BAŞLANGIÇ
Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî, kitabına başlamadan önce, İmâm-ı Rabbânî Ahmed Fârûkî Serhendî'in (Mektûbât) kitabının üçüncü cildinin onyedinci mektûbunu yazarak, kitabına zînet ve bereket vermek istemiştir. [İmâm-ı Rabbânî, 1034 [m. 1624] de vefât etti. ] İmâm-ı Rabbânî, bu mektûbunda buyuruyor ki:
Mektûbuma Besmele ile başlıyorum. Bizlere her nîmeti gönderen ve en büyük nîmet olarak, müslüman yapmakla şereflendiren ve Muhammed aleyhisselâma ümmet kılmakla kıymetlendiren, Allahü teâlâya hamd ve şükrler olsun!
İyice düşünmeli ve anlamalıdır ki, herkese her nîmeti gönderen, yalnız Allahü teâlâdır. Herşeyi var eden, ancak Odur. Her varlığı, her ân varlıkta durduran hep Odur. Kullardaki üstün ve iyi sıfatlar, Onun lutfü ve ihsânıdır. Hayatımız, aklımız, ilmimiz, gücümüz, görmemiz, işitmemiz, söyliyebilmemiz, hep Ondandır. Saymakla bitirilemiyen çeşidli nîmetleri, iyilikleri gönderen hep Odur. İnsanları güçlüklerden, sıkıntılardan kurtaran, duâları kabûl eden, derdleri, belâları gideren hep Odur. Rızkları yaratan ve ulaştıran yalnız Odur. İhsânı o kadar boldur ki, günah işliyenlerin rızkını kesmiyor. Günahları örtmesi o kadar çoktur ki, emrini dinlemiyen, yasaklarından sakınmıyan azgınları, herkese rezil ve rüsvâ etmiyor ve nâmus perdelerini yırtmıyor. Affı ve merhameti o kadar çoktur ki, cezâyı ve azâbı hak edenlere azâb vermekte acele etmiyor. Nîmetlerini, ihsânlarını, dostlarına ve düşmanlarına saçıyor. Kimseden birşey esirgemiyor. Bütün nîmetlerinin en üstünü, en kıymetlisi olarak da, doğru yolu, saadet ve kurtuluş yolunu gösteriyor. Yoldan sapmamak ve Cennete girmek için teşvîk buyuruyor. Cennetteki sonsuz nîmetlere, bitmez, tükenmez zevklere ve kendi rızasına, sevgisine kavuşabilmemiz için, sevgili Peygamberine uymamızı emrediyor. İşte, Allahü teâlânın nîmetleri güneş gibi meydandadır. Başkalarından gelen iyilikler, yine Ondan gelmektedir. Başkalarını vâsıta kılan, onlara iyilik yapmak isteğini veren, onlara iyilik yapabilecek gücü, kuvveti veren, yine Odur. Bunun için, her yerden, herkesten gelen nîmetleri gönderen hep Odur. Ondan başkasından iyilik, ihsân beklemek, emânetciden, emânet olarak birşey istemeye ve fakirden sadaka istemeye benzer. Bu sözlerimizin, yerinde ve doğru olduğunu, câhil olanlar da, âlimler gibi, kalın kafalılar da, zekî, keskin görüşlü olanlar gibi bilir. Çünkü, anlatılanlar, meydanda olan, düşünmeye bile lüzûm olmıyan bilgilerdir.
