ALTINCI RİSÂLE
PEYGAMBERLİK NEDİR?
MUHAMMED “aleyhisselâm” SON PEYGAMBERDİR
ÖNSÖZ
Allahü teâlâ, dünyâda bütün insanlara acıyarak, fâideli
şeyleri yaratıp göndermekdedir. Âhıretde, Cehenneme gitmesi gereken âsî
mü’minlerden dilediğini afv edecek, doğruca Cennete kavuşduracakdır. Her canlıyı
yaratan, her vârı, her ân varlıkda durduran, hepsini korku ve dehşetden koruyan
yalnız Odur. Böyle bir Allahın şerefli ismine sığınarak, bu kitâbı terceme
etmeğe başlıyoruz.
Allahü teâlâya hamd olsun! Onun çok sevdiği Resûlü Muhammed
aleyhisselâma salât ve selâm olsun! Bu yüce Peygamberin temiz Ehl-i beytine ve
âdil, sâdık Eshâbının hepsine hayrlı düâlar olsun!
Allahü teâlâ, kullarına çok acımakda, onların dünyâda râhat
ve huzûr içinde yaşamalarını, âhıretde de sonsuz se’âdete kavuşmalarını
istemekdedir. Bunun için, insanlar arasından seçdiği en üstün, en iyi kimseleri
Peygamber yapmış, bunlara kitâblar göndererek huzûr, se’âdet yolunu göstermişdir.
Se’âdete kavuşmak için, önce kendisine ve Peygamberlerine inanmak lâzım olduğunu
bildirmiş, sonra kitâblarındaki teklîflere uymağı emr etmişdir. Böyle inanan ve
teklîfleri beğenen insana (Mü’min) ve (Müslimân) denir.
Allahü teâlânın var ve bir olduğunu ve Peygamberlere nasıl
inanılacağını bildirmek için, islâm âlimleri birçok dilde çok kitâb yazdılar.
Kısa, açık, kolay anlaşılır, şübheleri, vesveseleri giderir olarak yazılmış
olanlardan arabca (İsbât-ün-nübüvve) kitâbı çok fâidelidir. Bu kitâbı,
büyük islâm âlimi, imâm-ı Rabbânî Ahmed Fârûkî, onsekiz yaşında iken yazmışdır.
(Şerh-i Mevâkıf) kitâbının son kısmından seçdiği yazıları almış ve
bunları açıklamışdır. İlk olarak, urdu tercemesi ile birlikde Pâkistânda
basılmışdır. İmâm-ı Rabbânî, 971 [m. 1564] senesinde, Hindistânda Serhend
şehrinde tevellüd etmiş, 1034 [m. 1624] de, orada vefât etmişdir.
Bütün insanların, sömürücü ve aldatıcı yayınların şaşırtıcı
te’sîrlerinden kurtularak, bu kitâbı dikkat ile ve insâf ile okuyup, dünyâda
râhata ve huzûra, âhıretde de sonsuz se’âdete kavuşmaları için âcizâne düâlar
ederiz.
Çün aşk denizi
dalgalandı,
Ol dürr-i yetîm
zâhir oldu.
Şânında buyurdu,
Hâlıkı pâk,
(Levlâke levlâk
lemâ halaktül eflâk).
Mahmûdu Muhammedü
mübeccel,
Mahbub-i Hüdâ,
Nebiyyi mürsel.
Doğdukda o şemsin
ziyâsı,
Doldurdu bütün
kâinâtı.
Gördü onu basîr
olanlar,
Görmiyor, yalnız
kör olanlar.
O gonca, Mekkede
açıldı,
Kokusu dünyâya
saçıldı.
Zerredir o güneşden
el’an,
Âlemdeki ilm ile
irfân.
Bugün dolduran, rûy-i
zemîni,
İlmler, o gülün
filizi.
Ol güneşin olmasa
berkı,
Kim parlatırdı,
şarkı-garbı?
Olmasa Endülüs
okulu açık,
Kim Avrupaya
tutardı ışık.
İlm merkezi
Semerkand, Bağdâd,
Etdi, yeryüzünü
cehlden âzâd.
Böylece kapladı her
yeri,
Hızla envâr-ı
Muhammedî.
İnsâf et, ey inadcı
insâf,
Meydânda değilmi
ilmi eslâf?
Kim eyledi Mustafâ
gibi,
Tevhîd-i Cenâb-ı
ezelî?
ileri