çok terkipli ve seciyeli bir lisan kullanmış, Arabça ve Farsça kelimelerle yüklü cümleler sıralamıştır. Bazan da en sâde halk dili, hattâ halk söyleyişi ile yazmıştır.

Ahmed Vefik Paşa, Türkçe üzerinde çok çalışmış ve bü alanda yazdığı eserleri ile Türk diline büyük hizmet etmiştir. Önce Ebü’l-Gâzi Bahadır Han’ın Şecere-i Türk isimli eserini Çağatay Türkçesi’nden, Osmanlı Türkçesi’ne tercüme etti. Daha sonra Anadolu Türkçesi’nin ilk lügat kitabı olan Lehçe-i Osmânî adındaki eserini yazdı. Bu eserin birinci kısmında ilk olarak Türkçe sözler bir araya toplanmıştır. Eserde, dilimize; Fransızca’dan, İtalyanca’dan, Yunanca’dan giren bâzı yabancı kelimelere de yer vermiştir. Ayrıca, çeşitli Türk lehçeleri hakkında, ilk olarak bâzı bilgiler verilmiş, bu lehçelerin Türkiye ve Türkistan’daki yayılış alanları belirtilmiştir.

Ahmed Vefik Paşa’nın bir başka eseri de Atalar Sözü isimli, darb-ı mesel mecmuasıdır. Bu eserde altı-yedi bin darb-ı mesele yer vermiştir. Bunlardan başka Hikmet-i târih ve Fezleke-i Târih-i Osmanî gibi eserleri de vardır.

Ahmed Vefik, ayrıca tercüme sahasında da Türk edebiyatına geniş ölçüde hizmet etmiştir. Onun dikkate değer tercümeleri, klâsik Fransız komedicisi Moliere’den yaptığı adaptasyonları ve tercümeleridir. Moliere’in on altı eserini Türkçe’ye çevirmiştir.

Bunların Türk örfüne yabancı olanlarını adapte, diğerlerini ise tercüme etmiştir. Eserleri arasında en çok adaptasyonları tutulmuştur. Bunlar; İnfî’âl-i Aşk, Zor Nikâh, Don Civani, Tabîb-i Aşk, Adamcıl, Zoraki Tabib, Tartüf, Azarya, Yorgaki, Dandini, Okumuş, Kadınlar, Dekbazlık, Merâkî, Kadınlar Mektebi, Savruk, Dudu Kuşları’dır.

Ayrıca Fransız edebiyatından Victor Hügo’nun Hernani, Voltaire’nin Micromega’nın Felsefe Hikâyesi, Fenelon’un Telemak, Le Sape’in Gil Blas Santiliani’nin Sergüzeşti adlı eserlerini Türkçe’ye tercüme etti.

¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾

 1) Ahmed Vefik Paşa (İ. H. Ertaylan, 1932)

 2) Son Sadrâzamlar; cild-1, sh. 651

 3) Rehber Ansiklopedisi; cild-1, sh. 132

 4) Mir’ât-ı hakîkat; sh. 556

 5) Geçen Asırda Devlet Adamlarımız; sh. 93

 6) Osmanlı İmparatorluğu Târihi ( Zuhurî Danışman ); cild-13, sh. 233

 7) Meârif-i Umâmiyye Nezâreti Tarihçe-i Teşkilâtı; sh. 179

 8) Resimli Türk Edebiyatı Târihi; cild-2, sh. 1067