ONUNCU RİSÂLE
KOMÜNİSTLİK VE KOMÜNİSTLERDE
DİN DÜŞMANLIĞI
Sosyal adâlet, çok eskiden beri düşünülen ve bütün dinler,
rejimler, ictimâ’î mezheblerce ileri sürülen ve gerçekleşdirilmesi va’d edilen
bir hususdur. Bir topluluğun düzenli ve âhenkli olması ve ferdler, zümreler
arasında nefret ve düşmanlık bulunmaması, ancak sosyal adâletin varlığı ile
mümkindir.
(Sosyal
adâlet), herkesin, çalışması, bilgi ve kâbiliyyeti ve gördüğü iş nisbetinde ve
derecesinde hakkını alması; hiç kimsenin ezilip sömürülmemesi demekdir. Sosyal
adâlet, en küçük bir iş görene de, hayât hakkı tanımakdadır. Çalışan herkesin
asgarî bir geçim şartına erişmesi, sosyal adâletin ilk şartıdır.
Sosyal adâlet, sosyal eşitlik demek değildir. Herkesin aynı
gelire sâhib olması adâlet değil, adâletsizlik olur. Bir sınıfda, çalışan
çalışmayan, bilen bilmeyen bütün öğrencilerin sınıf geçmesi gibi. Mutlak
eşitlik, ne tabiatda, ne toplulukda, hiçbir yerde yokdur.
Hukukdaki eşitlik, aynı durum ve şartlar içinde bulunan
herkesin aynı muâmeleye tâbi’ tutulması ma’nâsındadır. Sosyal bakımdan, ya’nî
iktisad cihetinden tam bir eşitlik aramak ve istemek, hem gereksiz, hem
imkânsızdır. Çünki, adâlet kavramı ile bağdaşdırılamaz. Mes’ele, çalışmak ve
kazanmak imkânını herkese aynı şeklde vermekdir. Mevcûdu kelle hesâbı, eşit
şeklde paylaşdırmak demek değildir. Herkesin çalışmasının karşılığını görmesi,
hakkını elde edebilmesi da’vâsıdır.
Sosyal adâlet, millî gelirin en uygun şeklde taksîmini
sağlar, istismârı, sömürücülüğü ortadan kaldırır. Sermâyenin çok küçük ve
belirli bir zümre elinde toplanmasını önler. Herkese kendi ölçüsünde hayât hakkı
verir. Sınıf ve zümreleri arasında düşmanlık bulunmıyan bir topluluk meydâna
getirir. Böyle bir toplulukda vatandaşlar, hâl ve istikbâl bakımından
kendilerini emniyyetde hissederler.
Sosyal adâlet, milliyetçi görüşle ve liberalist tarafı biraz
dahâ fazla olan karma bir ekonomi ile gerçekleşdirilebilir.
(Milliyetcilik), bir milleti yükseltmek arzûsudur. Milliyetcilik demek, mensûb olduğu
milleti sevmek, onun ilerlemesi için, çalışmak, millî değerleri, kurumları, dîni
ve gelenekleri korumak ve devâm etdirmek demekdir. Sosyal adâleti en iyi, en
verimli olarak sağlayan kuvvet, islâm dînidir. Müslimânlar birbirlerinin kardeş
olduklarına inanırlar. Kardeş gibi sevişirler. Müslimân olmayanların dahî
mallarına, canlarına, ırzlarına saldırmazlar. İslâm dîni, insanların
sevişmelerini, yardımlaşmalarını sağlar. Bölücülüğü önler. Çalışmağı, halâl para
kazanmağı emr eder. Her çalışan insana hakkını verir. Herkesin mülkünü korur.
Her müslimân, kazancına râzı olmakda, râhat ve huzûr ile yaşamakdadır. Kimse
kimsenin malına, mülküne dokunmaz. Sosyal adâleti anlıyanların ve bu
da’vâlarında samîmî olanların, islâm dînine saygı göstermeleri ve yardım
etmeleri îcâb eder.
(Sosyalizm), sosyal adâlet demek değildir. İsmleri benziyorsa da, birbirinden başka,
büsbütün ayrıdırlar. Îmân ile küfr gibidirler. Ya’nî, birinin bulunduğu yerde,
öteki bulunamaz.
(Sosyalizm), ferdî mülkiyyet düşmanlığı, bütün istihsâl vâsıtalarının ve ticâretin
devletleşdirilmesi, diktatör idârenin kurulması, din düşmanlığı, bütün
çalışanların işçi, ırgad hâline sokulması, din, târîh, millet, vatan ve devlet
düşüncelerinin yok edilmesidir. Ferdin ölmiyecek kadar kabûl edilen, çok az
yiyecek, giyecek ve ev eşyâsından ve bir iki odadan başka, bütün gelir ve
kazançları elinden alınır. Böylece, insanlar, her çeşid teşebbüs, rekâbet,
buluş, inanış ve inkişafdan mahrûm bırakılır. Bütün kâbiliyyetleri ve
şahsiyyetleri söndürülür. Zâlim, merhametsiz olan tek bir merkezden, sıkı bir
baskı ve işkence ile idâre edilen bir esîr, bir robot hâlinde, gücü gidinceye
kadar çalışdırılır.
Sosyalizm, kızıl (Rus) ve sarı (Çin) emperyalizminin
diktatörlüklerine maske ve âlet olmuşdur. Sosyalizmi belirten yukarıdaki
işlerden bir veyâ birkaçı gevşek yapılır veyâ hiç yapılmazsa, buna (Nasyonal
sosyalizm) denir. Hepsi, işkence ile, kıyasıya yapılınca (İhtilâlci
sosyalizm) veyâ (Komünizm) denir. Sosyalizm ve komünizm kelimeleri,
inkâr felsefesinin adı ve soy adı gibidirler. Her ikisi de, insanı madde ile
nefsin arzûlarına tapdırmakdadır. Allahü teâlâdan ve kendi rûhlarından,
vicdanlarından habersiz bırakarak, hayvan gibi boğaz tokluğuna yaşatmakdadır.
İdâreci, diktacı azınlık ise, kudurmuş köpekler gibi, millete ve birbirlerine
saldırmakda, kendilerini ve milleti sinsice, kahbece öldürmekdedirler. Rusyada
ve Çinde, milyonlarca insan öldürdüler.