İnsanın, bu nîmetleri gönderen Allahü teâlâya, gücü yettiği kadar Şükretmesi, insanlık vazîfesidir. Aklın emrettiği bir vazîfe, bir borçtur. Fakat, Allahü teâlâya yapılması Îcap eden bu şükrü yerine getirebilmek, kolay bir iş değildir. Çünkü insanlar, yok iken sonradan yaratılmış, zayıf, muhtaç, ayblı ve kusurludur. Allahü teâlâ ise, hep var, sonsuz vardır. Ayblardan, kusurlardan, uzaktır. Bütün üstünlüklerin sahibidir. İnsanların Allahü teâlâya hiçbir bakımdan benzerlikleri, yakınlıkları yoktur. Böyle aşağı kullar, öyle bir yüce Allahın şânına yakışacak bir şükür yapabilir mi?Çünkü, çok şey vardır ki, insanlar onları güzel ve kıymetli sanır. Fakat, Allahü teâlâ, bunları kötülük bilir ve beğenmez. Saygı ve şükür sandığımız şeyler, beğenilmiyen, bayağı şeyler olabilir. Bunun içindir ki, insanlar, kendi kusurlu akılları, kısa görüşleri ile Allahü teâlâya karşı şükür, saygı olabilecek şeyleri bulamaz. Şükretmeye, saygı göstermeye yarıyan vazîfeler, Allahü teâlâ tarafından bildirilmedikçe, övmek sanılan şeyler, kötülemek olabilir.
İşte, insanların Allahü teâlâya karşı, kalb ile ve dil ile ve beden ile yapmaları ve inanmaları lâzım olan şükür borcu, kulluk vazîfeleri, Allahü teâlâ tarafından bildirilmiş ve Onun sevgili Peygamberi tarafından ortaya konmuştur. Allahü teâlânın gösterdiği ve emrettiği kulluk vazîfelerine (İslâmiyet) denir. Allahü teâlâya şükür, Onun Peygamberinin getirdiği yola uymakla olur. Bu yola uymıyan, bunun dışında kalan hiçbir şükrü, hiçbir ibâdeti, Allahü teâlâ kabûl etmez, beğenmez. Çünkü, insanların, iyi, güzel sandıkları çok şey vardır ki, islâmiyet, bunları beğenmemekte, çirkin olduklarını bildirmektedir.
Demek ki, aklı olan kimselerin, Allahü teâlâya Şükretmek için, Muhammed aleyhisselâma uymaları lâzımdır. Onun yoluna (İslâmiyet) denir. Muhammed aleyhisselâma uyan kimseye (Müslüman) denir. Allahü teâlâya Şükretmeye, yâni Muhammed aleyhisselâma uymaya (İbâdet etmek) denir. İslâm bilgileri iki kısmdır: Din bilgileri ve fen bilgileri. Din bilgileri de ikiye ayrılır:
1 - Kalb ile îtikat edilmesi, yâni inanılması lâzım olan bilgilerdir. Bu ilimlere (Üsûl-i din) veya (Îman) bilgileri denir.
2 - Beden ile veya kalb ile yapılacak, ibâdet bilgileridir. Bunlara (Fürû-i din) veya (Ahkâm-ı islâmiyye) yâhut (Şeriat) bilgileri denir.
[İslâm dîninin bildirdiği din bilgileri, (Ehl-i sünnet) âlimlerinin kitaplarında yazılı olan bilgilerdir. Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri îman ve şeriat bilgileri arasında, mânaları açık olan nasslardan yâni âyet-i kerimelerden ve hadis-i şeriflerden birine inanmayan (Kâfir) olur. İnanmadığını gizlerse, (Münâfık) denir. Hem gizler, hem de, müslüman görünerek müslümanları aldatmaya çalışırsa, buna (Zındık) denir. Mânası açık olmıyan nassları yanlış tevil ederek, yanlış inanırsa, kâfir olmaz. Fakat, Ehl-i sünnetin doğru yolundan ayrıldığı için, Cehenneme girecektir. Bu kimse, mânası açık olan nasslara inandığı için, azâbda sonsuz kalmıyacak, Cehennemden çıkarılacak, Cennete sokulacaktır. Bunlara (Bid'at ehli) veya (Dalâlet fırkaları) denir. Yetmişiki türlü dalâlet fırkası vardır. Bunların yaptıkları ibâdetlerin hiçbiri kabûl edilmez. Îtikatı doğru olan müslümanlara (Ehl-i sünnet vel-cemaat) veya (Sünnî) denir. Sünnî olanlar, ibâdet yapmakta dört mezhebe ayrılmışlardır. Bu dört mezhepte bulunanlar, birbirlerinin Ehl-i sünnet olduklarını bilirler ve sevişirler. Dört mezhepten birinde bulunmayan kimse, Ehl-i sünnet olmaz. Ehl-i sünnet olmıyanın da, kâfir veya bid'at ehli olacağı, İmâm-ı Rabbânînin mektûblarında, bilhâssa birinci cildin ikiyüzseksenaltıncı mektûbunda ve (Dürr-ül-muhtâr)ın Tahtâvî hâşiyesinin (Zebâyıh) kısmında ve (El-besâir li-münkîr-it-tevessül-i bi-ehl-il-mekâbir) kitabında vesikaları ile yazılıdır. Bu iki kitap arabîdirler. İkincisi, Hindistânda yazılmış ve basılmış olup, 1395 [m. 1975] senesinde ve daha sonra İstanbulda ofset yolu ile müteaddid baskıları yapılmıştır.
