BİRİNCİ FASL
(MÜSLİMÂNLARIN İKİ GÖZBEBEĞİ)
Kitabın başından buraya kadar, Şeyhaynın daha üstün olduğunu nakle ve akla dayanarak bildirdik. Şimdi muhâliflerin şüphelerini gidermeye çalışalım. Burada İmâmiyye ve Zeydiyye fırkalarına cevap verecek değiliz. Onlara âyet-i kerime ile hadis-i şerifler ile değil, başka türlü cevap verilir. Bu mes'elede doğru düşünenler de, yanlış düşünenler de, üç kısmdır. Nasir-i Tûsî bunları şaşırtmıştır.
Nasir-üddîn-i Tûsî, (Tecrîd) kitabında, Hz. Alînin Şeyhayndan daha üstün olduğunu bildiriyor. Cihâdlarda yaptığı kahramanlıkları ve Resûlullahın hizmetinde çektiği sıkıntıları yazıyor. Bedr, Uhud, Ahzâb [yâni Hendek] ve Hayber ve Huneyn gazâlarındaki hizmetlerini, başka hiçbir Sahâbî yapmamıştır diyor. (Âlimlerin ilimleri ondan gelmektedir. Böyle olduğunu kendi de haber vermiştir. (Mubâhele) âyetinde (Ve enfüsenâ) buyuruldu ki, bu onun şânını bildirmektedir. Çok cömerd idi. Resûlullahdan sonra, insanların en zâhidi idi. İbâdeti ençok olanı idi. En âlimi, en şereflisi idi. İlk îman eden odur. En fasîh konuşan o idi. Re'yi, keşfi en doğru olan, Allahü teâlânın emirlerinin yapılması için en çok uğraşan, Kur'an-ı kerimi en iyi ezberliyen o idi. Gaybdan haber verirdi. Duâları kabûl olurdu. Çok kerâmetleri görüldü. Resûlullahın yakın akrabâsı ve âhıret kardeşi idi. Onu sevmek, ona yardım etmek her müslümana vâcib oldu. Peygamberlere müsâvî olduğu bildirildi. Kuş olayı, onun şerefinin yüksek olduğunu gösteriyor. Mûsâ yanında Hârûn gibi idi. Halîfe olacağı, (Gadîr) denilen yerdeki hadis-i şerifle bildirildi. Küfür üzere bir ân yaşamadı. İslâma çok hizmet etti. Ruhu da, bedeni de kâmil idi) diyor.
Cevap: (Fadl-i cüz'î), yâni birkaç şeyde üstün olmak ile, (Fadl-i küllî), yâni her şeyde üstün olmak başkadır. İnsanı Peygambere benzeten çeşidli sıfatlar vardır. Bunları birbirine karıştırmamalıdır. Millete reîs olmak, Peygambere halîfe olmak üstünlüğü ile başka üstünlükleri iyi anlamak lâzımdır.
Allahü teâlâ, (Mâide) sûresinin dördüncü âyetinde, (Bugün, dîninizi kemâle getirdim. Size nîmetimi tamamladım) buyurdu. Bunun için, din ve millet işlerinde, Peygamberden başkasına bakılmaz. Allahü teâlâ, sevgili Peygamberine ihsân ettiği nîmetlerin çoğunu hayatta iken vermiş, bir kısmını da, sonra vereceğini vaat etmiş, bunları, bazı Sahâbîler elinde yaratmıştır. Bu Sahâbîler, Resûlullaha, peygamberlik vazîfesinde benzemekle şereflenmişlerdir. Eshâb-ı kirâmın, bu bakımdan Resûlullaha benzemeleri farklıdır. Ençok benziyenleri Şeyhayn oldu. Bunu iyi açıklayabilmek için, (Tecrîd) kitabının yazıları birer birer aşağıda yazılacak, herbiri cevaplandırılacaktır:
Suâl 1: Hz. Ali, din uğrunda çok cihâd yaptı. Onun kadar kahramanlık gösteren oldu mu?
Cevap 1: Hz. Alînin gazâlarda kahramanlık göstermesi, Resûlullahın yardımı ile idi. Resûlullah, Şeyhayne de bu yardımı yaptı. Hicret ile vefât arasındaki zamanda, Hz. Aliye olan yardımı daha çok idi. Hicretten önce ve vefâttan sonra ise, Şeyhayne olan yardımı daha çok idi. Fakat, peygamberlik vazîfesinde benzeyiş, Şeyhaynde daha çok oldu.
Suâl 2: Eshâb-ı kirâm çok şeyi Hz. Aliye sorup öğrenirlerdi. Bu onun daha üstün olduğunu göstermiyor mu?
Cevap 2: Hz. Ömer de, ilminin çok olması ile müjdelenmiş idi. Tirmüzî bildiriyor ki, Hz. Ali, irtidâd eden birkaç kişiyi yaktı. Bunu, Abdüllah ibni Abbâs işitince, ben olsaydım, yakmazdım, öldürürdüm. Çünkü, Resûlullah, (Dinden çıkanı öldürünüz!) buyurdu. Bir kere de, (Allahü teâlânın yapacağı azâb ile siz azâb yapmayınız!) buyurdu dedi. Hz. Ali bunu işitince, Abdüllah ibni Abbâs doğru söyliyor buyurdu. Hz. Alînin mâsum olmadığını, yanıldığını gösteren böyle haberler, Müslimde ve başka kitaplarda yazılıdır.
Resûlullah Hz. Aliyi övdüğü gibi, Eshâb-ı kirâmdan çoğunu da senâ buyurmuştur. Şeyhayn için, (Benden sonra Ebû Bekre ve Ömere itaat ediniz!) ve (Cennetteki adamların en üstünü, Ebû Bekr ve Ömerdir) hadis-i şerifleri meşhûrdur. (Ömerin geçtiği yoldan şeytan kaçar) hadis-i şerifi ve gömlek rü'yâsını ve süt rü'yâsını söyliyerek, ilim ve din ile tabîr buyurması, Hz. Ömeri müjdelemiştir. Ubeyy bin Kâ'b için de, (Kur'an-ı kerimi en iyi okuyanınız Ubeyy bin Kâ'bdır) buyuruldu. (İbni Ümm-i Abdin râzı olduğu kimseden ben de râzıyım) ve (Helâli ve haramı ençok bileniniz Mu'âzdır!) ve (Her ümmetin emîni vardı. Bu ümmetin emîni Ebû Ubeydedir) ve (Her Peygamberin havârîsi vardı. Benim havârim Zübeyrdir) ve (İlmin dörtte birini Âişeden öğreniniz!) hadis-i şerifleri, çeşidli Sahâbîleri bir üstünlükle övmektedir. İnsâf ile düşünülürse, bu üstünlükleri içinde, en üstün olanı, itaat olunmak ve Cennet adamlarının en üstünü olmaktır. Hz. Ali de, bunu bildirerek, (Benim size vezîr [yâni müşâvir] olmam, size emîr olmamdan daha iyidir) buyurmuştur.
