ÖMER BİN ABDÜL’AZÎZ
“rahmetullahi teâlâ aleyh”
Künyesi Ebû Hafsdır. Annesi hazret-i Ömer bin Hattâbın “radıyallahü anh” oğlu Âsımın kızıdır. İki sene beş ay onbeş gün halîfelik yapdı. Hicrî yüzbir senesinde Receb ayının onunda otuzdokuz yaşında iken vefât etdi.
Emîr-ül mü’minîn Ömer bin Hattâb “radıyallahü anh”, bir gece Medînede gezerken, seher vakti bir evin yanına vardı. Evde annesi kızına kalk süte su kat diyordu. Kız ise, bu doğru bir iş değildir. Halîfe Ömer “radıyallahü anh” bunu yasakladı. Onun habercisi bunu bildirdi, dedi. Annesi kalk, burada ne Ömer “radıyallahü anh”, ne de onun habercisi yok, bizi görmüyor, dedi. Kızı, vallahi ben bu işi yapmam. Ben insanlar arasında hazret-i Ömerin emrine uyuyorum. Kimse görmezken de onun emrine muhâlefet etmem, dedi. Hazret-i Ömer “radıyallahü anh” bu konuşmaları duyduğu gecenin sabâhında, oğlu Âsıma falan eve git. Orada bir kızcağız var. Eğer birine sözlü değilse, onu kendine nikâhla. Allahü teâlâ ondan sana mubârek bir evlâd verir, dedi. Âsım gidip o kızı kendine nikâhladı. Ondan Ömer bin Abdül’azîzin annesi Ümmü Âsım doğdu. Abdül’azîz bin Mervân, Âsımın kızı Ümmü Âsımı kendine nikâhlamak istedi. Vekîline kendi halâl mâlımdan dörtyüz dinâr götür. Temiz hânedâna mensûb Âsımın kızıyla nikâhlanmak istiyorum, dedi. Sonra Âsımın kızıyla evlendi ve bu hanımından Ömer bin Abdül’azîz doğdu.
Süfyân-ı Sevri şöyle demişdir: Halîfe beşdir: Hazret-i Ebû Bekr, hazret-i Ömer, hazret-i Osmân, hazret-i Alî ve Ömer bin Abdül’azîz “radıyallahü anhüm ecma’în”.
Ribâh bin Ubeyde “rahmetullahi aleyh” şöyle anlatmışdır: Ömer bin Abdül’azîz Medîne vâlîsi iken, bir ihtiyâr kimse onun koluna girmişdi. Kendi kendime, vâlînin koluna giren bu ihtiyâr adam acabâ kimdir, diye yadırgadım. Vâlî Ömer bin Abdül’azîz nemâz kıldı ve evine gitdi. Ben de arkasından evine girdim ve Allahü teâlâ emîrimize iyilikler versin, koluna giren ihtiyâr kimdi diye sordum. Bana, ey Ribâh, sen onu gördün mü, dedi. Evet gördüm deyince, o gördüğün kardeşim Hızır “aleyhisselâm” idi. Yakında halîfe olacağımı ve adâletle hareket edeceğimi haber verdi, dedi.
Nakl edilir ki, Ömer bin Abdül’azîz halîfe olunca, dağdaki çobanlar hangi sâlih kişi halîfe oldu, dediler. Çobanlara sâlih bir kimsenin halîfe olduğunu nereden biliyorsunuz diye, sordular. Kurtlar ve aslanlar artık koyunlarımıza dokunmuyor, uzak duruyorlar ve hiç zarar vermiyorlar, dediler. Nitekim bir kimse şöyle demişdir: Ömer bin Abdül’azîzin halîfeliği zemânında, sahrâya gitmişdim. Bakdım ki kurtlar koyunların arasında dolaşıyorlar ve koyunlara hiç zarar vermiyorlardı.
Ömer bin Abdül’azîzin, vâlîlerinden birisi bir mektûb yazıp, şehrinin vîrân olduğunu, halîfe birşey tahsîs ederse, îmâr edeceğini bildirdi. Ömer bin Abdül’azîz cevâbında, şehrinin etrâfına adâletden bir sur yap, yollarını da zulmden temizle, şehrinin îmârı budur diye yazdı.
Ömer bin Abdül’azîz, vefâtı yaklaşdığı sırada, beni kaldırın oturayım, dedi. Kaldırdılar ve şöyle dedi: Allahım! Ben o kimseyim ki bana emr etdin, ben kusûr etdim. Nehy etdin, âsî oldum. Lâkin, Lâ ilâhe illallah diyorum, dedi. Sonra başını yukarı kaldırdı. Dikkatlice bakmağa başladı. Çok dikkatli bakıyorsunuz, diye sordular. Bir cemâ’at toplandı ki, onlar ne insandır, ne de cinnîdirler dedi ve sonra vefât etdi.
Nakl edilmişdir ki, Ömer bin Abdül’azîz “rahmetullahi aleyh” defn edilince, gökden üzerine bir kâğıd indi. Kâğıdda Besmele ve bu Allahü teâlâdan Ömer bin Abdül’azîze emândır, yazılı idi.
Muhyiddîn-i Arabî “kuddise sirruh” (Fütûhât-ı Mekkiyye) kitâbında şöyle yazmışdır: Ba’zılarının sûrî, görünen halîfeliğine ma’nevî halîfelik de ilâve edilmişdir. Ömer bin Abdül’azîz bunlardandır.