Komünizm gaddar ve barbar olduğu kadar, sinsi, aldatıcı ve
bulaşıcıdır. Kurnaz metodlarla usanmadan, yılmadan şeytân inâdı ile çalışır.
Muhtelif kılıklara büründüğü gibi, hedef tutduğu muhîtinde, za’îf ve kopması
kolay olan cihetlerinden de istifâde etmesini bilir. Izdırab ve sefâletleri
istismar ederek, kışkırtıcı üslûbu ile ictimâ’î nizâmı bozarak sınıf kavgasına
yol açar. Örümcek ağı gibi câsûsluk ve propaganda şebekeleri kurar. Aşağı
karakterli, düşük kaliteli soysuz insanları para ile kolayca kızıl ağına
düşürür. Sonra, ölüm ile tehdîd ederek bunlara her kötülüğü yapdırır. Onlardan
son derece istifâde etmesiyle, hedefini içinden çürütüp, yıkmakda şeytânî ince
san’ata vâkıfdır.
Bir kerre onun korkunç pençesinin altına düşmüş bir memleket
için kurtuluş çâresi yokdur. Kanser hastalığı ferd hayâtı için ne kadar korkunç
ve tehlükeli ise, komünizm de, bir memleket, bir millet için, o kadar tehlükeli
siyâsî bir felâketdir.
Komünizmi, hürriyyet çatısı altında demokrasi temeline
dayanan, istikbâli ve mukadderâtı temâmen halk irâdesine bağlı, onun reyi ile iş
başına gelip giden, hür dünyâca alışılmış, ehlî ve humaniter istikâmetli, siyâsî
partiler gibi zan edip aldanmamalıdır. Güzel ve parlak sözlerine kanıp, kocaman
yılanın zehrli dişlerine kendisini kapdırmış, zavallı bir kurbağanın âkıbetine
düşmemelidir.
Saf zümreye “Cennet Bağçesi” olarak uzakdan parlak göstermek
istedikleri şey, propaganda kılıfı ile örtülmüş, milyonlarca ma’sûm insanların
kemikleriyle dolu, cinâyet kuyusudur.
Hür dünyâ sathında kızıl sihirbazların dökmekde oldukları,
propaganda esrâr dozlarını tadayım derken, fazla kaçırıp serhoş olanlar ve
serhoşluk illüzyonunun, hayâllerinin te’sîri altında, komünizme aşk i’lân
edenler, ayıldıkdan sonra, nedâmet ve pişmânlıkla geri dönmüşlerdir.
1952 yılında tanınmış İtalyan komünist liderlerinden Masentso,
yıkıcı fe’âliyyetinden dolayı İtalyan mahkemeleri tarafından üç yıl ağır habs
cezâsına mahkûm edilmişdi. Masentso mevkûf bulunduğu habshânesinden “komünizm
Cenneti”ne kavuşmuş olan Çekoslovakyaya kaçmağa muvaffak olmuşdu. Kısa bir zemân
oralarda kaldıkdan sonra, Masentso, içerisinde bulunduğu rü’yâsının ortasında
çabucak ayılıverdi. Acı ve sert hakîkatleri, bütün çıplaklığı ile farketdi.
Bundan duymuş olduğu nedâmet ve pişmânlığını bir müddet saklamak istemiş ise de,
hür Avusturyaya kaçıp oradan da, haklı olarak çarpdırılmış olduğu üç yıl ağır
habs cezâsını çekebilmek için, İtalyaya gönderilmesini istemiş ve demişdir ki,
Cennet zan etdiğimiz komünist memleketlerde yaşamakdan ise, İtalyan habshâneleri
dahâ râhat, dahâ iyidir. Buna benzer, aynı nedâmet ve pişmânlık ile o kızıl
cinâyet kuyusundan kaçan, hür dünyâda ismleri tanınmış Kravçenkolar, Zaharovlar,
Kasyanovaların sayısı çokdur. İkinci cihan harbinin yırtıp açmış olduğu demir
perde kısmından istifâde ederek batıya kaçan ve muhtelif hür memleketlere
sığınan, ekseriyyeti köylü ve işçi zevallıların sayısı birbuçuk milyona yakın
olduğu, bilinen bir hakîkatdir. O hâlde, şu sapık solcular, “Cennet” olarak
göstermek istedikleri kızıl diyârından kaçan bu bahtsız insanların inlemelerini
nasıl îzâh edebilirler?
Yutmağa hedef tutduğu memleketlerin, işçilerine fabrikalar ve
diğer sanâyı’ işletmeleri, köylüye bol bol arâzî, memleketde ise, sulh,
hürriyyet ve refâh va’d eden maskeli koca kızıl yılan, bakın Rus halkına,
Kafkasyaya, Türkistâna, Ukraynaya, Letonyaya, Litvanyaya, Estonyaya ve diğer
peyklerine neler bahş etdi? İşçilere ve köylülere va’d edilen fabrikaların,
arâzînin yerine, devâmlı karlar ile örtülü, sıfırın altında elli derece soğuğu
ile süslenmiş bütün boş Sibiryayı, alışılmamış bu derece soğuğun altında aç
karnı ile oradaki vahşî ormanlarda ağaç keserek serbest ölme şansını, va’d
edilen hürriyyetlerin yerine de, elleri kelepçeli, ağızları mühürlü esâret;
refâhın yerine ise, ağlıyan sefâlet, perişânlık ve açlık. Memleketleri ise,
utanç dıvârları ile çevrilmiş, demir perdeler ile kapatılmış birer esâret kampı
yapmışdır. 1927 yılından 1939 yılına kadar, hürriyyet, sulh ve refâhlar va’d
edilen, sâdece Rusyada onyedi milyon ma’sûm insan yok edilmişdir. Bunlar hikâye
değildir. Hakîkatın tâ kendisidir.