Âlimlerin ilimleri ondan geldiği gibi, Şeyhaynden de gelmektedir. Din âlimleri, kırâet, fıkh, hadis, tefsîr, üsûl, tasavvuf, kelâm ve lisan âlimleridir. Kırâet âlimlerinden yedisi meşhûrdur. Bunların hepsinin ilmi, Hz. Osmanın yazdırdığı Kur'an-ı kerimden alınmıştır. Bu Kur'an-ı kerimi ise, Şeyhayn topladı. Bunu da, Hz. Ömerin gönderdiği âlimler, her yere ulaştırdı. Hz. Aliden ise, yalnız iki rivayet gelmiştir. Fıkh âlimlerinden, Hanefî, Şâfi'î ve Mâlikî mezheplerinin temelleri, Hz. Ömerin yaptığı icmâ bilgilerine dayanmaktadır. Bunların ana kitaplarında, Hz. Aliden gelme rivayet pek azdır. Hadis âlimlerine gelince, bunların bildirdikleri hadis-i şeriflerin çoğunu, Ebû Hüreyre ve Abdüllah ibni Ömer ve Âişe ve Abdüllah bin Mes'ûd ve Abdüllah bin Abbâs ve Enes bin Mâlik ve Ebû Sa'îd-i Hudrî ve Câbir bin Abdüllah haber vermişlerdir. Bunların da çoğu Şeyhaynden rivayet etmektedir. Medîne, Şâm, Yemen ve Mısr âlimlerinin Hz. Aliden rivayetleri azdır. Kûfelilerin rivayeti çok ise de, bunların hâlleri bilinmemektedir.
Üsûl ilmini imam-ı Şâfi'î kurdu. Bunun Kitap, sünnet, icmâ ve kıyâs üzerindeki temel bilgileri ise, hep Şeyhaynden gelmektedir. Sonra, her mezhep imamı, kendi mezhebi için üsûl koydu. Bu üsûllerin, Eshâb-ı kirâmın sözleri ile hiç ilgileri yoktur.
Kelâm âlimlerinin temel bilgileri, Ehl-i sünnet ve cemaat îtikatıdır. Bu bilgiler de Şeyhaynden gelmektedir. Zamanla eklenen bilgilerin ise, Eshâb-ı kirâmın sözleri ile bir ilgisi yoktur.
Tefsîr ilmini kuran Ömerdir.
Tasavvuf ilmine gelince, kalbin sohbetle temizlenmesi, Şeyhaynden gelmektedir. Hasen-i Basrînin Hz. Aliden feyz alması ve hırka giymesi doğru değildir diyenler de vardır.
Hz. Alînin, kendi üstünlüklerini söylemesi câizdir. Büyük bir zâtın, iyi niyetle, başkalarının kendinden feyz alabilmeleri için, üstünlüklerini bildirmesi câizdir. Hz. Ali, hutbede, (Kur'an-ı kerimden dilediğinizi bana sorunuz! Vallahi her bir âyetin, gece mi gündüz mü geldiğini ve ovada mı, dağda mı indiğini bilirim) buyurdu. Şeyhaynın tevâzuu pekçoktu. Meselâ, Ebû Bekr-i Sıddîk, dalda bir kuş görünce, (Ne mutlu sana ey kuş! Dilediğin dala konarsın. Dilediğin meyveleri yirsin. Kıyâmet günü hesaba çekilmez, azâb görmezsin. Keşke, senin gibi bir kuş olsaydım) dediği meşhûrdur. Hz. Ömerin de, bir avuç toprak olmak için söyledikleri, kitaplarda yazılıdır. Allahü teâlâya yakın Evliyânın hâlleri birbirine uymaz. Kimi övünmüş, kimi yok olmak istemiştir. Îsâ aleyhisselâm inbisât hâlinde, neşeli idi. Yahyâ aleyhisselâm ise, çok zaman korku içinde, üzüntülü idi. Hz. Ebû Bekre (Ey Allahın halîfesi!) dediler. (Ben Resûlullahın halîfesiyim ve buna râzıyım) dedi.
Suâl 3: (Ve-enfüsenâ) âyet-i kerimesi, Hz. Alînin üstünlüğünü göstermiyor mu?
Cevap 3: Tefsîrlerde bildirildiği üzere, bu âyet-i kerimeye (mubâhele âyeti) denir. Mubâhele yapmak ve mubâhele yaparken, çocukları ve akrabâyı da yanında bulundurmak, Arabistânda âdet idi. Resûlullah da mubâhele yaparken, bu âdete uyarak, çocuklarını ve akrabâsını topladı. Bu âyet-i kerime, Hz. Alînin akrabâ olmak şerefini göstermektedir. Bu şerefin büyüklüğüne hepimiz inanıyoruz. Fakat bu şeref, (Fadl-i küllî) yâni her bakımdan üstün olmayı göstermez. Bunun gibi, (Sen bendensin. Ben de sendenim) gibi hadis-i şerifler, akrabâlık şerefini göstermektedir. Çünkü, Hz. Abbâs için ve Ebû Lehebin kızı Dürre için de böyle buyurulmuştur. Böyle sözler, (Fadl-ı cüz'î)yi, yâni bir bakımdan üstünlüğü gösterir. Her bakımdan üstünlüğü göstermez. Hamâmda bir arslan gördüm demek gibidir. Hamâmda arslan gibi kuvvetli bir insan görmüş olduğunu bildirmektedir. Yoksa dişleri, pençesi ve yelesi arslanınkiler gibi demek değildir.
Suâl 4: Hz. Ali çok cömerd idi. Bu üstünlüğü âyet-i kerime ile medh olundu.
Cevap 4: Hz. Ali, elbet çok cömerd idi. Bunun gibi, daha nice üstünlükleri de vardı. Hz. Alînin bu üstünlüklerine ve Eshâb-ı kirâmın çoğundan daha üstün olduğuna hepimiz inanıyoruz. Biz burada Şeyhaynın daha üstün olduğunu bildirmek istiyoruz. Cömerdlik iki türlüdür. Birisi, kendi malını muhtaç olanlara bol bol vermektir. İkincisi, (Beyt-ül mâl) denilen devlet hazînesi memurlarının, beyt-ül mâldan hakkı olanlara haklarını eksik vermemesidir. Şeyhayn, iki bakımdan da daha çok cömerd idi. Hz. Ebû Bekrin, hicretten evvel ve hicretten sonra, Resûlullah için verdiği malların çokluğunu, siyer kitapları sözbirliği ile bildiriyor. Bir gece Allah için onbin altın, ertesi gün onbin altın ve ayrıca gizlice onbin altın ve herkesin yanında onbin altın dağıtınca, Nisâ sûresinin otuzaltıncı âyeti gelerek, Allahü teâlâ tarafından medh ve senâ buyuruldu. Peygamberimiz, (Eshâbım arasında bana sohbeti ile ve malı ile en çok hizmet eden, Ebû Bekrdir) buyurdu.
Tebük gazvesinde, malının hepsini verdi. Hz. Ömerin de, Allah yolunda malını verdiği çok olmuştur. Tebük gazvesinde malının yarısını verdi. Hz. Alînin bu kadar mal verdiği hiç işitilmemiştir. Resûlullah, ona bakıyordu. Hicretten sonra da malı yoktu. Şeyhayn halîfe iken, Beyt-ül-mâldan ancak geçinecek kadar ücret alırdı. Hazînenin hepsini millete dağıtırlardı. Hz. Ali halîfe iken, millete dağıttığı, onlarınkinin binde biri olamaz. Ukaylın, geçim sıkıntısından Hz. Aliye kızdığı, bu yüzden Muaviyenin yanına gittiği meşhûrdur.
