ESHÂB-I KİRÂM KİTÂBINDA ADI GEÇENLERİ TANITMA
-Y-Z-
250 - YAHYÂ: Zekeriyyâ aleyhisselâmın oğludur. Annesi Elîsâdır. Hıristiyanlar Elizabeth diyor. Hz. Meryemin baba bir kız kardeşidir. Dâvüd aleyhisselâmın soyundandır. (Tevrât)da yazılı olan Îsâ aleyhisselâm göke çıkarıldıktan bir buçuk sene sonra (İncil)e uyduğu için, zâlim yahudi hükmdârı Herod tarafından, otuzdörtbuçuk yaşında iken, şehit edildi. Mübârek bedeninin parçaları başka şehirlerdedir. İbni Âbidîn, önsözünde diyor ki, (Mübârek başı, Şâmda Ümeyye câmiindedir).
251 - YAHYÂ BERMEKÎ: Yahyâ bin Hâlid, Abbâsî devletinin vezîrlerindendir. Horasanlıdır. Babası, Ebû Müslim Horasânînin ordusunda çok hizmet etmiş, vezîr olmuştu. Yahyâ da, Âzerbaycan vâlîsi idi. Mehdî zamanında vezîr oldu. Hârûn Reşîdin hocası oldu. Sonra buna da onyedi sene vezîrlik yaptı. 189 [m. 805] da zındanda öldü. 86.
252 - YAHYÂ BİN ŞEREF NEVEVÎ: Nevevî ismine bakınız! 49, 104.
253 - YEZÎD: Hz. Muaviyenin oğlu ve Emevî devletinin ikinci halîfesidir. Hicretin yirmialtıncı yılında Şâmda tevellüd etti. 60. senesinde halîfe oldu. 61. senesinde Kerbelâ fâciası oldu. Hz. Hüseyn şehit olup, mübârek başı Şâmda Yezîdin sarayına getirildi. Yezîd dedi ki, (Bilir misiniz bu iş neden oldu? Bu zat, babam Ali, onun babasından hayrlıdır. Anam Fâtıma, onun anasından hayrlıdır. Ceddim Resûlullah, onun dedesinden hayrlıdır. Ben de, ondan hayrlıyım. Hilâfet, benim hakkımdır dedi. Allah için söyliyorum ki, Fâtıma, elbette benim anamdan hayrlıdır. Ceddine gelince, Allaha ve âhıret gününe inanan kimse, Resûlullaha kimseyi müsâvî göremez. Lâkin Hüseyn bunu fıkh ve ictihâdı ile söyledi. (Herşeyin sahibi Allahü teâlâdır. Mülkünü dilediğine verir) âyet-i kerimesini düşünmedi). Kısas-ı enbiyâda, bundan sonra diyor ki:
Kerbelâdan getirilen kadınlar ve Zeynel'âbidîn, Yezîdin önüne çıkarıldı. Hz. Hüseynin kızı Fâtıma, (Yâ Yezîd! Resûlullahın kızları esîr midir?) dedi. Yezîd, (Ey kardeşimin çocuğu! Ben bunu istemezdim) dedi. Kadınları, Yezîdin kadınlarının yanına götürdüler. Saray kadınları tâziyet verdi. Alınan mallarını sordular. Katkat ödediler. Hz. Hüseynin kızı Sükeyne, (Yezîdden hayrlı günahkâr görmedim) derdi. Yezîd, Zeynel'âbidîni yanına aldı. Akşâm sabah berâber yidi. Yezîd Ehl-i beytin yol paralarını bol bol verip, korumak için yanlarına asker katıp, Medîneye gönderdi. Zeynel'âbidînle vedâ' ederken, (Allahü teâlâ, ibni Mercâneye lânet eylesin! Vallahi ben olsaydım, babanın her istediğini kabûl ederdim. Lâkin kader-i ilâhî böyle imiş ne çâre. Her ne istersen bana yaz! Kabûl olunur) dedi. Mercâne, ibni Ziyâdın anasının adıdır.
Yezîd, Kerbelâ vak'asından sonra: (Allah, o ibni Mercâneye lânet eylesin! Hüseynin isteklerini kabûl etmeyip de, onu katlettirdi. Onun katli ile, herkesi bana gücendirdi. İyi kötü herkes, Hüseynin katlolayını şişirerek anlatıp bana düşman oldu) derdi. Yezîd, 64 [m. 683] senesinde vefât etti.