İhtilâl ve iç harb başlamadan önce, RUSYA’da hemen hemen ânî
denecek şeklde bir sürü Sosyalist parti peydâ oldu. İşçi Demokrat, Köylü
Demokrat, Bolşevik, Menşevik, Sağ ve Sol Liberaller, Kadet Partisi bu
meyandaydı. Her biri ayrı ayrı fikrler ile propagandaları ile ortaya
çıkmışlardı. Küçük, büyük topluluklardan faydalanarak, konuşuyorlar, nutklar
çekiyorlardı. Köylerde, fabrikalarda, küçük tezgâhlarda, meydânlarda, hattâ
sokaklarda, bu fe’âliyyet eksik olmuyordu. Bu partiler, binbir va’d ile
süsledikleri programlarını, parlak sözlerle halka sunuyorlar, işsiz insanlarla
berâber, hâlleri iyi olanları da kandırıp peşlerine takıyorlardı. Bu kaynaşma
aylarca devâm etdi. Devâmlı yapılan konuşmalar ve gürültü, halkı şaşırtmışdı.
İnsanların kafaları, eğriyi doğruyu anlıyamaz hâle geldi. Âdetâ, halk şu’ûrsuz,
serhoş olmuşdu.
Partilerin en kuvvetlisi, en çok va’dde bulunanı, Bolşevik
Komünist Partisi idi. Bunlar yalnız işçilere ve köylülere hitâb ediyorlardı.
Çalışdıkları yerlerin sâhiblerinin yerlerine geçeceklerini, işletmelere,
topraklara müsâvî şartlarla hissedar olacaklarını, zenginlere kul olmanın
kalkacağını, zenginlerin oturdukları apartmanlarda oturacaklarını, caddeleri o
zenginlerin süpürüp temizliyeceklerini, köylülerin toprak sâhibi yapılacağını,
çiftlik sâhiblerinin topraklarının ırgad köylüye dağıtılacağını söylüyorlardı.
Bolşevik ve işçi partilerinin müşterek olan propagandaları,
zenginlere kul olmanın, hizmet etmenin kalkacağı şeklindeki konuşmalardı.
Kurtuluş gününün gelmekde olduğu haber veriliyordu.
Bu sosyalist, komünist partiler, işçi ve köylünün hakkını
korumak, onları yüksek hayâta ulaşdırmak için çalışdıklarını durmadan
tekrarlıyorlardı. Eğer işçi ve köylüler peşlerinden gelirlerse, kurtarıcı
olmanın şerefini paylaşacaklardı.
— Ey işçiler ve köylüler! Burjuvaların, kapitalistlerin,
ağaların, bütün sömürücülerin pençelerinden kurtulmak istiyorsanız, oylarınızı
komünist partisine veriniz ve onun etrâfında toplanınız, diyorlardı.
Bilhâssa, câhil köylü ve işçiler, kendileri için iyi ve kötü
olan tarafları seçemiyorlar. Dahâ ziyâde yalanlara kapılıyorlardı. Bugünkü Rus
emekçisinin sefâlet ve felâketi, maalesef, o devredeki gafletin, aklsızlığın
netîcesi olmuşdur.
İhtilâlin başlangıcında, komünist idârecileri, bir kısm
karaktersiz insanları, kudurmuş köpek gibi etrâfa saldırtarak, herşeyi kırıp
yıkdırdı. Suçsuz insanları, sorgusuz süâlsiz boğazlatdı. Komünistlerin
başındakilerin ekserîsi yehûdî idi. Bunlar, intikam hırsı ile RUS halkını
birbirine düşürmekde büyük gayret gösterdiler. LENİN (1342 [m. 1924] de öldü) ve
Trocki, (Stalin tarafından kovuldu. 1358 [m. 1940] de Meksikada öldürüldü), Karl
Marxın (1300 [m. 1883] de öldü) izinde, komünizm ideâlinin bayrağı altında,
katliâm politikasını yürütdüler. Yapdıkları cinâyetler, vicdanlı insanların
kabûl edemiyeceği, hattâ inanamıyacağı müdhiş bir manzara gösteriyordu. Önce,
sınıflar birbirlerine düşman yapıldı. Sonra, Rusyanın her tarafında dost-düşman
karışdı. Kimin kiminle olduğu anlaşılmaz hâle geldi. Bu sûretle, kardeş kavgası
ve iç harb başladı. Bu harb, babayı oğula, kardeşi kardeşe karşı savaşdırdı.
Rusyanın her tarafı, kana bulandı. İç harb, senelerce devâm etdi. Milyonlarca
insan öldü. Memleketin her tarafı yakılıp yıkıldı. Bütün işler durdu. İşsizlik,
sefâlet, hastalık, milleti kırıp geçirdi.
Hâlbuki ihtilâlden önce, komünistler bütün Rusyanın patronu
olmak, zâlim idâreyi kurmak, diktatörlüğü yerleşdirmek maksadı ile köylüye ve
işçilere o kadar çok şey va’d etdiler ki, onlar câhil kafalarıyla Cennet
hayâtına kavuşacaklarını sanmışlardı. Seneler geçdikden sonra, işçi ve köylüler,
hiçbir şey elde edemediklerini, aldatıldıklarını, tuzağa düşdüklerini, tepeden
tırnağa kadar soyulduklarını anlamakda gecikmediler. Fekat, iş işden geçmişdi.
Artık diktatör idâre, bunları birbirleriyle derdleşmekden bile men’ ediyor,
arada bir kütleler hâlinde katliâmlar tertib ediyordu.
Sovyet Rusya Cumhurbaşkanı K.Vocoshilov, 1934 de Rusyada
verilen bir ziyâfetde Amerikan Sefiri William C. Bulitte şu hâdiseyi anlatmışdı:
(1919 yılında, teslîm oldukları takdîrde hiçbir zarar vermemeği va’d ederek,
Kievde on bin Çar subayını eşleri ile birlikde teslîm olmağa iknâ etmişdim.
Sözüme inanarak teslîm oldular. On bin subayın hepsini erkek çocuklarıyla
birlikde i’dâm etdirdim. Karıları ile kızlarını ise, Rus ordusu tarafından
kullanılmak üzere, umûmhânelere gönderdim). Sonra da, zevallı kadınların, ma’rûz
kaldıkları korkunç muâmeleye üç aydan fazla dayanamıyarak can verdiklerini
sözlerine ilâve etmişdir.