Suâl 5: Hz. Ali, Resûlullahdan sonra insanların en zâhidi idi.
Cevap 5: Evet, Hz. Alînin zühdünün çok olduğu meydandadır. Eshâb-ı kirâmın çoğundan daha zâhid idi. Zühd, dünyaya düşkün olmamaktır. Bunun en kıymetlisi, halîfeliği de istememektir. Şeyhaynın halîfeliği bırakmak istediklerini, Eshâb-ı kirâm sözbirliği ile bildiriyor. Hz. Ali ise, halîfe olmak için uğraştı. Dîne ve müslümanlara hizmet için istedi diyenlerin, Şeyhaynı da, halîfe oldukları için, kötülememeleri lâzım olur. Fakat Şeyhayn, halîfe olmak için uğraşmadılar. Hz. Ali ise, çok uğraştı. Hz. Ömerin zühdünün mükemmel olduğunu Sa'd ibni Ebî Vakkâs bildiriyor. Şeyhaynın zühdünü, kanaatini bildiren haberler sayılamıyacak kadar çoktur. Zâhidlerin en üstünü, Resûlullahdır. Şeyhayn halîfe iken, tâm Ona benzediler. Allahü teâlânın emirlerini yerleştirmek, yaymak için, herşeyi yaptılar. Böyle olduğunu Hz. Ali de bildirdi ve (Resûlullah hepimizden ileridedir. Ebû Bekr de öyle oldu. Ömer, bunların üçüncüsü oldu. Sonra, herşey bozuldu. Allahü teâlânın dilediği şeyler başgösterdi) dedi.
Hz. Alînin çok ibâdet yaptığı için, Eshâb-ı kirâmın çoğundan ileride olduğu meydandadır. Fakat, Şeyhaynden ileride olduğu söylenemez.
Suâl 6: Hz. Ali önce îman etti. Bundan büyük şeref olur mu?
Cevap 6: Önce îman eden, bazı âlimlere göre Hz. Alidir. Bazılarına göre ise Hz. Ebû Bekrdir. Hz. Hadîcenin bunlardan önce îman ettiği, sözbirliği ile bildirilmiştir. Önce îman etmek daha üstün olmaya sebep olsaydı, Hz. Hadîce ile Zeyd, Eshâb-ı kirâmın en üstünü olurlardı. Önce îman etmenin bir üstünlük olması, başkalarının îmana gelmelerine sebep olduğu içindir. Bu da, ancak bâlîğ olmuş, yetişmiş kimsede olur. Hz. Ali, îman ettiği zaman çocuktu. Îman ettiğini babasından bile sakladı. Önce îman ederek başkalarını îmana getirmek üstünlüğü, yalnız Ebû Bekrde hâsıl oldu.
Suâl 7: Hz. Ali, Eshâb-ı kirâmın en fasîh konuşanı idi.
Cevap 7: Hz. Alînin fasîh, belîğ ve edîb olduğu ve bu bakımdan Eshâb-ı kirâmın çoğundan üstün olduğu meydandadır. Fakat, Şeyhaynden daha üstün olduğu söylenemez. Çünkü, Şeyhaynın çok fasîh hutbelerini, Eshâb-ı kirâmın büyükleri haber vermiştir. Hz. Ebû Bekrin çok fasîh olan kasîdeleri, İbni İshak tarihinde yazılıdır. Bununla berâber, çok fasîh olmanın halîfelikle bir ilgisi yoktur. Evet islâmiyeti bildirirken fesâhet lâzımdır. Şeyhayn, herşeyi gayet fasîh bildirdiler. Ayrılıkları, anlaşmazlıkları tamamen ortadan kaldırdılar. Hz. Ali zamanında hâsıl olan anlaşmazlıkların hiçbiri çözülemedi. Hz. Alînin sözü ile ictihâdını değiştiren bir Sahâbî bulunduğu işitilmemiştir.
Suâl 8: Hz. Alînin re'yi, keşfi en doğru değil mi idi?
Cevap 8: Evet, Hz. Alinin ictihâdının doğru olduğuna ve nasslardan hükm çıkarmaktaki ve suâllere cevap vermekteki sür'atine kimsenin bir diyeceği yoktur. Resûlullah de, bunu bildirerek: (Hükm vermekte en ileride olanınız, Alidir) buyurmuştur. Hz. Ömer, Eshâb-ı kirâmın üstünlüklerini sayarken (Hükm etmekte en üstünümüz Alidir) demiştir. Fakat, bu üstünlüğü, Şeyhaynden önce halîfe olmasına sebep göstermek doğru olamaz. Çünkü, Hz. Ebû Bekr halîfe olunca, arabları mürted olmaktan vazgeçirmek için neler hükm etti ise, hepsi faydalı oldu. Îrâna ve Rumlarla yapılan cihâdlarda Hz. Ömerin düşünceleri ve emirleri hep zafer sağladı. Hz. Ali halîfe iken, yaptıkları zararlı oldu. Meşveret edilenlerin re'ylerini beğenmezdi. Abdüllah ibni Abbâs bunu açıkça bildiriyor. Hz. Osman şehit edilince, Hz. Aliye, oğlu Hz. Hasenin söyledikleri, kitaplarda yazılıdır. Re'yin, ictihâdın doğru olması demek, faydalı sonuçlar getirmesi demektir. Bu da, yalnız Şeyhaynın re'y ve ictihâdlarında tâm olarak hâsıl olmuştur.
Suâl 9: Hz. Ali, Allahü teâlânın emirlerinin yapılması için ençok uğraşan değil midir?
Cevap 9: Allahü teâlânın emirlerinin yapılması ve islâmiyetin yayılması için Şeyhaynın da, Hz. Alinin de var kuvvetle çalıştıkları şüphesizdir. Fakat, nass ile açıkça bildirilmemiş işlerde acele etmemek, meşveret etmek, icmâ elde etmek lâzımdır. Böyle yerlerde acele etmek hatâdır. Had cezâlarında böyle yapılmazsa, fitne uyanır. Şeyhayn, her emirlerinde, Resûlullahın bu sünnetini gözetirlerdi. Bunu, Ömer bin Abdülazîz çok güzel haber vermektedir. Hz. Ali böyle yapmadı. Hattâ bir gece, Mugîre bin Şu'be ile konuşurken, (Anlaşmazlık ve fitne korkusu olunca, zânîyi hemen recm ederim) demiş, Mugîre de, o gece kaçarak, Hz. Muaviyenin yanına gitmiştir. Denilebilir ki, Hz. Ali zamanındaki karışıklıklara kısmen acelesi sebep olmuştur. Hz. Alide sekr ve acele çoktu. Şeyhaynde ise, Sahv, teennî ve uzağı görmek çoktu. Böyle olduğunu, Abdüllah ibni Abbâs, açık olarak bildirmiş, (Hz. Ömer, ileriyi görür, yavaş hareket ederdi. Hz. Ali, istediğini hemen yapabilecek sanır, harekete geçerdi. Çoğu yapılamazdı) demiştir.