Büyük âlim El-Kadî Ebû Bekr İbnül'arabî (El-Avâsım) kitabında diyor ki: (Buhârî)nin Kitap-ül-fiten kısmında diyor ki, (Medîne halkı, Yezîdi hilâfetten hal' etmek istedikleri zaman, Abdüllah ibni Ömer, yakınlarını ve çocuklarını toplayıp, buna, Allahın ve Resûlullahın halîfesi olarak bî'at ettik. Allahın ve Resûlullahın halîfesi ile harp etmekten daha büyük gadr olmaz dedi). Abdüllah bin Ömer, Yezîde bî'at ederken, (Bu bî'at hayrlı ise, râzı oluruz. Kötü olursa, sabr ederiz) dedi. Hamîd bin Abdürrahmân diyor ki, Yezîde bî'at olunurken, bir Sahâbînin yanına gittim. Bana, (Yezîd bu ümmetin hayrlısı değildir. Ondan daha âlimler, ondan daha şerefli kimseler var diyorsunuz. Ben ise, bu ümmetin birlik olmasını ayrılıklarından daha çok severim. Ümmet-i Muhammedin girip rahat ettiği bir yere giren kişi, rahatsız olur mu? Elbette olmaz) dedi. Yezîdin şarap içmesine gelince, buna inanmak için, iki âdil şâhidin, gördüm diyerek haber vermesi lâzımdır. Leys bin Sa'd, (Emîr-ül-müminin Yezîd, altmışdört senesinde vefât etti) dedi. Bu sözü Yezîdin adaletini haber vermektedir. Onu âdil bilmeseydi, Emîr-ül-müminin demezdi. İmâm-ı Ahmed bin Hanbel (Kitap-üz-zühd)de diyor ki, Yezîd, hutbe okurken, (Hasta olan kimse, en iyi amellerini araştırıp, hep onu yapsın! En kötü amelini de araştırıp, onu terk etsin!) dedi. Bu yazısı, Yezîdin sözünü huccet kabûl ettiğini gösteriyor. Ona şarap içmeği, fâsık ve fâcir olmayı iftirâ eden tarihçilerin utanmaları lâzımdır. Tarihçilerin çoğu din bilgilerinde câhildirler. Bid'at deryasına düşmüştürler. Çoğu, Eshâb-ı kirâmı ve Selef-i sâlihîni kötüliyebilmek için hadis uydurmaktan bile çekinmemişlerdir. Bunların maksadları din değil, dünya idi. İnsanların en zararlısı zekî olan câhiller, hiylekâr olan bid'at sahipleridir. Mal satın almak için, âdil olan tâcir aranıyor da, Selef-i sâlihîn hakkında bilgi almak için, dinden ve hele adaletten nasibi olmıyanların sözleri, yazıları nasıl kabûl olunur? (Avâsım)dan tercüme tamam oldu. Bu kitap, 1371 [m. 1951] de Mısrda basılmıştır. Son nefeste îman ile gitmesi ve tevbe etmesi mümkün olduğu için, imam-ı Gazâlînin ve başkalarının, Yezîde lânet câiz değildir dedikleri, (Berîka)nın binonuncu sayfasında yazılıdır.
(Nuhbet-ül-leâlî) ismindeki, (Bed-ül-emâlî) kasîdesinin şerhini, Muhammed bin Süleymân Halebî yapmıştır. Bu şerhinde diyor ki: Yezîde, öldükten sonra, yalnız iftirâ eden taşkınlar lânet etti. Bunlar, Ehl-i sünnet âlimlerinin çoğunluğuna uymıyan geveze kimselerdir. Aklı olan kimse, ona dil uzatmaz, lânet etmez. Çünkü, ona lânet etmeye emrolunmadık. Kıyâmette bundan sorulmıyacağız. Şî'îler, hâricîler ve Mu'tezile fırkasında olanların bir kısmı ve hattâ, Teftâzânî, imam-ı Hüseynin öldürülmesinden râzı