1335 [m. 1917] ihtilâlinin hemen akabinde, Çar Nikola ve
beşikdeki çocukları ile berâber, bütün âile efrâdı, Bracki Ormanlarında
katledilmişlerdir. 1917 yılından 1947 yılına kadar komünist Rusyada hükm süren
kanlı ihtilâlin netîcesi katl edilen, açlıkdan ve sefâletden ölen insanların
sayısı 63 milyon 301 bin kişidir. Aşağıda buna dâir vereceğimiz rakamlar,
vesîkalar, kan ve kemik üzerine kurulan dinsiz bir rejimin girdiği ülkelere
neler getirebileceğini açıkça ortaya koymakdadır. Bu vesîkalar, çok esaslı
kaynaklardandır. Veyl uyanmıyanlara....
YIKILAN İBÂDET
YERLERİ
Türkistânda 14 bin câmi’ ve mescid, Kafkasya ve Kırımda 8
bin, Tataristânda ve Baş Kurdistânda 4 bin câmi’, mescid yıkılmış ve tahrîb
edilmişdir. Yalnız Buhârâ vilâyetinde 360 câmi’, mescid yıkdırılmışdır. Bir
medrese bırakılmışdır ki, o da, din aleyhdarlığı müzesi olarak kullanılmakdadır.
Semerkand vilâyetinde de, aynı şeklde bırakılan Uluğ Beğ medresesi, din
aleyhdarlığı müzesi olarak kullanılmakdadır. Semerkanddaki iki kilise de,
basketbol, voleybol salonu olarak kullanılmakdadır.
KATL EDİLEN DİN
ADAMLARI
Müslimân din âlimleri olarak katl edilenlerin mikdârı 270
binin üzerindedir. Bir kısmı da, Sibiryada sıfırın altında 65 derece soğuğun
hükm sürdüğü kamplara sürgün edilmişlerdir. Dindâr olanlardan ise, yalnız
Türkistânda üç milyonun üstünde bir kütle, dînî inançlarından dolayı, şehîd
edilmişlerdir.
Ruslar, 1979 senesinin son ayında, Efganistâna girince, hemen
köylere saldırdılar. Yiyecekleri, giyecekleri, ev ve zînet eşyâlarını yağma
etdiler. Kadın, çocuk ayırmaksızın, rastladıkları müslimânları öldürdüler.
Tanklarla Kunday şehrine girince, büyük câmi’i top ateşine tutarak, yüzlerce
müslimânı, nemâz kılarken şehîd etdiler.
Komünistlerin feci’ bir şeklde yürütdükleri dinsizleşdirme
siyâsetine, devrimlere muhâlefet edenlerin imhâsına veyâhud Sibirya kamplarına
sürülmesine dâir verdiğimiz şu rakamlar, beşeriyyet için ibret dersi alınması
gereken vahşet sahnesidir.
DÎNÎ KİTÂBLAR ve
ÂBİDELERİN İMHÂSI
Türk milletinin islâmı kabûlünden sonra, dînî âbidelerle
süsleyip, islâm mi’mârisi ile şarkın birer pırlantası hâline getirdiği Buhârâ,
Semerkand, Kakant, Kazan, Hayve, Ufa, Bakü, Taşkent, Bahçeserây, Derbend,
Timirhan, Kaşgâr, Almasta, Tirmi v.s. şehrlerinde mevcûd milyonlarca Kur’ân-ı
kerîm ve Hadîs kitâbları başda olmak üzere, bütün dînî eserleri toplayıp,
komünistler, bunları vicdansızca ve hayâsızca yakmışlar, sokaklarda yırtarak,
ayaklar altında çiğnemişlerdir. Diğer tarafdan halkın elinde bulunan dînî, millî
ve târîhî kitâbların hükûmete teslîm edilmesini emr etmişler ve müsâdere
etdikleri bu kıymetli eserleri de aynı şeklde imhâ etmişlerdir. Bu arada, ba’zı
müslimânlar, ölümü göze alarak, ellerinde bulunan kitâbları bu kâtil sürüsüne,
sapıklara teslîm etmeyip, sandıklara doldurarak yere gömmüşlerdir. Bu hareketler
esnâsında, kitâbları teslîm etmek istemiyen binlerce dindâr, şehîd edilmişdir.
DİN ALEYHİNDE
YAPILAN BASKI VE PROPAGANDALAR
Dîne indirilen bu ağır darbe ve din adamlarının katl
edilmeleri netîcesinde milyonlarca ma’sûm insan cesedlerinin üzerine kurulan
Allahsız komünizm devletinin din aleyhindeki belli başlı baskı ve propagandaları
şunlardır:
1 — Mekteblerde din dersi okutulması men’ edilmişdir.
2 — Bütün ibâdethânelerde ibâdetler yasak edilmişdir.
3 — Devlet işlerinde din adamları yok edilmişdir.
4 — Evlerde dînî terbiye verilmesi kat’iyyetle men’ edilmişdir.
5 — Gazete, mecmû’a ve radyolar ile din aleyhinde neşriyyât yapılmakda,
uydurma temsîller verilmekdedir.
6 — Allahü teâlânın (hâşâ) yok olduğu, mukaddes kitâbların, uydurma, hurâfe
olduğu telkîn edilmekdedir.
7 — Komünist partisinin kolları olan Allahsızlar Cemiyyeti ve genç
Allahsızlar derneği nâmı altında teşekküllerle, şehr ve köylerde konferanslar
verilip, din ile, Allah ile, Peygamberler ile alay edilmekde, din düşmanlığı
aşılamak için, gece kursları tertîb etmekdedirler.
8 — Tiyatro, sinema v.s. eğlence yerlerinde, Allah, Din, Kur’ân ve
Peygamberler, din adamları, dâimâ alay mevzû’u edilmekde, böylelikle, genç ve
körpe dimâgları zehrlemekdedirler.
9 — Müslimânların başlıca dînî farîzelerinden olan nemâz, oruc, hac, zekât,
kat’iyyetle men’ edilmiş olup, kelime-i şehâdet getirmek, Allah kelâmını
söylemek dahî büyük bir suç teşkîl etmekdedir. Ve bu şeklde asîlâne
hareketlerinden dolayı dâimâ gizli polisin tâkibâtına uğrayan dindârlar,
ekseriyâ “Batıl inançları yaymak”, “Devlet aleyhdarlığı yapmak”, “Rejime,
devrimlere karşı gelmek” gibi ithâmlara mâruz kalmakda, ölüm kamplarına
götürülmekdedirler.
ÖLÜLERE SAYGISIZLIK
1 — Cenâze nemâzı kılmak, ölüleri yıkamak, temâmen yasak edilmişdir.