Suâl 10: Kur'an-ı kerimi en iyi ezberliyen Hz. Ali değil midir?
Cevap 10: Kur'an-ı kerimi ezberlemek şerefi, yalnız Hz. Aliye mahsûs değildir. Şeyhayn ve Zinnûreyn ve Abdüllah ibni Mes'ûd ve Übeyy bin Kâ'b da, Kur'an-ı kerimin hepsini ezberlemişlerdi. Şeyhayn halîfe iken, Cuma ve beş vakit namazı kıldırırlardı. Sabah namazında Bekara ve Yûsüf gibi uzun sûreleri okurlardı. Hz. Ali ve diğer hâfızlar, cemaat arasında idiler. Hiçbir namazda yanlış okundu dedikleri işitilmemiştir. Bu namazlar, cemaatin hıfzlarının kuvvetlenmesine yardım etti.
Suâl 11: Hz. Ali gaybden haber verirdi ve duâları kabûl olurdu.
Cevap 11: Gaybden haber vermek ve duânın kabûl olması, Hz. Alide de, Şeyhaynde de çok görüldü. Şeyhaynın bu kerâmetleri, sahih haberlerle bizlere geldi. Hz. Alinin kerâmetlerini bildirenler arasında yalancıların bulunduğunu Hz. Ali de bildirmiş, çoğunu yanından kovmuştur. Birbirlerinin kötülüklerini de bildirmişlerdir. Buhârîde diyor ki, Şeyhaynın duâsı ile yinilen yemek azalmazdı, artardı. Yine Buhârîde diyor ki, Hz. Ömerin, böyle olacağını zannederim dediği şeyler, hep zannettiği gibi olmuştur. Hz. Ömerin, Îrânda harp eden askerini Medînede hutbe okurken görerek, kumandanları Sâriyyeye (Dağ tarafına dikkat et!) dediği meşhûrdur. Hz. Ömerin, öldürüleceğinden birkaç gün önce, öleceğini haber verdiği, imam-ı Ahmedin (Müsned) kitabında yazılıdır. Hz. Ebû Bekrin îman edeceği ve öleceği zaman gördüğü rü'yâlar sahih kitaplarda yazılıdır. Nil nehrinin Hz. Ömerin mektûbuna uyarak akışını değiştirdiği bildirilmiştir. Böyle daha nice kerâmetleri bildirilmiştir. Böyle olmakla berâber, Eshâb-ı kirâmın yüksek dereceleri, kerâmet derecesinden daha üstündü. Hilâfet makamında kerâmetin az olması lâzım olduğunu (Füsus) kitabı, Süleymân aleyhisselâmın mucizesini anlatırken bildirmektedir.
Suâl 12: Hz. Ali Resûlullahın yakın akrabâsı ve âhıret kardeşi idi. Bundan daha büyük şeref olur mu?
Cevap 12: Evet, Hz. Ali, Resûlullahın çok yakın akrabâsıdır. Buna kimsenin bir diyeceği yoktur. Şeyhayn de, Kureyş kabîlesindendir ve kızları, Resûlullaha zevce olmakla şereflenmiştir. Fakat bu yakınlıklar, en üstün olmaya sebep olamaz. Akrabânın birbirinden yakın olduklarını bildiren âyet-i kerime, miras için gelmiştir. Halîfelikle, hâkimlikle ve imamlıkla ilgisi yoktur. Eğer halîfelik akrabâlıkla olsaydı, Hz. Alînin değil, Hz. Abbâsın halîfe seçilmesi lâzım gelirdi. Kralların, diktatörlerin âdetleri buna senet olamaz. Halîfeliğin miras gibi, babadan oğula kalmayıp, kâbiliyyeti, liyâkati olanın seçilmesi, Tevrâtta da bildirilmişti. Allahü teâlâ, Hz. Mûsâdan sonra, Yûşâ' aleyhisselâmı Peygamber yaptı. Hârûn aleyhisselâmın oğullarını yapmadı. İslâmiyette de halîfenin Kureyş kabîlesinden olacağı bildirildi. Bu kabîlenin hangi kolundan olacağı bildirilmedi. Bu kabîleden olup hilâfetin dokuz şartı kendinde bulunan kimsenin halîfe olmaya hakkı olur. Fakat halîfe olmak için, sözbirliği ile seçilmek veya önceki halîfenin vasıyet etmesi veya güç ile, darbe ile ele geçirilmiş olması lâzımdır. Şeyhayn, hilâfetin şartlarına mâlik idi ve sözbirliği ile seçildiler.
Resûlullah, Ebû Bekr için, (Kardeşimdir ve yakın arkadaşımdır) buyurdu. Ömer için de, (Kardeşim bana da duâ et!) buyurdu. Âhıret kardeşi yalnız Ali oldu ise de, bunun halîfelikle bir ilgisi yoktur. Eshâbını birbirleri ile kardeş yaparken, Hz. Ali ağlıyarak geldi. (Eshâbını birbirleri ile kardeş yaptın. Beni kimse ile kardeş yapmadın) diyerek üzüldüğünü bildirdi. Resûlullah da, onun hâline acıyarak, (Sen benim dünyada ve âhırette kardeşimsin!) buyurdu. Benî Neccârın reîsi Es'ad bin Zerâre ölünce, Resûlullahın yanına gelip, bize bir reîs tâyîn et dediklerinde, (Siz benim kardeşlerimsiniz! Sizin başkanınız ben olayım!) buyurdu. Bu kardeşlik, onların Şeyhaynden daha üstün olduklarını göstermez.
Suâl 13: Her müslümanın Hz. Aliyi sevmesi, Şûrâ sûresinin yirmiüçüncü âyetinde emrolundu.
Cevap 13: Bu âyet-i kerimenin meâl-i şerifi, (Sizden karşılık olarak, yalnız akrabâmı sevmenizi istiyorum)dır. (Aliyi sevmek, îmanın alâmetidir. Ona düşmanlık, münâfıklık alâmetidir) ve (Seninle harp edenle harp ederim. Seninle sulh eden ile de sulh ederim) hadis-i şerifleri de böyledir. Evet, Ehl-i beyti sevmek ve saymak ve Resûlullahın zevcelerine saygı göstermek, her müslümana vâcibdir. Hz. Abbâs da buna dahildir. Hadis-i şerifte, (Amcamı inciten, beni incitmiş olur) buyuruldu. Bir hadis-i şerifte, (Ensârı sevmek, îman alâmetidir, Ensâra düşmanlık etmek, münâfıklık alâmetidir) buyuruldu. Eshâb-ı kirâmın hepsi için de, (Eshâbımı seven, beni sevdiği için sever. Eshâbıma düşmanlık eden, bana düşmanlık etmiş olur. Onları inciten, beni incitmiş olur. Beni inciten de, Allahü teâlâyı incitmiş olur) buyuruldu.
Suâl 14: Hz. Aliye yardım etmek her müslümana vâcibdir. (Tahrîm) sûresi bunu gösteriyor.
Cevap 14: Evet, (Tahrîm) sûresinin dördüncü âyet-i kerimesinin meâl-i şerifi (Sâlih müminler Ona yardımcıdır)dır. Bu âyet-i kerime, sâlih müminlerin Hz. Aliye yardımcı olduklarını değil, Resûlullaha yardımcı olduklarını bildirmektedir. Sâlih müminlerin de, Hz. Ebû Bekr ile Hz. Ömer olduğunu, Eshâb-ı kirâm sözbirliği ile bildirmişlerdir. Bu âyet-i kerime, Şeyhaynın şânlarını göstermektedir.