olduğu için ve buna sevindiği için ve Ehl-i beyte hakâret ettiği için ve o zaman küfre sebep olan beytler söylediği için, ona lânet câiz olur dediler ise de, böyle söylemeleri doğru değildir. (Temhîd) kitabında, [Ebû Şekür Sülemî] diyor ki, (Yezîd, imam-ı Hüseyni öldürmeyi emretmedi. Kendisine bî'at ettirilmesini, yâhut, yakalayıp, diri olarak getirilmesini emretti. Onlar ise, kendiliklerinden öldürdüler). Bu kötü işi, Ubeydüllah bin Ziyâd yaptı. Kûfe şehrinden asker gönderdi. Kerbelâda karşılaşıp öldürdüler. İmâm-ı Hüseyni öldürmek için emir vermek, hattâ, Peygamberlerden başka herhangi bir kimseyi öldürmek, buna helâl demedikçe, lânet etmeye sebep olmaz. Olsa olsa, fâsık olur. Kâfir olmaz. Fâsık olan mümine lânet etmek câiz değildir. Hattâ, hayatta olan bir kâfire de lânet, câiz değildir. Çünkü, mümin olarak ölmesi ihtimali vardır. Ancak belli olmıyan kâfirlere ve kâfir olarak öldüğü bilinen kimseye lânet câizdir. Yezîdin hep namaz kıldığı muhakkaktır. Peygamberimiz, namaz kılanlara lânet olunmasını yasak etmiştir. Sa'düddîn-i Teftâzânî, (Akâid-i Nesefiyye) şerhinde diyor ki, (Yezîde lânet mes'elesinde, Ehl-i sünnet âlimleri ikiye ayrıldı. (Hulâsa)da ve başka kitaplarda, ona ve Haccâc Yûsüfe lânet câiz olmadığı bildirildi. Çünkü, Peygamberimiz namaz kılanlara ve Ehl-i Kıbleye lânet etmeyi nehy etti). Netîcede deriz ki, Yezîdin imam-ı Hüseyni öldürmeye emir verip vermediği ve buna râzı olup olmadığı, kesin olarak bilinmediği için, susmak iyidir. Çünkü, ona lânet etmek emredilmedi. Lânet etmemek de günah değildir. Evet, onun yaptığı çirkin işi sevmeyiz. Râzı olmasa bile, onun sebep olduğu meydandadır. (Nuhbe)den tercüme tamam oldu.
Hindistân âlimlerinden mevlânâ hâfız Hakîm Abdüşşekür Mirzâpûrî, (Şehâdet-i Hüseyn) kitabında Hz. Hüseyni Küfe şehrinde kendilerine şî'î diyenlerin şehit ettiklerini ve şehit eden Şemmer habîsinin, Hz. Alînin askeri arasında, Hz. Muaviyeye karşı harp ettiğini vesikalarla isbât etmektedir. Bu kitabı mevlevî Gulâm Haydar Fârûkî, urdu dilinden fârisîye tercüme etmiş, 1395 [m. 1975] de Karaşide bastırılmıştır. Mezkûr (Şehâdet-i Hüseyn) kitaptan bazı kısmları türkçe (Hak Sözün Vesîkaları) kitabının (Îman ile ölmek için kardeşim, Ehl-i beyt ile Eshâbı sevmelisin) kısmının otuzaltıncı maddesinde yazılıdır. Oradan okuyunuz!. 23, 73, 74, 136.
254 - YEZÎD BİN EBÎ SÜFYÂN: Ebû Süfyânın oğlu, Hz. Muaviyenin büyük kardeşi idi. Eshâb-ı kirâmdandır. Çok sâlih idi. Mekkenin fethinde müslüman oldu. Hüneyn gazâsında bulundu. Hz. Ebû Bekrin Şâma gönderdiği orduda, bir birliğin kumandanı idi. Hz. Ömer zamanında Filistin vâlîsi oldu. Ondokuzuncu yılda tâ'ûndan vefât etti. Yerine kardeşi Muaviyeyi vekîl bırakmıştı. Halîfe de tasdik etti. 57, 58, 60, 251.
