TUFEYL BİN AMR DÛSÎ
“radıyallahü anh”
Kendisi şöyle anlatmışdır: Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” Peygamberliğini bildirdikden sonra, Mekkeye gitdim. Kureyş müşriklerinden ba’zısı yanıma gelip, ey Tufeyl, bizim şehrimize geldin. Bizim aramızda Muhammed “aleyhisselâm” çıkıp, kavmimiz arasına ayrılık sokdu. Sözlerinde sihr te’sîri vardır. Kardeşi kardeşden, karıyı kocadan ayırıyor. Bu sözleri senin kavminin duymasından korkuyoruz. Onunla sakın konuşma, yanına gidip sözlerini dinleme, dediler. O kadar mübâlağa etdiler ki, onunla aslâ konuşmayayım, sözlerini dinlemeyeyim diye, azm etdim. Mescid-i harâma girince, Onun sözlerini duymamak için kulaklarıma pamuk tıkardım. Bir sabâh Mescid-i harâma girdim. Bakdım ki, Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” Kâ’beye yakın bir yerde nemâz kılıyordu. Ona yakın bir yerde durdum. Allahü teâlâ irâde etmiş olacak ki, Resûlullahın sözlerini duydum. Son derece güzel sözlerdi. Kendi kendime, ben şâirim ve zekî bir kimseyim. Sözlerin iyisini kötüsünü iyi bilirim. Onun yanına varayım. Eğer iyi söylerse kabûl edeyim, dedim. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” evine doğru dönüp, gitdi. Ben de, arkasından gitdim. Eve girince, ben de peşlerinden girdim. Ey Muhammed “aleyhisselâm”! Kavmin senin sözlerini işitmekden, beni o kadar korkutdular ki, işitmemek için kulaklarıma pamuk tıkamışdım. Allahü teâlâ irâde buyurmuş ki, senin güzel sözlerini işitdim. Onları bana bildir, dedim. Bana islâmı arz etdi ve Kur’ân-ı kerîm okudu. Vallahi ondan dahâ güzel kelâm işitmemişdim. Kelime-i şehâdet söyliyerek müslimân oldum. Sonra, yâ Resûlallah “sallallahü aleyhi ve sellem”! Kavmime benim sözüm geçer. İstiyorum ki gidip kavmimi islâma da’vet edeyim. Düâ buyurunuz da Allahü teâlâ bana bir hârika versin ki, bu alâmet kavmimi islâma da’vetde bana yardımcı olsun, dedim. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”: “Yâ Rabbî, buna bir delîl, hârika ver” diye düâ buyurdu. Sonra kavmimin yanına gitmek üzere yola çıkdım. Onlara yaklaşdığım zemân iki gözümün arasında kandil gibi bir nûr parlamağa başladı. Etrâfa ışık saçıyordu. Allahım, bu alâmeti yüzümden başka bir yerime nakl eyle. Korkarım ki kavmim bu hâli görerek, bu değişiklik onun yüzünde, bizim dînimizden ayrıldığı için olmuşdur derler, diye düâ etdim. O nûr kamçımın ucuna geçdi. Asılmış bir kandil gibi ışık yayılıyordu. Kavmim arasında o kadar kalıp, onları islâma da’vet etdim ki, îmân etmedik az kimse kalmışdı. Sonra Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” yanına döndüm. Yâ Resûlallah! Kavmime beddüâ ediniz. Çünki çok zinâ yapıyorlar, dedim. “Allahım, Dûs kavmine hidâyet ver” diye düâ buyurdu. Bana, yine kavminin arasına dön, onları islâma da’vet et, buyurdu. Gidip kavmimi islâma da’vete devâm etdim.
Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” Medîneye hicret edince, Bedr, Uhud ve Hendek gazâları yapıldı. Müslimân olanlardan bir cemâ’at ile birlikde, Hayber gazâsında Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” yanına gitdik. Mekke feth edilinceye kadar Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” yanında bulundum. Mekkenin fethinden sonra, beni Zilkefeyn adında bir putu yıkmak için gönderdi. Gidip o putu yıkdım, geldim. Ondan sonra, vefâtına kadar Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” ile berâber oldum.
Şöyle nakl edilmişdir: Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” vefâtından sonra arablardan dinden dönenler oldu. Tufeyl bin Âmir “radıyallahü anh” bir gurub müslimânla Yemâme tarafına cihâda gitdi. Yolda bir rü’yâ gördü. Rü’yâsını arkadaşlarına şöyle anlatdı. Başımı traş etdiler, ağzımdan bir kuş çıkıp uçdu. Bir kadın beni gördü, alıp karnının içine koydu. Oğlum beni çok aradı, bulamadı. Arkadaşları bu rü’yâsına hayrdır inşâallah dediler. Kendisi, ben bu rü’yâmı şöyle ta’bîr etdim, dedi: Başımı traş etmeleri, bu gazâda başımı vereceğimi, şehîd olacağımı gösterir. Ağzımdan çıkan kuş rûhumdur. Beni karnına koyan kadın yeryüzüdür. Oğlumun beni çok arayıp bulamaması ise, onun bu gazâda şehîd olmayı çok isteyip, şehîd olamamasını gösterir.
Tufeyl bin Âmir “radıyallahü anh” Yemâme gazâsında şehîd oldu. Oğlu Amr ise çok yara aldı. Fekat sonra sıhhate kavuşdu. Hazret-i Ömerin “radıyallahü anh” halîfeliği zemânında Yermükde o da şehîd oldu.