Suâl 15: Peygamberimiz, Alînin Peygamberlere müsâvî olduğunu bildirdi.
Cevap 15: Peygamberimiz yalnız Hz. Aliyi değil, başka Sahâbîleri de Peygamberlere benzetmiştir. Bununla, o Peygamberin üstün sıfatlarından birinin onda da bulunduğunu haber vermiştir. Böylece, Ebû Zerin zühdünü Îsâ aleyhisselâma ve Ebû Bekrin merhametini de Îsâ aleyhisselâma ve Ömerin şiddetini, Nuh aleyhisselâma ve Ebû Mûsel-eş'arînin güzel okumasını, Dâvûd aleyhisselâma benzetmiştir.
Suâl 16: Kuş kebâbı olayı, Allahü teâlânın Aliyi çok sevdiğini göstermiyor mu?
Cevap 16: Resûlullahın yanında kuş kebâbı vardı. (Yâ Rabbî, sevdiğin kullarından birini gönder. Bu kuşu onunla berâber yiyelim!) buyurdu. Hz. Ali geldi. Birlikte yidiler. Bu haber, elbet doğrudur. Hz. Ali, elbet Allahü teâlânın sevgili kullarından biridir. Fakat, bu müjde yalnız ona gelmiş değildir. Hz. Ebû Bekre ve Hz. Ömere de böyle müjde verilmiştir. (Allahü teâlâ, Ebû Bekre yalnız tecellî eder. Başkalarının hepsine birden tecellî eder) ve (Ömerden daha hayrlı bir kimse üzerine güneş doğmamıştır) hadis-i şerifleri meşhûrdur.
Suâl 17: (Benim yanımdaki yerin, Mûsânın yanında Hârûnun yeri gibidir) hadis-i şerifi de, onun halîfe olacağını göstermiyor mu?
Cevap 17: (Tecrîd) kitabı bunu yazarken, Tebük gazâsındaki (Sen, benim yanımda, Mûsâ yanındaki Hârûn gibisin! Fakat, benden sonra Peygamber yoktur!) hadis-i şerifine işaret etmektedir. Bu hadis-i şerifteki (Benden sonra), (Benden başka) demektir.
Kur'an-ı kerimde, Câsiye sûresinin yirmiikinci âyetinde de, böyle demektedir. Çünkü, Hârûn aleyhisselâm, Mûsâ aleyhisselâmdan sonra yaşamadı. Daha önce öldü.
Bu hadis-i şerif, Tebük gazvesine giderken, Medînede, Aliyi kendi yerine bıraktığı için söylendi. Çünkü, Hz. Mûsâ da, Tûr dağına giderken, yerine Hârûn aleyhisselâmı vekîl bırakmıştı. Bu hadis-i şerif, Hz. Ali için büyük şereftir ve çok üstünlüktür. Fakat Şeyhaynden daha üstün olduğunu göstermez.
Suâl 18: Hz. Alînin Resûlullahın halîfesi olduğu, (Gadîr-i hum)daki hadis-i şerifte bildirilmedi mi?
Cevap 18: (Gadîr-i Hum) hadisine gelince, Resûlullah, Hz. Aliyi Yemene hâkim [Vâlî] yapmıştı. Beyt-ül-mâlde olan bir câriyeyi Hz. Ali kullandı. Bu hareketi, dedi-kodu hâlini aldı. Bu dedi-kodu Resûlullahın mübârek kulağına kadar geldi. Fitneyi önlemek için, Hz. Aliyi sevmeyi emir buyurdu. (Kimin mevlâsı isem, Ali de onun mevlâsıdır) buyurdu ki, (Beni seven, Aliyi de sevsin) demektir. Mevlâ kelimesi, Kur'an-ı kerimin birçok âyetinde vardır. Sevilen kimse mânası verilmiştir. Bu hadis-i şerif, (Allaha inanan, misafirine ikrâm etsin!) hadis-i şerifi gibidir. Bu hadis-i şerif, yalnız Hz. Ali için değildir. Hz. Hasen için, (Yâ Rabbî! Onu seviyorum. Onu sen de sev! Onu sevenleri de sev!) buyuruldu. Resûlullah Mekke ile Medîne arasında bulunan (Gadîr-i Hum) ismindeki yere gelince, Hz. Alinin elini tutup, (Kimin mevlâsı isem, Ali de onun mevlâsıdır! Yâ Rabbî, onu seveni sev! Onu sevmiyeni sevme!) buyurdu. Sonra, Hz. Ömer, Hz. Alinin yanına gelip, (Ne mutlu sana yâ Ali! Bütün müminlerin sevgilisi oldun) dedi. (Müslim) kitabında, Zeyd bin Erkam diyor ki, (Gadîr-i Hum) denilen su başında, Resûlullah hutbe okudu. (Ben de insanım. Birgün ecelim gelecek. Size Allahın kitabını ve Ehl-i beytimi bırakıyorum. Kur'an-ı kerimin gösterdiği yola sarılınız! Ehl-i beytimin kıymetini biliniz!) buyurdu. (Timüzî) de, İmrân bin Hasîn diyor ki, Resûlullah, bizi Hz. Alinin emrinde cihâda gönderdi. Hz. Ali, esîr denilen câriyelerden birini kendine aldı. Dört kişi, bunu Resûlullaha söylediler. Resûlullah çok üzüldü. (Aliden ne istiyorsunuz? Ali bendendir. Ben de ondanım. Benden sonra, O her müminin velîsidir) buyurdu. Bu hadis-i şerifler, Ehl-i beyti sevmeyi emretmektedir. Mevlâ, velî, sevilen kimse demektir. Zeyd bin Erkam, (Tirmüzî) de bildiriyor ki, Resûlullah buyurdu ki, (Size iki şey bırakıyorum. Bunlara yapışırsanız, benden sonra doğru yolda kalırsınız. Biri, ötekinden daha büyüktür. Bu, Allahın kitabıdır. İkincisi, Ehl-i beytimdir. Havz başında bana kavuşuncaya kadar, ikisi birbirinden ayrılmaz!). Birbirinden ayrılmaz demek, Kur'an-ı kerime sarılan kimsenin, Ehl-i beyti sevmesi lâzımdır demektir. Ehl-i beyte yapışmak, onları sevmektir. Kur'an-ı kerime uymak sevap olduğu gibi, Ehl-i beyti sevmenin de böyle sevap olduğunu bildirmektedir. Bu hadis-i şeriflerin hiçbiri, Hz. Alinin halîfe, imam olacağını göstermiyor. Bu hadis-i şerifleri ileri sürerek, Ehl-i sünneti kötülemek, müslümanlar arasında bölücülük yapmak, pek haksız ve çok yanlıştır. Cenâb-ı Hak, hepimize Ehl-i beyti ve Eshâb-ı kirâmın hepsini sevmek nasip eylesin! Âmîn!
Suâl 19: Hz. Ali, îman etmeden önce küfür üzere bir an yaşamadı.