255 - YÛSÜF: Ya'kûb, oniki oğlundan en çok Yûsüfü severdi. Kardeşleri, onu kıra götürüp kuyuya attı. Onu kurt yidi dediler. İçlerinden biri, kuyuya yemek götürmüştü. Kervan gelmiş, Yûsüfü çıkarmışlar görünce, bu bizim kölemiz idi. Kaçtı dedi. Ucuz sattı. O zaman, onsekiz yaşında idi. Kardeşlerinden korkup sustu. Mısra götürüp mâliyye vekîline sattılar. Çok güzel idi. Yüzünde nûr parlıyordu. Vekîlin zevcesi Zelîha [Fârisîde Züleyhâ denir] buna âşık oldu. Fakat, iftirâ etti. Habse konuldu. Zindânda, Fir'avnın ekmekcisi ve şerbetçisi de vardı. Bunlar, bir gece rü'yâ gördüler. Yûsüfe anlattılar. Şerbetçi kurtulacak, ekmekci asılacak dedi. Öylece oldu. Fir'avn, bir rü'yâ gördü. Kimse, bunu çözemedi. Şerbetçi, gelip Yûsüf aleyhisselâma anlattı. Yedi sene bolluk, sonra yedi sene kıtlık olacak. Bollukta saklayın, kıtlıkta bunları yirsiniz buyurdu. Fir'avn, Yûsüfü istedi. Çok beğendi. Mâliyye vekîli öldü. Yûsüfü vekîl yaptı. Zelîhayı ona verdi. Bundan, iki oğlu ve Rahmet adında bir kızı oldu. Bollukta, çok zahîre topladı. Kıtlıkta, her memleketten Mısra gelip, zahîre satın aldılar. Vesika ile veriyordu. Kardeşleri de, Ken'ân ilinden, yâni Şâm tarafından, zahîre almaya geldiler. En küçükleri olan Bünyâmin, Yûsüfe çok benzerdi. Bunu, babası göndermemişti. Yûsüf “aleyhisselam”, kardeşlerini tanıdı. Siz kimsiniz, câsûs olmıyasınız dedi. Söylediler. Bunlara ziyâfet verdi. Bir daha gelirken, öteki kardeşinizi de getirin! Onu getirmezseniz, size zahîre vermem dedi. Paralarını da gizlice, zahîrenin arasına koydurdu. Geri gelince, (Baba! Bünyâmini de götüreceğiz) dediler. (Evvelce Yûsüfe olanı biliyorsunuz. Fakat, Allahü teâlâ, en iyi koruyucudur. Merhametlilerin en merhametlisidir) dedi. Paralarını da, geri gelmiş görünce, yine gidip alalım dediler. Bünyâmini gözeteceklerine kuvvetli söz verdiler. Yûsüf, ziyâfet ve çok ikrâm eyledi. Bünyâmine gizlice kendini tanıttı. Seni göndermiyeceğim, üzülme dedi. Bunun yüküne bir altın tas koydurdu. Giderlerken arkadan, hırsız var diye sesler geldi. Biz hırsız değiliz dediler. Sözünüz yalan ise, ne yapalım dediler. Hangimizde çıkarsa, onu tutun. Biz, böyle yaparız dediler. Tas, Bünyâminin yükünde bulundu. Bunu yakalamak, Mısr kanûnlarında yok idi. Babasının dînini kardeşlerine söyletti. Böylece, Bünyâmini ellerinden aldı. Babamız ihtiyârdır. Bunu çok sever. Bunun yerine bizim birimizi al dediler. Biz, sizin sözünüzle bunu tutukluyoruz. Başkasını alırsak, zâlim oluruz dedi. Utanarak, sıkılarak, babalarına geldiler. Ya'kûb çok üzüldü. Bunda bir iş var! Mısr sultânı, bizim dînimizi ne bilir? Sabr güzel şeydir. Cenâb-ı Hak, beni çocuklarıma kavuşturabilir buyurdu. Yûsüf, Yûsüf diye ağlamaktan, gözlerine perde geldi. Kuyuya atılalı yirmibir yıl olmuştu. Kardeşleri ondan Ümidi kesmişti. Babası ise, Allahdan Ümit kesmiyor ve onun küçük iken gördüğü rü'yâdan, kardeşlerinin ona birgün secde edeceğini biliyordu. Gidiniz onları arayınız! Allahdan Ümit kesilmez dedi. Mısra gittiler. Ey azîz! Fakiriz. Babamız ihtiyârdır. Bize lutf ve ihsân et! Bize zahîre ver. Kardeşimizi de bağışla deyip, yalvardılar. Gülerek, Yûsüfe yaptığınızı unuttunuz mu dedi. Sen Yûsüf müsün dediler. Evet, ben Yûsüfüm. Bu da, kardeşimdir. Cenâb-ı Hak bize ihsân etti. O, sabr edenleri mahrum bırakmaz dedi. Şu gömleğimi babamın gözlerine sürün ve hepsini buraya getirin dedi. Onlar Mısrdan gelirken, Ya'kûb, (Yûsüfün kokusu geliyor) diyordu. Yanındakiler (Sen hâlâ eski şaşkınlık üzeresin) dediler. Sonra, oğulları geldi. Gömleği yüzüne koyunca gözleri açıldı. Hepsi Mısra gitti. Yûsüf, Fir'avn ile ve ehâlî ile, uzaktan karşıladı. Sarayına götürdü. Babasını, anasını sedire oturttu. Sedire karşı, Allahü teâlâya, secde-i şükür yaptılar. Onyedi sene sonra Ya'kûb vefât etti. Yûsüf ellialtı yaşında idi. Yüzon yaşında vefât etti. Fir'avn, bundan önce vefât etti. Sonra gelen Fir'avnlar, Benî-İsrâîle kıymet vermediler.