2 — Ölen insan, doğrudan doğruya bir çukura atılır, üzerine kireç serpilerek
toprağı örtülürdü.
3 — Şehrlerdeki mezârlardan çıkarılan insan kemikleri ve yıkılan ibâdet
yerlerinin molozları ile şehrin çukur yerleri doldurulmuşdur.
4 — Köylerdeki mezârlardan çıkarılan insan kemikleri ise, tarlalarda gübre
olarak kullanılmışdır.
Muhterem okuyucu! Komünistler, bütün bu işkence, katliâm,
sürgün ve baskılara rağmen, insan denilen varlıkdaki, o ilâhî sevgiyi
körletememişlerdir. O mukaddes bağı koparamamışlardır. Bugün komünist rejimin
altında bulunan 140 milyon müslimân din kardeşlerimizden, bu sistemli
çalışmalara, işkencelere rağmen kendi emellerine âlet edebildikleri, dinsiz
yapdıkları soysuzların mikdârı yüzde 5’i geçemez. Demek ki, fıtrî olan dîni,
îmânı hiçbir maddî kuvvet ezemiyecekdir. Mahkûm edilebilir, fekat yok edilemez.
Müslimân, canını verir. Fekat, dînini, nâmûsunu, aslâ vermez. Bunu 1986 Efgan
fâci’asında ruslar da iyi anladı. Yüzbinlerce kızıl askerlerle, füze ve
tayyârelerle saldırarak, köylüleri, kadınları öldürdüler. Müslimân çocuklarını
dinsiz yapmak için Moskovaya götürdüler. Câmi’leri, mektebleri, evleri, gıdâ
maddelerini yakdılar. 1979 dan bugüne [1986 ya] kadar akıtdıkları müslimân kanı
bir milyonu geçdi. Fekat müslimân mücâhidler, binlerle şehîd verip, dinsizlere
esîr olmadı. Ruslar, bu vahşetlerini islâm milletlerinden saklamak için, Rusyada
din hürriyyeti olduğunu, islâm ilmlerinin ve ibâdetlerin serbest olduğunu
anlatan kitâblar hâzırlayıp, islâm memleketlerinde parasız dağıtdılar. Bu
kitâblardan, Rusyadaki müslimânların haberleri bile olmadı. Çünki bunlar, yalnız
dış memleketlere gönderildi. Rusyada dağıtılması yasakdı. Komünizme hiyânet
etmek olurdu. Bu kitâblardan 1986 da, Cezâirde halka dağıtılanlardan bir kısmı
elimize geçdi. Ekstra kâğıda basılmış, parlak cildli. Devlet tarafından ofsetle
basılmış, arabî kitâblar. Üzerlerinde 1400 hicrî târîhi ve Taşkend yazılı.
İçlerinde, sarık ve cübbe giydirilmiş, dinsiz birkaç komünistin resmleri, müftî,
imâm ve din idâresi reîsi gibi ismlerle teşhîr ediliyordu. Efganistânda,
müslimânlara yapılan rus zulmü ile zıd bir komünist propagandası. Öyle kurnazca
hâzırlanmış ki, islâm dînini ve komünizmin iç yüzünü bilmeyen, bu hîleye ve
yalanlara çabuk aldanır. Azılı islâm düşmanını dost sanarak, sonsuz felâkete
sürüklenir.
İster sosyalizm, ister cumhûriyyet densin, ister demokrat
ismi verilsin, hattâ isterse kralcılık kürküne bürünsün, istediği kadar
yaldızlı, yalan propagandalar yapsın, komünizm her yerde ve her ânda kendisini
belli eden hürriyyet düşmanı bir rejimdir. Dinsiz, merhametsiz, zâlim bir
azınlık diktatörlüğüdür. Bunun için İslâmiyyetin amansız düşmanıdır. Rusyanın
adı, “Sovyet Sosyalist Cumhuriyyetleri” idi. Bu ismde komünizmin bir harfi dahî
geçmiyor. Komünist Doğu Almanyanın adı: “Demokratik Almanya Cumhuriyeti” idi.
Yugoslavyanın adı: “Federal Halk Cumhuriyyet”, Kızıl Çin, Bulgaristanın,
Macaristanın, Polonyanın, hulâsa komünist her devletin adı, bir başka
cumhûriyyet idi. Çok şükr, komünizm, Kızıl Çinin dışındaki ülkelerde yıkıldı.
Komünizm, dünyâ insanlığı için o kadar tehlükeli bir ma’nâ ifâde etmekde ve
içine düşenler bu rejimden öylesine nefret duymakda idiler ki, bizzat
komünistler dahî, bu ismden kaçınmakda ve kendi devlet ünvanlarına, hür
devletlerin adlarını takışdırarak, kamufle, setr etmek ihtiyâcını duymakda
idiler.
Komünizm, üzerine hangi kürkü giyerse giysin, bir parça
aralanınca altından kızıllığı, vahşeti derhâl beliren bir rejimdir. Komünizmi,
böyle ilk bakışda belirten damgası nedir? İsmi, demokrat da, kralcı da,
cumhûriyyetci de, halkçı da olsa, komünizm ilk bakışda nasıl anlaşılır? İşâret
edelim: Komünizmin tek ve mümeyyiz vasfı “Devletçilik” ve “Din düşmanlığı”dır.
Her şeyin ve her işin devletleşdirildiği, müslimânlara gerici, yobaz denildiği,
komünist olmıyanlara faşist damgası basıldığı bir ülke, ismi ne olursa olsun,
komünist bir ülkedir. Bir memleket devletçilikden ne kadar uzaklaşır, Allaha ve
Peygambere saygı gösterirse, o memleket komünizmden o kadar uzaklaşmış demekdir.
Devletçilik ve din düşmanlığı komünizmin gerçek ismidir.
Aşırı devletçiliği getirmek ve mekteblerden din derslerini
kaldırmak istiyenlerin gâyeleri memlekete komünizmi yerleşdirmekdir. Komünizmin
ilmî adı: Her şeyin devletleşdirilmesi, kollektivite ve din düşmanlığıdır. Her
şey devletleşdirildikden sonra “Allahsızlar Cemiyyeti” kurulur ki, böyle bir
cemiyyeti kurmak, birkaç sâatlik işdir.