Cevap 19: Îman etmeden önce, küfür üzere olmamak üstünlük olsaydı, sonra gelen müslümanların hepsinin, Eshâb-ı kirâmdan daha üstün olmaları lâzım gelirdi. Hadis-i şerifte (Îman edenin geçmiş suçlarının hepsi affolur) buyuruldu.
Suâl 20: Hz. Ali islâmiyete pekçok hizmet etti.
Cevap 20: İslâmiyete çok hizmet edenin Şeyhayn olduğu güneş gibi meydandadır. Çünkü, Kur'an-ı kerimi cem'eden, Şeyhayndır. Hadis-i şerifleri rivayet etmek çığrını açan, din bilgilerini, kısmlara ayıran, Arabistânı feth eden, İslâmiyeti Rum ve Îrân topraklarına yerleştiren Şeyhayndır. Yer yüzündeki müslümanların çoğu, Mâlikî, Hanefî ve Şâfi'î mezhebindedir. Bu mezheplerin temel bilgileri, Hz. Ömerin elde ettiği icmâ mes'eleleridir. Bu mezheplerde Hz. Aliden gelen bilgiler pek azdır. Hz. Ali zamanında hiç kâfir memleketi feth edilmedi. Müslümanlar arasında birlik ve huzur sağlanamadı. Bu ümmetin Şeyhaynden istifâdesi, Hz. Aliden olan istifâdesinden çok fazladır. Çığır açanların sevabı, bunlara uyanların çokluğu kadar çok olur. (Ehl-i sünnet) olan müslümanların hepsi, Şeyhaynın gösterdikleri yoldadır. Yer yüzündeki müslümanların çoğu, Ehl-i sünnettir. Hz. Alinin soyundan üç sapık fırka meydana geldi. Üçü de islâmiyeti parçalamak için çalıştılar. Allahü teâlâ merhamet etmeseydi, islâmiyeti yok edeceklerdi. Bunlardan biri (İmâmiyye) fırkasıdır. Bunlara göre, Kur'an-ı kerimi toplıyanlar, sağlam kimseler değilmiş. Çünkü, İmâmiyye fırkasında olanlar, Eshâb-ı kirâma ve meşhûr yedi kırâet imamına inanmıyor. Onların inandıkları oniki imamdan gelen bir haber de yoktur. Merfû' hadisler de bildirmedikleri için, güvenecekleri bir hadis kitapları da yok. (Zeydiyye) fırkası da, hadis-i şeriflerden alınmış olan din bilgilerinin çoğuna inanmıyorlar. İslâm tarihinde kanlı ayrılıklara sebep oldular. (İsmâ'îliyye) kısmı ise, hepsinden daha kötüdür. Tâm islâm düşmanıdırlar. Müslümanların îmanlarında ve amellerinde sayısız bozuk bid'atleri, hep bu üç fırka ortaya çıkardı. Evet, bunların kötülükleri, Hz. Aliyi lekelemez. Bunun gibi, Yezîdin ve Emevî hâkimlerinin kötülükleri de, Hz. Muaviyeyi lekelemez. Zulmleri, günahları kendilerinedir. Fakat, Hz. Aliye bunlardan hiçbir sevap gelmemektedir. Hâlbuki, yer yüzündeki Ehl-i sünnetin sevaplarından, kıyâmete kadar hergün, Şeyhayne sayısız sevap hâsıl olmaktadır.
Suâl 21: Hz. Alînin bedeni de, ruhu da kâmil idi. Bunun için de Şeyhaynden daha üstündür.
Cevap 21: Bedenî ve ruhî üstünlüğe cevap vermeden önce, (Mevâkıf şerhi) yazısını da bildirmek, hepsini birlikte cevaplandırmak uygun görüldü. (Mevâkıf) diyor ki, (Üstünlüğe sebep olan yükseklikler, Hz. Alide toplanmıştır. Hz. Ali, Eshâbın en âlimi idi. Resûlullahın yanında büyüdü. Ona dâmâd oldu. Çok zekî idi. Resûlullahdan, onun öğrendiğini, başkaları öğrenemedi. Hz. Ebû Bekr ise, büyük yaşta [otuzsekiz yaşında] îmana geldi. Resûlullah ile hergün bir kere görüşürdü. Hz. Alinin zühdünü bilmiyen yoktur. İhsânı da çoktu. Namazda bile yüzüğünü sadaka verdi. Bunun için, âyet-i kerime ile övüldü. Nezr orucu tuttuğu gün iftâr edeceği zaman, yemeğin hepsini, gelen fakire, yetîme ve esîre verdi. Bunun için de, âyet-i kerime ile medh edildi. Hz. Alinin gazvelerdeki şecâ'ati, kahramanlığı da, herkesten çoktu. Hendek gazvesinde, (Alinin bir kılınç vurması, bütün ins ve cinnin ibâdetlerinden daha kıymetlidir) hadis-i şerifi ile övüldü. Hayberde ve başka gazvelerdeki kahramanlıkları ve medh olunmaları da meşhûrdur. Güzel ahlâkı da, o kadar meşhûr olmuştur. Kuvveti de çoktu. Hayber kal'asının kapısını kopardı. Bu kapıyı adalemin kuvveti ile değil, Allahü teâlânın verdiği başka kuvvetle kopardım dedi. Hz. Ali, soy ile ve nikâh ile Resûlullaha çok yakındı. Abbâs, yalnız babadan Abdüllahın kardeşi idi. Ebû Tâlib ise, anadan ve babadan kardeşi idi. Hz. Ali, kadınların en üstününün zevci idi. Cennet gençlerinin en üstünü olan Hasen ve Hüseynin babaları idi).
