MÜSLİMÂNLARIN İKİ GÖZBEBEĞİ

Ö N S Ö Z

Allahü teâlâ, dünyada bütün insanlara acıyor. Faydalı şeyleri herkese gönderiyor. Zararlardan korunmak, saadete kavuşmak için yol gösteriyor. Âhırette, Cehenneme girmesi gereken suçlu müminlerden dilediğini affederek, ihsân yapacaktır. Her canlıyı yaratan, her varı her ân varlıkta durduran, hepsini korku ve dehşetten koruyan yalnız Odur. Böyle bir Allahın şerefli ismine sığınarak, bu kitabı yazmaya başlıyoruz.

Allahü teâlâya hamd ederiz. Herhangi bir kimse, herhangi bir zamanda, herhangi bir yerde, herhangi bir kimseye, herhangi birşeyden dolayı, herhangi bir sûretle hamd ederse, bu hamdlerin, şükrlerin hepsi Allahü teâlâya olur. Çünkü herşeyi yaratan, terbiye eden, yetiştiren, her iyiliği yaptıran, gönderen, hep Odur. Kuvvet, kudret sahibi yalnız Odur. O hâtırlatmazsa, iyilik ve kötülük yapmayı kimse irâde, arzu edemez. Kulun irâdesinden sonra, O da istemedikce, kuvvet ve fırsat vermedikçe, kimse kimseye iyilik ve kötülük yapamaz. Merhamet ettiği kulları, kötülük yapmak irâde edince, O irâde etmez ve yaratmaz. Böyle kullardan hep iyilik meydana gelir. Gadap ettiği düşmanlarının kötü irâdelerinin yaratılmasını O da irâde eder ve yaratır. Bu kötü kullar, nefslerine uydukları için, iyilik yapmak istemezler. Bunlardan hep fenalık hâsıl olur.

Allahü teâlânın çok sevdiği Peygamberi Muhammed aleyhisselâma salât ve selâm ederiz. O yüce Peygamberin Ehl-i beytine, Eshâbının herbirine hayrlı duâlar ederiz.

Allahü teâlâ müslümanlara, Kur'an-ı kerime sarılmalarını, Kur'an-ı kerim etrâfında birleşmelerini emrediyor. Eshâb-ı kirâm, her emre tâm uydukları için, birleştiler, seviştiler, kardeş oldular. Onların bu sevişmelerini, Allahü teâlâ, (Feth) sûresinde haber veriyor ve övüyor. Birleşmekten kuvvet hâsıl olur. Ayrılık, felakete sebep olur. Biz de Eshâb-ı kirâm gibi olalım. Onların güzel ahlâkı ile ahlâklanalım. Sevişelim. Kur'an-ı kerimin gösterdiği doğru yolda birleşelim. Bu yoldan sapanların, bölücülerin yalanlarına aldanmıyalım. Herkese iyilik edelim. Herkese tatlı dilli, güler yüzlü olarak, müslümanlığın şerefini bütün dünyaya tanıtalım. Hükûmete, kanûnlara karşı gelmemek her müslümanın vazîfesidir. Fitne, karışıklık çıkarmak büyük günahtır. Mezhep ayrılıkları döğüşmeye sebep olmamalıdır. Bizi parçalamak istiyen yabancılar, her dilde kitap bastırıyorlar. Hadis-i şerifleri değiştirerek, âyet-i kerimelere yanlış, bozuk mânalar vererek ve acıklı hikâyeler uydurarak, temiz gençleri aldatıyorlar.

İslâmiyeti içerden yıkmak istiyenleri bildirmek ve yalanlarını, iftirâlarını cevaplandırmak için, İslâm âlimleri bin senedenberi binlerce kitap yazmışlar, müslümanları bu belâya sürüklenmekten korumuşlardır. Bu faydalı kitaplardan biri, Hindistânın büyük âlimlerinden Şâh Veliyyullah Ahmed Sahibin fârisî olarak yazdığı (Kurret-ül-ayneyn) kitabıdır. Şâh Veliyyullah hazretleri 1114 [m. 1702] de Delhîde tevellüd ve 1176 [m. 1762] da orada vefât etmiştir.