256- YÛSÜF BİN CÜNEYD: Ehî Çelebî, ikinci Bâyezîd hân devri âlimlerindendir. Tokadlıdır. Bursada, Edirnede ve İstanbulda müderrislik yaptı. (Vikâye)nin (Sadr-üş-şeri'a) şerhine hâşiye yaparak, (Zahîret-ül-ukbâ) ismini vermiştir. (Hediyyet-ül-mehdiyyîn) kitabı arabî olup, İstanbulda bastırılmıştır. Dokuzyüzbeş 905 [m. 1499] de vefât etti. İstanbulda (Ehî-zade) câmii yanındadır.
257 - YÛSÜF BİN İBRÂHÎM: Cemâleddîn Yûsüf Erdebilî, Şâfi'î âlimlerindendir. Âzerbaycân fatihlerindendir. 799 [m. 1397] da vefât etti. Fıkh kitapları vardır. 104.
258 - YÛSÜF NEBHÂNÎ: Yûsüf bin İsmâ'îl bin Yûsüf, 1265 [m. 1849] da Hayfâda tevellüd, 1350 [m. 1932] de Beyrutta vefât etti. Câmi'ul-ezheri bitirdi. Şâmda kâdı, Beyrutta hukuk mahkemesi reîsi oldu. Çeşidli şehirleri ve İstanbulu ziyâret etti. Medînede vehhâbîliği yakından incelemek imkânını buldu. Topladığı bilgileri yaymak için, çok kıymetli kırkyedi kitap yazdı. (El-Feth-ül-kebîr) kitabında ondörtbindörtyüzelli hadis, harf sırasına göre dizilmiştir. Üç cilt hâlinde basılmıştır. (Câmi'u kerâmât-il-evliyâ) kitabı iki cilt olup, kerâmetin hak olduğunu isbât etmektedir. 1329 [m. 1911] da Mısrda basılmıştır. Kırkyedi kitabının hepsi basılmıştır. Çok mühim olan, (Şevâhid-ül-hak) kitabı, Mısrda üçüncü defa olarak binüçyüzseksenbeş [1385] hicrî ve [1965] mîlâdî senesinde basılmıştır. Kitap beşyüzyetmiş sayfa olup, dörtyüzelli sayfası ibni Teymiyyeyi ve vehhâbîleri red etmekte, geri kalan yüzyirmi sayfası de Eshâb-ı kirâmın üstünlüklerini, Hz. Muaviye ile Amr bin Âs hazretlerinin yüksekliklerini ve islâmiyete hizmetlerini bildirmektedir.
(Câmi'ul-ezher) profesörlerinden allâme şeyh Ali Muhammed Beblâvî Mâlikî ve Allâme şeyh Abdürrahmân Şerbînî ve şeyh Ahmed Hüseyn Şâfi'î ve şeyh Ahmed Besyânî Hanbelî ve ârif allâme Süleymân Şübrâvi Şâfi'î ve şeyh Abdülkâdir Râfi'î ve ayrıca Mısr Baş müftîsi allâme Bekrî Muhammed Sadefî Hanefî ve müderris allâme Muhammed Abdülhayy Ketânî İdrisî Fâsî ve allâme seyyid Ahmed bey Şâfi'î ve Fâdıl Allâme şeyh Sa'îd-i Mûcî Şâfi'î ve allâme şeyh Muhammed Halebî Şafi'î ve daha birçok Ehl-i sünnet âlimleri, (Şevâhid-ül-hak) kitabını beğenmişler, uzun yazıları ile övmüşlerdir.