Cevap olarak deriz ki, Hz. Ali, elbet bu üstünlüklerin sahibidir. Bütün müslümanların buna inanmaları ve onu çok sevmeleri lâzımdır. Fakat, halîfe olmak için, başka üstünlükler de vardır. Çeşidli mesleklerde, çeşidli sanatlarda en üstün olmak için aranılan üstünlük, başka başkadır. Âlimlerin en üstünü olmak için, soya, sûrete, mala bakılmaz. Bunlara bakılsaydı, Ebû Hanîfenin, Şâfi'înin, Mâlikin ve Ahmed bin Hanbelin talebeleri arasında, kendilerinden daha üstünleri bulunurdu. Askerlikte en üstün olmak için, tıb ilmi, güzel yazı, şiir yazmak gibi üstünlüklere bakılmaz. Peygamberlere halîfe olmak için aranılan üstünlük, peygamberlik vazîfesini yapmak için, Peygamberlere verilmiş olan üstünlüklere benziyen üstünlüklerdir. Bunun içindir ki, Âlimler, Velîler ve Emr-i mâruf ve Nehy-i münker ve cihâd yaparak dînin yayılmasına çalışanlar, kendilerinden daha kuvvetli olan sporculardan ve tüccârlardan ve hesap uzmanlarından daha kıymetli, daha üstündürler. Bunun için, halîfe seçilmekte, Resûlullahın önem verdiği ilim, ahlâk ve işlerde en üstün olmak lâzımdır. Hattâ, bu üçü arasında, işe daha çok bakılır. Çünkü, ümmet arasında, istidlâl ederek [araştırarak] veya ilhâm olunarak, yeni bilgilere kavuşanlar bulunabilir. Fakat, bu bilgiler, Peygamberin ilmi kadar kıymetli olmaz. Peygamberlik ilmi, islâmiyeti yaymaya, bunlardan ahkâm çıkarmaya, bunları açıklamaya, şüpheye düşülenler arasında, sağlamını seçmeye, sözbirliği elde etmeye yarıyan ilimdir. Üstün olan iş ise, ümmet arasında rahat, düzen ve huzur sağlıyan iştir. Dört halîfenin zamanları iyi incelenirse, Hz. Alînin, peygamberlik bilgilerinde ve işlerinde Şeyhaynden daha üstün olduğu asla görülemez. Hz. Alînin ilmi, çabuk cevap vermekte üstün olduğu gibi, Şeyhaynın ilimleri de, sabr ve araştırarak, sözbirliği yaparak cevap vermekte daha üstündür. Hz. Alînin zühdü çok olduğu gibi, Şeyhaynın zühdü de çoktu. Şeyhaynın kerem ve ihsânları, Hz. Alînin ihsânından kat-kat çoktu. Namazda yüzüğünü vermesi ve iftârlığını vermesi de sağlam olarak bildirilmiş değildir. Sağlam dersek de, Hz. Ebû Bekrin sadakaları ve ihsânları ve âyet-i kerimelerle medh olunmaları yanında daha üstün olmadığı meydandadır. Hz. Alînin bilek kuvveti üstün ise de, Şeyhaynın mürtedlerle, Îrân ve Rum devletlerine meydan okumalarındaki kuvvetleri daha üstündür. Şeyhaynın bütün ümmeti râzı etmeleri ve geçimsizlikleri gidermekteki güzel ahlâkı, katkat daha çoktu. Hz. Ali, soydan çok yakın ise de, Şeyhayn kabirde, mahşerde ve Cennete giderlerken, Resûlullaha daha yakındırlar. Hz. Ali, Hz. Fâtımanın zevci olmakla şereflendiği gibi, Hz. Ebû Bekr de, Resûlullahın sevgili zevcesi ve Cennetteki arkadaşı olan Hz. Âişenin babası olmakla şereflenmiştir. Kur'an-ı kerimde on âyet, Hz. Âişeyi medh etmektedir. Fıkh ilminin dörtte biri ondan öğrenilmiştir. Hz. Ömerin kızı Hz. Hafsa da, Resûlullahın dünyada ve Cennette zevcesidir ve Cebrâîl aleyhisselâm, onu (çok namaz kılıcı ve çok oruç tutucu) diye övmüştür. Hz. Alînin çocukları arasında, insanların en iyileri bulunduğu gibi, islâmiyete çok zarar verenleri de vardır. (İsmâ'îliyye), (Zeydiyye) ve (İmâmiyye) sapık fırkaları, onun çocuklarından hâsıl oldu. Etrâfına câhilleri toplıyarak, sayısız müslümanı yoldan çıkaran yüze yakın torununun kanlı maceraları, tarih kitaplarında uzun yazılıdır. Şeyhaynın çocukları arasında böyle din yıkıcıları hiç görülmedi. Abdüllah bin Ömer, Hz. Âişe, Sâlim, Kâsım ve Ubeydüllah bin Ömer Ömerî ve başka evlatları, insanları hidâyete, saadete kavuşturdular. Oniki imamdan sonra gelen Şihâbüddîn-i Sühreverdî ve Fahrüddîn-i Sühreverdî gibi tasavvufcular ve Fahrüddîn-i Râzî Veliyüddîn gibi kitap sahipleri, hep Şeyhaynın evlatlarından feyz alarak hidâyete kavuştular. Bir insanın anasının ve babasının Hâşimî olması veya çocuklarının çok olması, en üstün olmaya sebep olsaydı, Hz. Alînin Resûlullahdan [hâşâ] daha üstün olması lâzım gelirdi. (Bu üstünlüklerin, peygamberlik derecesi yanında te'sîrleri olmaz. Başkalarından daha üstün olmaya te'sîri olur) denirse, bu üstünlüklerin, peygamberliğe te'sîri olmadığı gibi, peygamberlik sıfatlarında Peygambere benzemeye de te'sîri olmıyacağı meydandadır. Evet, bunlardan başkasının üstünlüğüne te'sîr eder. Bunun için de, Hz. Ali, kendi hilâfeti zamanında bulunan Eshâb-ı kirâmın hepsinden daha üstündür. Ehl-i sünnet âlimleri böyle inanmaktadır. Buraya kadar yazılanlar, Nasirüddîn-i Tûsînin (Tecrîd) kitabına cevaptır.
Suâl 22: Halîfe olmak için, eftal olmak, daha üstün olmak lâzımdır sözü, nasıl doğru olabilir? Hz. Ali daha üstün olduğu hâlde, Resûlullah ile gazâ yaparken, Kureyşlilerin babalarını, arkadaşlarını öldürdüğü için ve dîne dâvet ederken kimsenin gözyaşına bakmadığı için ve cezâ vermekte acele ettiği için, câhiller onun emrine girmek istemez. Resûlullah, ruh hastalıklarının mütehassısı olduğundan, bu sebeple başkalarını halîfe yapmış olabilir.
Cevap 22: Milletleri islâh etmek, rahata ve huzura kavuşturmak için, Allahü teâlâ Peygamberler göndermiştir. Peygamberin de, peygamberlik sıfatlarında en üstün olanı halîfe seçmesi lâzımdır. Başkasını seçerse, sefâhet ve zulüm yapmış olur. Kureyşliler, babalarını, arkadaşlarını öldürenlerin emrine girmek istemezlerdi demek yanlıştır. Doğru olsaydı, Hz. Aliden daha ziyâde Resûlullahı istemezlerdi. Çünkü, değil Hz. Alinin, bütün Eshâbın gazâlarda Kureyşlileri öldürmeleri, hep Resûlullahın emri ile oldu. Hâlbuki, îman edenleri, Resûlullahı canlarından çok sevdiler.
Suâl 23: Resûlullaha yardım etmek ve islâmiyeti yaymak ve Arabistânda, Acem ve Rum memleketlerinde cihâd etmek ve Kur'an-ı kerimi toplamak ve memleketler almak, müslümanlara yardım etmek, peygamberlik sıfatlarıdır diyerek, Şeyhaynı daha üstün bilmek, çeşidli sorulara sebep olur. Şöyle ki, (Şerh-ı mevâkıf) ve (Şerh-i akâid) gibi, Ehl-i sünnetin en kıymetli kitaplarında, üstünlük sevabın çok olmasıdır diyor. Yukarıda bildirilen üstünlük, bu kitapların sözbirliğini değiştirmek olmazmı? Sonra, o tarife göre, kâfir memleketlerini ele geçiren Hz. Muaviye ve başka kumandanların, Hz. Aliden daha üstün olmaları lâzım gelmezmi? Üçüncü olarak deriz ki, o üstünlükler, sonradan ele geçen şeylerdir. İnsanın kendinde bulunan üstünlüklerle birlikte bulunurlarsa, daha üstün olur. Hem de, hadis-i şerifte, (Allahü teâlâ, bu dîni, fâcir [kâfir] kimse ile de kuvvetlendirir) buyuruldu. Ayrıca deriz ki, kendilerine yalnız bir iki kişi inanmış olan Peygamberler vardı. Bu ise, memleketler ele geçirmenin, dîni yaymanın, peygamberlik sıfatları olmıyacağını gösteriyor. Yok eğer bizim Peygamberimize benzemek düşünülüyor ise, Peygamberler, birbirlerine elbet benziyorlardı. Demek ki, Peygamberimize benzemek başka sıfatlarda benzemek imiş! Sonra, memleketleri almak, daha üstün olmayı gösterseydi, Hz. Ömerin, Hz. Ebû Bekrden daha üstün olması lâzım olurdu. Peygamberimizin zamanında yapılan gazvelerde, Hz. Alinin hizmeti, hepsinden daha çoktu. Peygamberimizden sonra yapılacak fethler ve hizmetler de, ilk halîfe seçilirken bilinmiyordu. O hâlde, Hz. Ebû Bekrin daha üstün olduğu ve halîfe seçilmesinin, sözbirliği ile olduğu nasıl kabûl olunabilir?