Dört mezhepten birine göre ibâdet yapanlar, günah yaparlarsa veya ibâdetlerinde kusur ederlerse, Allahü teâlâ, bunları, dilerse affeder, Cehenneme hiç sokmaz. Dilerse, günahları kadar, azâb eder ise de, yine azâbdan kurtulacaklardır. Dinde zarûrî mâlûm olan, yâni câhillerin bile işitmiş olduğu, açık bilgilerden birine bile inanmıyanlar, Cehennemde sonsuz azâb göreceklerdir. Bunlara (Kâfir) denir.
Kâfirler, Kitaplı ve Kitapsız olmak üzere ikiye ayrılır. Müslüman evladı iken, sonradan dinden çıkarak kâfir olana, (Mürted) denir. İbni Âbidîn, şirk sebebi ile nikâhı haram olanları bildirirken buyuruyor ki, (Mürted, Mülhid, Zındık, Mecûsî, Putperest, eski yunan felsefecileri, Münâfık, yetmişiki fırkadan taşkınlık edip kâfir olanlar, [Berehmen, Budist], Bâtınî, İbâhî ve Dürzî denilen kimseler, hep Kitapsız kâfirdirler). Komünistlerle masonlar da böyledir. Hıristiyanların ve yahudilerin, gökten inen ve sonradan değiştirilip bozulan (Tevrât) ve (İncîl) kitaplarına inananları Kitaplı kâfirdir. Bunlar, herhangi bir mahlûkta (Ülûhiyyet sıfatı) bulunduğuna inanırsa, (Müşrik) olur. Allahü teâlânın (Sıfât-i zâtiyye)sine ve (Sıfât-i sübûtiyye)sine (Ülûhiyyet sıfatları) denir.
Kitaplı veya Kitapsız herhangi bir kâfir, müslüman olursa, Cehenneme girmekten kurtulur. Hiç günahsız temiz bir müslüman olur. Fakat, (Sünnî) bir müslüman olması lâzımdır. Sünnî olmak demek, Ehl-i sünnet âlimlerinden birinin kitabını okuyup, öğrenip, îmanının, sözlerinin ve işlerinin buna uygun olması demektir. Dünyada bir insanın müslüman olup olmadığı, zarûret olmadan, açık olarak söylediği sözlerinden ve işlerinden anlaşılır. Bu insanın âhirete îmanlı gidip gitmediği, son nefesinde belli olur. Büyük günah işlemiş olan erkek veya kadın bir müslüman, tevbe ederse, günahları, muhakkak affolur. Günahsız tertemiz olur. (Tevbe)nin ne olduğu ve tevbenin nasıl yapılacağı ilmihâl kitaplarında, meselâ (Se'âdet-i Ebediyye) kitabında uzun bildirilmiştir. ]