(Şevâhid-ül-hak) kitabında, Vehhâbîlerin mutlak ictihâd her zaman vardır demelerinin yanlış olduğunu ve Resûlullahı ve bütün Evliyânın mezarlarını ziyâret için uzak yerlerden gitmenin meşru olduğunu ve Resûlullah ile, Evliyâ ile Allahü teâlâya istigâsenin meşru olduğunu ve dört mezhep âlimlerinin ibni Teymiyye bid'atlerine karşı yazılarını uzun bildirmektedir. Beşinci bâbında, Ahmed ibni Teymiyyenin bid'atlerini savunan üç kitaptan parçalar almakta, bunları âyet-i kerimelerle ve hadis-i şeriflerle çürütmektedir. Bu üç bozuk kitap, ibni Kayyım-ı Cevziyyenin (İgâsetül-lehfân) ve ibni Abdül-Hâdinin (Firredd-i ales-Subkî) ve Nu'mân Âlûsî Bağdâdînin (Cilâ-ül-ayneyn fî muhâkeme-til-Ahmedeyn) ismi ile İbni Hacer hazretlerine karşı yazdığı kitaplardır. Bu üç kitabın haksız ve Ehl-i sünnete muhâlif olduklarını isbât etmektedir.
Vehhâbîlerin temel kitapları olan (Feth-ul-mecîd) kitabının ikiyüzellidokuzuncu [259] sayfasında, imam-ı Zeynel-âbidîn Ali hazretlerinin, bir kimseyi Resûlullahın kabri yanına gelip duâ ettiğini görünce, buna mani olduğunu ve (Bana salât okuyunuz! Her nerede olursanız, verdiğiniz selâm bana ulaştırılır) hadisini okuduğunu yazıyor. Hâdiseyi yanlış anlatarak, (Buradan anlaşılıyor ki, duâ ve salât okumak için kabir yanına gitmek yasak edilmiştir. Bu, kabri bayram yeri yapmanın bir kısmıdır. Mescid-i Nebîye namaz kılmak için giren kimsenin, selâm vermek için kabrin yanına gitmesi yasaktır. Eshâbın hiçbiri böyle yapmadı. Böyle yapanları da men ettiler. Peygambere ümmetinin yalnız okudukları salât ve selâm bildirilir. Başka işleri bildirilmez) diyor. Buna mani olmak için Süûd hükûmetinin, Mescid-i Nebî içine (Hucre-i saadet) yanına asker koyduğunu da, i234. sayfasında yazıyor.
Yûsüf Nebhânî, (Şevâhid-ül-hak) kitabının çeşidli yerlerinde bunlara cevap vermektedir. Sekseninci [80] sayfasında diyor ki: İmâm-ı Zeynel'âbidîn, Resûlullahın mübârek kabrini ziyâret etmeyi yasak etmemiştir. İslâmiyete uygun olmıyan, saygısızca yapılan ziyâreti yasak etmiştir. Torunu imam-ı Câfer Sâdık, Hucre-i saadeti ziyâret eder, Ravda tarafındaki direk yanında durup, Resûlullaha selâm verirdi ve mübârek başı buradadır derdi. (Kabrimi bayram yapmayınız!) demek, ziyâretinizi bayram gibi belli zamanlara bırakmayın! Her zaman ziyâret ediniz demektir. 88. ve 106. sayfalarında diyor ki: Ebû Abdüllah Kurtûbî (Tezkire)sinde buyuruyor ki, Resûlullaha ümmetinin amelleri her sabah ve her akşam bildirilir. 89. ve 116. sayfalarında diyor ki: Halîfe Mensûr, Resûlullahı ziyâret ederken, imam-ı Mâlike sordu: Yüzümü kabre karşı mı, kıbleye karşı mı döneyim? İmâm-ı Mâlik buyurdu ki: Yüzünü Resûlullahdan nasıl ayırabilirsin? O senin ve baban Âdemin affolmasına vesîledir. 92. sayfada diyor ki: (Kabirleri ziyâret ediniz!) hadis-i şerifi emirdir. Ziyâret yaparken haram işlenirse, ziyâret yasak edilemez. Haramı yapması yasak edilir. 98. sayfasında diyor ki: İmâm-ı Nevevî (Ezkâr) kitabında (Resûlullahın ve Sâlihlerin kabirlerini çok ziyâret etmek ve her ziyârette kabir başında çok durmak sünnettir) buyurmaktadır. 100. sayfada diyor ki: İbni Hümâm (Feth-ul-kadîr) kitabında, Dâr-ı Kutnînin ve Bezzârın bildirdikleri hadis-i şerifi yazıyor. Bu hadis-i şerifte, (Başka bir iş görmeyip, yalnız beni ziyâret için gelene, kıyâmet günü şefaat etmek, üzerimde hakkı olur) buyuruldu. 