Cevap 23: Bu şüpheler, sözümüzün iyi anlaşılmadığını göstermektedir. Üstünlük, yalnız dîni yaymak, cihâd etmek, memleketler ele geçirmek ve Kur'an-ı kerimi cem'etmektir demedik. Bunlar, üstünlüğe sebep olan iyiliklerden birkaçıdır. Bu sebepleri üçe ayırabiliriz. Birincisi, Peygamberlik sıfatlarına benzemektir. Resûlullaha yardımda üstün olmaktır. Resûlullahdan sonra, Onun vazîfelerini tamamlamaktır. Ehl-i sünnet âlimleri, vazîfe taksîmi yaptı. Biri, hadis-i şerif bilgilerini, ikincisi kelâm [îtikat] bilgilerini yaydı. Ehl-i sünnet âliminin sözü deyince, iki kısmdakilerin de sözbirliği anlaşılır. Ehl-i sünnet âlimleri, Şeyhaynın üstün olduğunu sözbirliği ile bildirdi. Cihâd deyince, kılınçla cihâd anlaşıldığı gibi, sözle, yazı ile cihâd da ve nefis ile cihâd da anlaşılır. İkinci ve üçüncü cihâdda, Hz. Ebû Bekr daha üstün idi. Cihâd âyeti gelmeden önce, onüç sene Mekkede ve bir sene Medînede, hep cihâd yaptı. (Benden sonra Peygamber gelseydi, Ömer elbette Peygamber olurdu) hadis-i şerifi, Şeyhaynın peygamberlik sıfatlarına mâlik olduklarını açıkça bildirmektedir. Fâcirlerin dîne hizmet etmeleri, onlara elbet fayda vermez. Fakat, bu ileri sürülerek, Emr-i mârufun ve cihâdın üstünlüğü ve sevabının çokluğu da inkâr edilemez. Şeyhaynın fâcir olmadığı, sâlih oldukları da, âyet-i kerimeler ve hadis-i şeriflerle bildirilmiştir. Buna inanmıyanın, kendi îmanından şüphe etmesi lâzım olur. Resûlullaha benzemek üç türlü olur: Birincisi, peygamberlik makamında benzemek olup, böyle benzemek yalnız Peygamberlere mahsûstur. İkincisi, peygamberlik vazîfelerini yapmakta benzemektir. Şeyhaynın bu bakımdan benzediklerini önceki sayfalarda uzun bildirdik. Üçüncüsü, Onun yaptığı ibâdetleri yapmakta benzemektir. Bu benzeyiş, zamana ve dinlere göre değişir. Dinlerin çoğunda cihâd emrolunmamıştı. O Peygamberlerin cihâd yapması, ibâdet olmazdı. Nerde kaldı ki, üstünlük olsun. Bizim dînimizde cihâd etmek, memleket almak emrolundu. Peygamberlik vazîfesi oldu. Hz. Ömer, Hz. Ebû Bekrden üstün olurdu sözü yanlıştır. Doğru denirse, Şeyhaynın Resûlullahdan üstün olmalarını söylemeye yol açar. Şeyhayn, Resûlullahın başladığı ve tamamlanacağını bildirdiği cihâdları ve fethleri yaptılar. Hayatında olduğu gibi, vefâtından sonra da Onun cihâdında hizmet ettiler. Hz. Ömer de, Hz. Ebû Bekrin başladığı cihâdı tamamladı. Bunun için, (Ben Ebû Bekrin halîfesiyim) dedi.
Suâl 24: Resûlullah, (Ebû Bekr namaz kıldırsın!) dediği zaman, Hz. Ali orada yoktu. Orada olsaydı, (Ali kıldırsın) derdi. Yâhut da, yaşlı olduğu için imam olmasını emreyledi. Şeyhaynın, Cennettekilerin en üstünü olmaları ve Ebû Bekrin Cennete önce girmesi de, Hz. Aliden başkası için olabilir. Hz. Alinin (Bu ümmetin en üstünü Ebû Bekrdir. Sonra Ömerdir) demesi de, benden sonra üstünü demek olmaz mı? Çünkü, Hz. Ali çok yüksek olduğundan, Resûlullah gibi, ümmetin dışında, üstündedir.
Cevap 24: Hz. Ebû Bekrin üstün olduğunu biz söylemiyoruz. Bunu Hz. Ömer ve Hz. Ali ve Ebû Ubeyde ve Abdüllah ibni Mes'ûd gibi Eshâb-ı kirâmın büyükleri ve Ensârın çoğu söylediler. Onu halîfe seçtiler. Kays bin Ubâd diyor ki, (Hz. Ali bana dedi ki, Resûlullah hasta iken, namaz vakti geldi. (Ebû Bekre söyleyiniz! Namazı kıldırsın!) buyurdu. Resûlullah vefât edince, düşündüm. Dînin direği olan namazda Resûlullahın önümüze geçirdiğini önümüze geçirerek Ebû Bekri halîfe seçtik). Hz. Alînin bu sözünü, Ebû Amrin (İstî'âb) kitabında, Hasen-i Basrî bildirmektedir. [İstî'âb kitabını yazan Ebû Amr Yûsüf bin Abdüllah Kurtubî, ibni Abdilberr ismi ile meşhûr olup, dörtyüzaltmışüç [463] de vefât etmiştir. İstî'âb kitabı, 1328 de Mısrda basılmış ve 1379 [m. 1960] da Beyrutta fotokopisi yapılmış olan (El-isâbe) kitabının kenârında basılmıştır. Hasen-i Basrînin haber verdiği, Hz. Alînin bu sözü, (İstî'âb) kitabının ikinci cildinin ikiyüzellibir (251). sayfasında, Abdüllah bin Ebî Kuhâfe isminde yazılıdır. İmâm-ı Rabbânînin (Reddi revâfıd) kitabında ve Abdülkâdir-i Geylânînin (Gunyet-üt-tâlibin) kitabında da yazılıdır.]
Yine (İstî'âb) kitabında Hakem bin Hacer dedi ki, Hz. Aliden işittim, (Kim beni Ebû Bekrden ve Ömerden üstün tutarsa, iftirâ etmiş olur. İftirâ edenleri döğdüğüm gibi, onu döğerim).