Dünyâ komünist teşkilâtı, hür memleketlere komünizmi
sokabilmek ve yerleşdirebilmek için, önceden satın almış oldukları yoldaşlarına
18 direktif vermekdedirler. Bunlardan on madde aynen şöyledir:
1 — Memleketinizde komünist veyâ sosyalist partilerin kurulmasını teşvîk
ediniz. Bunlar mevcûd ise, kendileri ile işbirliği yapınız.
2 — Halkınızı mümkin olduğu kadar çok sınıf ve zümrelere bölünüz.
3 — İşçi ve işverenler arasında dâimî anlaşmazlık çıkarınız.
4 — Komünist rejimi kuruncaya kadar mücâdele ediniz ve uğraşınız. Komünist
rejim kökleşinceye kadar yurdunuzda böyle bir tehlükenin olmadığına herkesi
inandırınız. Sizin niyyet ve maksadınızı fark edip yüzünüze vurmak istiyenleri
vehimli ve jurnalci olmakla suçlandırınız.
5 — Mezheb ve tarîkat kavgalarını körükleyiniz. Gizli, açık din düşmanlığı
yapınız.
6 — Halkın çok sevdiği kahramanları, kendinize bayrak yapıp, onları
tarafınızdanmış gibi gösteriniz.
7 — Roman, şi’r, yazı ve karikatür ile de, sistemli olarak, işçi ve köylünün
sefâlet içinde olduklarını, mübâlagalı olarak yayınız.
8 — Hür memleketlere karşı muhâlif tavır alıp, Batı düşmanlığını yayınız.
9 — Sendikaları, gençlik derneklerini ve san’at kuruluşlarını elde ediniz.
10 — Sürekli huzûrsuzluk kaynakları arayıp bularak, bunları devâm etdirmeğe
çalışacaksınız.
Komünizm felâketine yakalanmamak için, onun bu on tohumunu en
küçük fırsatlardan fâidelenerek, zararsız hâle getirmelidir.
Komünizme karşı elele birleşmek, teşkilâtlanmak,
parçalamasına göz yummamak lâzımdır. Komünistlere selâm vermekle, yüzlerine
gülmekle, kitâb, gazete ve dergilerini almakla, vitrinlerde teşhîr etmekle,
satmakla, dergi ve gazetelerini i’lânlarla beslemekle, onun satırı bilenmekdedir.
Çar da, sinsi Rus komünistlerini serâyına da’vet eder,
iltifâtlarda bulunur, sofrasına alır, fikrlerini dinlerdi. Amma ihtilâl olunca,
o dostlar, Çarı, Çariçeyi, çocuklarını, torunlarını, kundakdakilere kadar
boğazladılar.
Komünizmde anlayış, vefâ, insanlık, merhamet, îmân ve insaf
yokdur. Rusların 1980 senesinde Efganistân köylerine havadan yapdıkları
hücûmlar, komünist vahşetinin, barbarlığının yeni ve korkunç bir vesîkasıdır.
Komünist, Allahla, vicdanla, ahlâkla berâber olanların
düşmanıdır. O, bu gibi insânî duyguları, hastalık, budalalık, rejimine ve
prensiplerine hiyânet saydı! Parolası, (Parçala, sonra yut) oldu.
Komünizmin şerrinden korunmak için formül tekdir:
Ona kendi usûlleriyle, ya’nî kuvvetle saldırmak, suratına
tükürmek, yumruğu tepesinden eksiltmemek ve onu böylece, nâmûslu insanlardan
ayırmak, kızıl lekeli suratiyle yalnız ve ortada bırakmakdır.
Rus ihtilâli elliiki milyon insan boğazlamışdır ki, bunun
kırk milyonu tarım ve fabrika emekçileridir. (Toprak dağıtacağım, işletmelere
ortak edeceğim) diye gelmiş, fakîr köylünün birkaç dönüm tarlasını, yoksul
işçinin kulübesini de ellerinden almış, dîni, îmânı olanları, Allah diyenleri
öldürmüşdür.
Kızıl ihtilâl, işçi iktidârı nâmı altında, işçileri yiyen
doymaz bir canavardır! O, öyle bir katliâm ve yağmadır ki, bu katliâmı ve
yağmayı yapanlar dahî, katliâm ve yağmadan kurtulamazlar.
Cana, mala, ırza, dîne, îmâna karşı başlıyan kin, insanlığa
karşı beslenen sadizme çevrildi ve başlarındaki bir avuç zâlimin plânları
hesâbına çalışmağa başladı. O zemân nasıl aldatıldıkları anlaşıldı. Amma iş
işden geçmiş oldu.
Gizli komünist partisi tüzüğünün dördüncü maddesi aynen
şöyledir:
(Komünist Partisi, Emperyalizmin yerli uşaklarının, toprak,
fabrika, binâ sâhiblerinin, esnaf ve tüccar burjuvalarının, bütün dindârların,
onların ruhban ve ülemâsının, çalışan ve emekliye ayrılmış bütün subay, polis ve
memurun, hülâsa ihtilâl safları dışında kalanların barışmaz düşmanıdır.)
Leninin ihtilâl parolası da şudur:
(Aktif elemanları, en kısa zemânda mümkin olduğu kadar çok
öldürün ki, bize az iş kalsın).
Görülüyor ki, boğazlanması gerekenler dışında, yüzde yüz
selâmetde kalanlar, sâdece kendileridir, kızıl yöneticilerdir.
Lenine göre, (Kızıl iktidârın yaşaması için, kızıl ihtilâlin
devâmı şartdır). Sonu gelmez işçi katliâmlarının, rejim temizliklerinin sebebi
budur. Kızıl Çinde, komünist diktatör Maonun emri ile, beher temizlemede
üçyüzbin emekçi kurşunlandı. Bu cinâyetler, din düşmanı, Allaha, kıyâmet gününe
inanmıyan bir zümre tarafından yapıldı.