118. sayfada buyuruyor ki, (Allahü teâlâ Evliyâya kerâmet vermiştir. Öldükten sonra da tasarruf ederler. Bunları Allahü teâlâya vesîle etmek câizdir. Evliyânın öldükten sonra da kerâmetleri çok görülmüştür. Fakat, islâmiyete uygun olarak istigâse etmelidir. Câhillerin, dilediğimi verirsen veya hastamı iyi edersen, sana şu kadar........... vereceğim demesi câiz değildir. Fakat, buna küfür, şirk denilemez. Çünkü, çok câhil olan da, Velînin îcâd edeceğini düşünmez. Velîyi, Allahü teâlânın îcâd etmesine vesîle etmektedir. Onun Allahü teâlânın sevgili kulu olduğunu düşünmektedir. Dileğimi yapmasını Allahdan iste, Allahü teâlâ, senin duânı red etmez demektedir. Çünkü, Resûlullah, (Aşağı, değersiz sanılan çok kimseler vardır ki, onlar Allahü teâlânın sevgili kullarıdır. Birşeyi yapmak dileseler, Allahü teâlâ o şeyi, elbet yaratır) buyurdu.) Bu hadis-i şerif, vehhâbîlerin (Feth-ul-mecîd) kitabı, 381. sayfasında de yazılıdır. Müslümanlar, böyle hadis-i şeriflere güvenerek, Evliyâyı vesîle etmektedir. İmâm-ı Ahmed, imam-ı Şâfi'î, imam-ı Mâlik ve imam-ı a'zam Ebû Hanîfe, sâlihlerin kabirleri ile teberrük etmek câizdir dediler. (Ehl-i sünnet) âlimlerinden birinin mezhebinde olduğunu, Ehl-i sünnet olduğunu söyliyen bir kimsenin de böyle söylemesi lâzımdır. Böyle söylemezse, Ehl-i sünnet olmadığı, yalancı olduğu anlaşılır. (Şevâhid-ül hak)dan tercüme tamam oldu.
259 - ZEHEBÎ: Şemseddîn Muhammed bin Ahmed, islâm tarihçilerindendir. 740 senesine kadar olan tarih olaylarını yazmıştır. (Tarih-i islâm) kitabı oniki cilttir. Bu kitap çok kıymetlidir. Başka hadis ve tarih kitapları da vardır. 673 [m. 1274] de Şâmda tevellüd, 748 [m. 1348] de vefât etti. İbn-i Teymiyyenin talebesidir. 14, 17.
260 - ZEKERİYYÂ: Süleymân aleyhisselâmın soyundandır. Beyt-ül-mukaddeste Tevrât yazar, kurban keserdi. Peygamber oldu. Zevcesi (Îsâ) veya (Elîsâ') ile bunun anadan kız kardeşi (Hunne)nin çocukları olmazdı. Hunne, İmrânın zevcesi idi. Hunne, (Oğlum olursa Beyt-ül-mukaddese hizmetçi vereyim) diye nezr etti. İmrân öldükten sonra Hunnenin kızı oldu. Adını Meryem koydu. Meryemi Beyt-ül-mukaddese götürüp Zekeriyyâ aleyhisselâma teslim etti. Bu da alıp evine götürdü. Teyzesi Îsâ' bunu büyüttü. Büyük olunca Beyt-ül-mukaddeste bir odada ibâdete başladı. Yanına, Zekeriyyâ aleyhisselâmdan başka kimse giremezdi.
Zekeriyyâ ihtiyâr olduğu hâlde, oğlu Yahyâ dünyaya geldi. Yahyâ büyüdü. Önce Tevrâttan, sonra İncîlden vaaz etti. Benî İsrâîl üzerine hâkim olan Filistin vâlîsi Herod, Tevrâta göre kardeşinin kızını almak istedi. İncîlde bu yasak olduğundan, Yahyâ nikâh yapmadı. Herod da, bunu şehit etti. Zekeriyyâ oğlunu kurtarmaya çalışınca, bunu da öldürmek istedi. Bir kütük içine saklandı. Kütükle birlikte destere ile ikiye biçilerek şehit edildi. 128.
261 - ZEYD BİN HATTÂB: Hz. Ömerin babadan olan büyük kardeşidir. İlk Muhâcirlerden idi. Bütün gazâlarda bulundu. Ebû Bekr-i Sıddîk zamanında Yemâme cenginde şehit oldu. Bu muhârebede, islâm bayrağını taşımakta idi. Yemâme, Arabistânda, Necd ile Bahreyn arasındadır. Müseyleme-tül-kezzâbla muhârebe, burada olmuştur. 101.
