Bin kere tevbeni bozsan da...” 19.12.2003

Bu hafta, “Mevlana’yı Anma Haftası”. Bu münasebetle her sene olduğu gibi bu sene de Hz.Mevlana’nın, Hümanistliğinden, hoşgörüsünden bahsedilmekte; bununla ilgili sempozyumlar, toplantılar yapılmakta. “Bin kere tevbeni bozsan da yine gel...” tekerlemesi tekrarlanmakta.

Bazı kesimler Hz. Mevlanayı ısrarla olduğundan başka şekilde yorumlama gayreti içindeler. Mevlananın sözlerini, “ister inan ister inanma; İslamiyeti ister yaşa ister yaşama nasıl olursan ol, o halinle bize gel,” havasına soktular.

Halbuki, Hz. Mevlana, bütün evliyalar gibi  İslamiyeti hakkıyla yaşayan, herkesin de yaşamasını istiyen bir Allah dostuydu. “Bin kere tevbeni bozsanda yine gel...” derken, gel Müslüman ol, Müslüman gibi yaşa; yaşa ki dünyada ve ahırette rahat et, diyordu. Hoşgörüsü de yine İslami çerçeve içinde idi. Zaten, bir Müslümandan, Hele bir Allah dostundan başka bir anlayış, yaşayış şekli beklenemezdi.

Bunun için, çeşitli çalgılar eşliğinde kadın-erkek karışık raks etmekle, dönmekle, Mevlananın ruhu şad olmaz. Bilakis, ruhu ızdırap duyar. Ahırette Hz. Mevlana bunların yakasına yapışacak, bunlardan davacı olacaktır. Çünkü, anmalarda yapılanların, Mevlana ile İslamiyet ile uzaktan yakından ilgisi yoktur. Anma günlerinde, ısrarla Hz. Mevlananın Hümanist olduğunu sık sık vurguladıkları için, bügün Hümanistlik nedir, İslamiyetle ilgisi var mıdır, bunun üzerinde durmak istiyorum. 

Hümanizm, Ortaçağ’da, kilisenin halka zulüm ve baskısına karşı tepki olarak doğdu. Avrupa’da halk, baskıdan, zulümden kurtulmak için, kiliseye bağlılığı bulunmayan serbest bir hayata kaçmak istedi. Bu sebeple Avrupa’da Hıristiyanlığa ve onun şahsında haksız olarak diğer dinlere karşı özellikle İslamiyete düşmanlık meydana geldi.

Buna, din mezhep gibi her türlü kayıttan ve bağdan kurtulup, hürriyete kavuşma adını verdiler. İnsanı yaratılış gayesinden uzaklaştıran bu düşünce tarzını daha sonra, “Tanrıyı  insanlar yarattı” noktasına götürdüler. Yani bir yaratıcı yoktur, yaratıcı fikrini insanlar ortaya attı diyecek kadar azıttılar.

Aslında insana değer vermek ideali ile ortaya çıkan, hümanizmin gerçekte insan sevgisi ve ona değer vermekle bir ilgisi görülmez. Çünkü, Hümanizmi savunanlar, ne zaman ellerine fırsat geçerse, menfaatları uğruna insanları öldürmekten hiç çekinmemişlerdir. Bunlar, kuzu postuna bürünmüş kurtlardır.

Batı’nın “Hoşgörü, diyalog, İnsanlık, insan severlik, insanlara yardım.” sözleri, bugün ancak reklam seviyesindedir. “Sizi seviyoruz.” yaldızlı sözlerinin arkasında aslında bir menfaat ve sömürü yatmaktadır. Menfaatleri yoksa veya menfaatleri öyle gerektiriyorsa, Filistinde, Bosna - Hersek’te, Çeçenistan’da, İrak’ta... olduğu gibi  binlerce insanın öldürülmesine, zulme uğramalarına seyirci kalabiliyorlar.

İslamiyet ise bir menfaat düşünmeyip, sadece onun dünyasını ve ahıretini kurtarmayı hedeflemiş; isanlar arasında bir fark gözetmemiştir. Menfaati olsun veya olmasın hep mazlumdan yana olmuş, zulme karşı durmuş...

Nitekim, Peygamber efendimiz; “Kim zımmiye (gayri müslim vatandaşa) zulmeder veya taşıyamayacağı yükü yüklerse, o kimsenin hasmıyım.” buyurur. Buyurmakla kalmıyor, Müslüman olmayanların kitaplarında bile geçen sayısız örnekleri ile tatbik de ediyor.

İşte İslâmın insana yaklaşma şekli bu. Kimin insana değer verdiği kimin vermediği ortada!.. Sözde Mevlana hayranlarının maksatları, Hz. Mevlana sevgisini yaymak değil, Hz. Meylana’yı istismar edip, İslamiyeti bozmak, İslamiyeti Hıristiyanlaştırmak. Yani, İslamiyeti emir ve yasakları olmayan, felsefi bir sistem haline getirmek...

geri   2003   ileri