Rusya bugün ne seviyeye gelmişdir? Halkının mutluluk derecesi
nedir? gibi mühim soruların cevâbları verilmeden (Adamlar fezâda geziyor) diye
kesip atmak ve zâlim bir azınlığın lüks, şâhâne, zevkli, safâlı hayâtlarına
imrenmek, dar görüşlülük olur. Bir zemânlar, Mısrdaki ehramlar da, devrinin
şâheseriydi. Müstebid bir azınlığın, kaprislerini tatmin için, milyonlarca
insanın kan ve cesedleri üzerine kurulan, aç ve perîşan bırakılan işçinin,
emekçinin elinden alınan paralarla yapılan eserleri, fabrikaları, füzeleri,
toplum se’âdetinin hedefi olarak gösterebilir miyiz? Vâsıtaları, hayâtın gâyesi
gibi göstermek, hayâtın kendisine ihânet olur. 1990 senesi başlarında, Sovyetler
Birliği dağıldı. Doğu Almanya, Batı Almanya ile birleşdi.
Ba’zı yazarlar ve ba’zı kimseler, acabâ yazdıklarının veyâ
söylediklerinin yüzde birini, hasretini çekdikleri komünistlikde ağızlarına
alabilirler mi?
Gençler! Saf gönülleriniz, temiz rûhlarınız, bu yaşlarınızda,
böyle hayâlî yarınların büyüsüne kapılmağa gâyet müsâiddir. Fekat, sonra pişmân
olursunuz!..
İnsanları komünizm felâketinden korumak için tek çâre, onun
şerbetli zehrlerine, yaldızlı pisliklerine aldanmamakdır. Bunun için de,
insanların kuvvetli bir îmân, sağlam bir tevekkül ve gönül râhatlığı, adâlet ve
hürriyyet içinde bulunmaları lâzımdır. Bu da, insanın, ilâhî, sarsılmaz,
değişmez, güvenilir bir kitâba uyarak, ahlâkını ve niyyetlerini temizlemesi ile
hâsıl olur. Bu temizlik, her dürlü, kayırıcı veyâ ezici düşüncelerden uzak olan
islâmiyyetle sağlanabilir. İnsanları, komünist canavarının pençesine düşmekden
koruyacak kuvvetli kalkan olan sosyal adâlet, islâmiyyetde tam olarak mevcûddur.
Komünistliği yıkmak, İslâma hizmet etmekle olur. Müslimânlık ile komünistlik bir
arada bulunamaz. Devletin idâresini gasb ederek, müslimân bir milletin başına
geçen ba’zı diktatörlerin, devletlerine (Sosyalist İslâm Cumhuriyyeti)
gibi ismler koydukları görülmekdedir. Bu ismlerdeki (Sosyalist) kelimesi,
müslimân olmıyanların, ya’ni komünistlerin ismidir. Bu kelimenin yanına islâm
kelimesini ilâve etmeleri, müslimânları aldatmak için uydurulmuş tuzaklardan
biridir. Çünki, islâmiyyet ve sosyalizm birlikde bulunamaz. Müslimân, sosyalist
olamaz. Bunun içindir ki, komünist barbarları, ele geçirdikleri islâm
memleketlerindeki insanları komünist yapabilmek için, herşeyden önce, büyük bir
önemle İslâmiyyete saldırıyor. Komünistlerdeki din düşmanlığı bundan ileri
geliyor.
Her milletde bulunabilen tektük soysuz, dinsiz, ahlâksız,
alçak kimseler aldanır, kandırılır, komünist olabilir. Bunlar, kızıl ve sarı
merkezlerin çevirdiği fırıldaklarla, bir komünist ihtilâli hâzırlayabilir. Böyle
bir karanlık ve kanlı ihtilâlin patlamasından ve yayılmasından milleti korumak,
gençlere din bilgisi, İslâm ahlâkı vermekle olur. Her baba, çocuklarına Kur’ân-ı
kerîm okutmalı, din dersine göndermeli, abdest, gusl abdesti almasını, nemâz
kılmasını, oruc tutmasını, halâl ve harâmları öğretmeli ve yapdırmalıdır. Böyle
müslimân olarak yetişen bir kimseyi, komünistler aldatamaz. İşte Rus ve Çin
engizisyonu, vahşeti altında inliyen milyonlarla müslimân meydânda! Her çeşid
baskıya, işkenceye, azâba ve ölüme katlanıyor, fekat komünist olmıyorlar.
Ölüyorlar veyâ kaçıp kurtuluyorlar.
Müslimânları aldatamıyacaklarını, İslâm memleketlerinde
ihtilâl yapamıyacaklarını anlıyan komünist zâlimleri, İslâm memleketlerini ele
geçirmek için, ağır sanâyı’, harb gücü üzerinde çalışıyor. Atom silâhları,
roket, füze, yeni tayyâreler, jetler, kimyâ maddeleri ile saldırmağa,
müslimânları dünyâdan kaldırmağa hâzırlanıyorlar. O hâlde, yer yüzündeki bütün
müslimânlar, el ele vermeli, mezheb ayrılıklarını ortadan kaldırmalı, tek
kurtuluş yolu olan Ehl-i sünnet mezhebinde birleşmelidir. Bütün güçleri ile,
yeni silâhları yapmağa, komünistlerden üstün olmağa çalışmalıdırlar.
Îmânda birlik, ahlâkda birlik, adâletde birlik hâsıl olunca
ve yeni silâhlar yapılınca, komünist baskını korkusu olmaz.
Avrupanın meşhûr fikr adamı Roger Garaudynin 1982
senesinde, açdığı yoldan, denizlerin kaptanı Cousteau rotasını İslâmdan
yana çevirdi. Bale dünyâsının meşhûr ismi Bejart da adımlarını İslâm
dünyâsına doğru atdı. 8 Nisan 1983 günü Bingazinin Karyünes Üniversitesinin
konferans salonunda bir büyük ilm adamı, bir büyük yazar Roger Garaudy,
“Evet, bugün ben müslimânım. Niçin İslâmı seçdiniz, diyorsunuz. İslâmı seçmekle
çağı seçdim” diyordu.
70 yaşındaki Roger Garaudy ki, yıllarca Fransada
komünist sistemin ateşli savunucusu olmuşdu. Üniversiteden siyâset kürsîlerine
kadar Fransızlara ve Batı dünyâsına hep Marksizmi anlatmış, insanların
kurtuluşunu yalnız bu sistemde bulmuşdu. Çağımızda Fransız komünistlerinin en
büyük “Rûh mimârı” durumunda idi. Nerede komünistlerin düzenlediği bir
miting, konferans ve seminer var, orada Garaudy vardı. Hıristiyanlığa
karşı, düşüncesiyle, kalemiyle, hitâbetiyle büyük bir mücâdele veriyordu.