Bu kitaptaki yazıların hepsinin senetleri, vesikaları, (Tuhfe-i isnâ aşeriyye) kitabında uzun yazılıdır. Meselâ, yedinci bâbda, Hz. Alînin birinci halîfe olacağını isbât için, bazı kimselerin beş âyet-i kerimeye ve oniki hadis-i şerife verdikleri mânaların yanlış olduğunu bildirdikten sonra diyor ki, (Ehl-i sünnete göre, Kur'an-ı kerimden sonra, en kıymetli kitap (Buhârî-yi şerif)dir. Bu kitapta Peygamberimizin hadis-i şerifleri yazılıdır. Bazı kimselere göre, Kur'an-ı kerimden sonra, en kıymetli kitap, (Nehc-ül-belâga)dır. Bu kitapta, Radî ismindeki kimse, Hz. Alînin hutbelerini yazmıştır. Bu hutbeleri yazarken, Hz. Alînin Şeyhaynı öven sözlerini çıkarmış, başka eklemeler, değiştirmeler yapmıştır. Hz. Alînin hutbeleri o kadar değişmiş, o kadar bozulmuş ki, (Nehc-ül-belâga)yı şerh eden şî'î âlimleri birçok yerlerine mâna verememişler, olduğu gibi yazmak zorunda kalmışlardır). (Tuhfe-i isnâ aşeriyye) kitabı fârisîdir. Arabîye tercüme edilmiştir. Mahmûd Şükri Âlûsî, bu arabî tercümeyi kısaltmış ve (Muhtasar-ı Tuhfe) demiştir. Zâhirî ilimlerdeki ve tasavvuf bilgilerindeki yüksek derecesi ile tanınmış olan büyük velî seyyid Abdüllâh-i Dehlevî hazretleri, fârisî (Mektûbât) kitabının altmışbirinci mektûbunda, (Nehc-ül-belâga) kitabındaki hutbeler sahih değildir buyurmaktadır. Bazı kimseler bu bozuk kitabı (İstinâd-ı Nehc-ül-belâga) adı ile bastırıp, her memlekete parasız gönderiyorlar. Muhammed bin Hüseyn Mûsevî Radî, Mürtedâ ismindeki mezhepsizin kardeşidir. Ali bin Hüseyn Mûsevî Mürtedâ da, (Hüsniyye) kitabında, çok çirkin, iğrenç kelimelerle Ehl-i sünnet âlimlerine saldırmaktadır. Her ikisi de acem seyyididir. Muhammed Radî 406 [m. 1016] ve Mürtedâ 436 [m. 1044] senesinde Bağdâdda vefât etmişlerdir. (Tuhfe-i isnâ aşeriyye) kitabının yazarı, hâfız Gulâm Halîm Abdülazîz bin Kutb-üddîn şâh Veliyyullah Ahmed Sâhib Dehlevî 1239 [m. 1824] da vefât etmiştir.

Her müslümanın Ehl-i sünnet âlimlerinin yazdığı (İlm-i hâl) kitaplarından birini okuyup öğrenmesi ve çocuklarına öğretmesi lâzımdır. Hepimizin nefs-i emmâresi kâfirdir. Îmanımızın gitmesini, doğru yoldan sapmamızı istiyor. Dinsizlerin, sapıkların bozuk, zararlı kitaplarını, dergilerini okumamız, yabancıların radyolarını, televizyonlarını dinlememiz için bizi sürüklüyor. Haram olan şeyleri yapmak, sapıkların yalanlarına inanmak ve kâfirlerin âdetlerine, modalarına uymak, nefslerimize tatlı geliyor. İbâdet yapmak ona güç geliyor. İşte bunun için, kâfirlik ve sapıklık her yere kolayca yayılıyor. Allahü teâlâ, hadis-i kudsîde buyuruyor ki, (Nefsinizi düşman biliniz! Nefsleriniz bana düşmandır). Nefsin sevdiklerini yapmamak büyük cihâddır. Çok sevaptır.

Nefs-i emmâremizin ve sapıkların, mezhepsizlerin ve kâfirlerin tuzaklarına düşmemek için biricik ilâc, İlmihâl kitaplarını okumak, îmanı ve ibâdetleri doğru olarak bu kitaplardan öğrenmektir. Müslümanlar, çocuklarını ilk mektebe vermeden önce, Kur'an hocasına göndermeli, Kur'an-ı kerim okumasını, namaz kılmasını, îmanın, islâmın şartlarını, onlara muhakkak öğretmelidir. Nefs-i emmâre, burada da karşımıza çıkar. (Önce ekmek parası kazanmasını öğrensin. Onları sonra da öğrenir) diyerek aldatır. Çocuğunun müslüman olmasını istiyen, dünyada ve âhırette saadete kavuşmasını dileyen ana ve baba, nefsin ve insan şeytanlarının yalanlarına aldanmamalı, çocuklarını, elbette Kur'an-ı kerim hocasına göndermelidir. Mektebe başladıktan sonra göndermek çok güç, hattâ imkânsız olur. Ağaç yaş iken bükülür. Kartlaşınca bükmeye kalkılırsa, kırılır, zararlı olur. İslâm bilgileri verilmiyen çocuk, sapık veya kâfir olur. Ananın, babanın, sonra âh etmeleri, dizlerini dövmeleri, kendilerini ve çocuklarını Cehennemden kurtarmaz. Sevgili Peygamberimiz, bu pek acı hakîkati anlatmak için, (Helekel-müsevvifûn!) buyurdu.

Kimseye bâkî değildir, mülk-i dünya sîmü zer,

bir harap olmuş kalbi tâmîr etmektir hüner.

Buna fânî dünya derler, durmayıp dâim döner.

Âdem oğlu bir fenerdir, âkıbet bir gün söner!