Bir gün, Batının sanat, edebiyyât ve siyâset çevrelerinde bir
bomba patladı. “Roger Garaudy İslâmı seçdi!” Haber ajanslarının
telekslerinde dünyâya ulaşan bu haberle, Kremlin müdhiş sarsıldı. Çünki Kremlin,
Fransadaki komünistlerin en büyük akl hocasını gayb etmişdi. Garaudy
yakından tanınan bir bilim adamı idi. Son yıllarda Marksizm onun kaleminden
yayılıyordu.
Fekat, şimdi o büyük adam, hakîkati anladı ve bütün dünyâya
şunları söyledi: “İslâm, çağları arkasında sürükleyen bir dindir. Diğer
dinler ise, çağların arkasında sürüklendi. Ya’nî, İslâm dışındaki bütün dinler
zemâna uyduruldu. Reforma tâbi’ tutuldu. Mukaddes kitâblar zemâna göre tahrif
edildi. Kur’ân-ı kerîm ise, indirildiği günden beri hep zemâna hükm etdi. O,
zemânı değil, zemân onu izledi. Zemân yaşlandıkca o gençleşdi. Bu, çağlar üstü
bir olaydır. Bugüne kadar, bunca savaşların bırakdığı korkunç, sosyal, siyâsî ve
ekonomik sarsıntılardan dahâ büyük bir olaydır. İslâm, materyalizme de,
pozitivistlerin görüşüne de, ekzistansiyalistlere de hâkimdir. Fekat, hiç bir
şey islâma hâkim değildir.
İslâmın
büyük Peygamberi, “Yarın ölecekmiş gibi âhirete, hiç ölmeyecekmiş gibi, dünyâya
çalışın!” derken, her şeyi anlatmışdır. İslâm hem maddeye, hem de ma’nâya hükm
etmişdir. Öyle ise, bunların ikisi birbirinden koparılamaz. Nasıl koparılabilir
ki, İslâm, “İlm Çinde de olsa gidip bulunuz. İlm ve fen mü’minin gayb olmuş
malıdır, ara ve bul” diyor. İlmin ve çalışmanın burada sınırı yokdur. İslâm,
dünyâyı sarsan bu iki olaya sınır koymadığına göre, dünyâyı sarsmışdır.
İnsanı,
mahlûkların efdâli ve en şereflisi olarak bildirirken, onun sömürülemeyeceğini
anlatmışdır. İsrâfı, gösterişi ve lüksü yasaklayan, kazancı alın terindeki
damlacıklarda arayan, biriken sermâyeyi fakîre ölçülü ve ahlâk hükmleri içinde
aktaran, fâizi, tembelliğe sebeb olduğu için yasaklayan ve gayrimeşrû’ serveti
böylece imhâ eden bir sistemler manzûmesidir. İslâm, halîfe ile kölenin aynı
hakka sâhib olmasını mecbûr kılmışdır. Deve olayı vardır ki, bu kralların
kılıçlarından dahâ keskin bir olaydır. Hz. Ömer ile kölesi bir şehrden bir şehre
giderken deveye sıra ile binerler. Zemân zemân, devenin yularını halîfe çeker,
zemân zemân da köle... İşte adâlet ve hukukda İslâmın devrimidir bu.
Marksizm
ile kapitalizmin ikisi de, insanı sömüren sistemlerdir. İslâm bunlara karşı,
insana prestijini iâde eden bir semâvî dindir”.
(İsbât-ün
nübüvve) arabî kitâbın sonuna bakınız!
Çok mühîm ilâve:
Peygamberler vâsıtası ile, Allah tarafından bildirilmiş olan yaşamak yoluna
(Din) denir. İnsanların yapdığı yaşamak yoluna (Kanûn) denir. Din,
anadan, babadan ve kitâbdan öğrenilir. Dinsiz insan olamaz. Her insan, dîninin
emrlerine uygun olarak yaşar. Dînine uyanın, dünyâda râhat yaşayacağına ve
âhıretde Cennete giderek, sonsuz se’âdete kavuşacağına, başka dinde olanların,
dünyâda sıkıntı çekeceklerine ve âhıretde Cehennem ateşinde sonsuz yanacaklarına
inanır. Herkes, dînini övmekdedir. Propagandalarla, reklâmlarla herkesi kendi
dînine çağırmakda, böylece kendi dîninin doğru olduğuna inanmakda ve herkesi
inandırmakdadır. İnsanın dünyâ ve âhıret se’âdeti, dînine bağlı olduğu için,
insan, anasından, babasından öğrendiği dînine bağlı kalmamalı ve propagandalara
ve reklâmlara aldanmamalı, mevcûd dinlerin hepsini incelemeli, doğru olduğunu
anladığı dîne sarılmalıdır.
Hakîkat Kitâbevinin çıkardığı kitâblar, bütün dinleri
tarafsız olarak bildiriyor. Uzun senelerin tedkîki netîcesinde, bütün dinleri
okuyucularına haber veriyor. Kitâbevimiz, din ile alâkası olmıyan, birkaç
kültürlü gence, Hakîkat Kitâbevinin kitâblarını incelemelerini vazîfe olarak
verdik. Bunun için kendilerine ücret de verdik. Bir sene sonra verdikleri
raporda, (İslâm dîninin hiç değişdirilmemiş hak din olduğunu, bütün insanlara
se’âdet yolunu gösterdiğini, inanılacak dînin yalnız islâmiyyet olduğunu
anladık. Tahsîlli, akllı her gencin, Hakîkat Kitâbevi kitâblarını muhakkak
okuyarak, mevcûd dinleri iyice öğrenmesi, aklı ile, ilmi ile, vicdânı ile karâr
vererek, hey’etimizin seçdiği islâm dînine sarılıp, se’âdete kavuşması, yalan ve
hîleli yazılar ile okuyucuları aldatanların tuzaklarına düşerek, dünyâda ve
âhıretde felâketlere, sonsuz azâblara düşmekden kurtulması lâzımdır.)
bildirmişlerdir. Biz de, bütün dünyâya islâm dînini seçerek, se’âdete
kavuşmalarını tavsiye ediyoruz.
ileri