262 - ZEYD BİN SÂBÎT: Eshâb-ı kirâmın büyüklerindendir. Hazrec kabîlesindendir. Vahy kâtibi idi. Hicrette on yaşında idi. Babası dört sene önce vefât etmişti. Çocuk olduğundan Bedr gazâsında geri gönderilmişti. Hendek ve sonraki gazâlarda bulundu. Hendekte toprak taşırken Resûlullah görünce, (Bu, ne iyi yiğittir) buyurmuştu. Çok âlim idi. Süryânî öğrenmesi emir buyuruldu. Öğrendi. Gelen mektûbları okurdu. Halîfe Ebû Bekre ve Ömere de kâtiblik yaptı. Hz. Ömer hacca ve Şâma giderken, yerine bunu vekîl bırakmıştı. Hz. Osman zamanında Beyt-ül-mâl memuru oldu. Yâni mâliye vekîli oldu. Halîfe hacca gidince, bunu vekîl bıraktı. Hz. Aliyi çok severdi. Fakat, Cemel ve Sıffîn vak'alarına karışmadı. Çok hadis-i şerif bildirmiştir. İlk toplanan Kur'an-ı kerimi bu yazdı. 45 de vefât etti. 26.
263 - ZİYÂD BİN EBİH: Ebû Süfyânın oğlu idi. Hicretin birinci senesi tevellüd etti. Resûlullahı göremedi. Arabistânın meşhûr beş dâhîsinden biridir. Anası bir câriye idi. Hz. Ömer, kendisini Basra vâlîsi yaptı. Hz. Ali, Basrada beyt-ül-mâl memuru yaptı ve Basra vâlîsi yaptığı Abdüllah bin Abbâsa, Ziyâdın sözüne göre hareket etmesini emir buyurdu. Cemel vak'asına karışmadı. Cemelden sonra, Hz. Ali, bunu Basra mâliye müdîri yaptı. Abdüllah ibni Abbâs, Basradan Kûfeye giderken, yerine Ziyâdı vekîl bıraktı. Hz. Ali, bunu Fâris ve Kirman vâlîsi yaptı. Buralardaki karışıklıkları düzeltti. Huzur, rahat getirdi. Hz. Muaviye halîfe olunca, Fâriste vâlî idi. Bî'at etmemişti. Bunu 45 senesinde Basraya sonra Horasana vâlî yaptı. Kûfeyi, Bahreyn ve Ümmânı da emrine verdi. Bu da bî'at ve çok hizmet etti. Eshâb-ı kirâmın büyüklerine yüksek makamlar verdi. Sağ elinde çıban çıkıp, 53 de vefât etti. Oğlu Ubeydüllah, 53 de 25 yaşında iken Horasan vâlîsi oldu. Buhârâyı feth etti. 55 de Basra, 60 da Kûfe vâlîsi oldu. Ömer bin Sa'd bin Ebî Vakkası dörtbin askerle 61 de Kerbelâya gönderdi. Hz. Hüseyni teslim alıp getirmesini emretti. Teslim olmayınca hücûm edip, Şimrin emri ile, Sinân bin Enes tarafından şehit edildi. 58.
264 - ZÜBEYR BİN AVVÂM: Eshâb-ı kirâmın büyüklerinden ve Aşere-i mübeşşeredendir. Hadîce-tül-kübrânın birâderinin oğludur. Resûlullahın halası olan Safiyyenin oğludur. Onbeş veya onsekiz yaşında iken, erkeklerin dördüncü veya beşincisi olarak islâma geldi. İslâmda, ilk kılınç çeken budur. Mekkede, Resûlullah tutuldu diye işitince, kılıncını çekip, kurtarmaya giderken, yolda Resûlullaha rastladı. Duâya kavuştu. Habeşistana ve Medîneye hicret edenlerdendir. Bütün gazâlarda bulunup, çok yara aldı. Mısrın fethinde de bulundu. Çok zengin idi. Bütün malını, Allahü teâlânın yolunda harc etti. Cemel vak'asında, Hz. Âişe ile birlikte, Hz. Aliye karşı harp etti. Sonra harbden vazgeçti. Bir kenâra çekilip, namaz kılarken şehit edildi. Vefâtı 36. yılda oldu ve 67 yaşında idi. Namazını Hz. Ali kıldırdı.
265- ZÜFER: Ebû Hüzeyl Züfer bin Hüzeyl Küfîdir. 110 [m. 728] yılında İsfehânda tevellüd, 158 [m. 775] de Basrada vefât etti. İmâm-ı a'zamın talebesinin büyüklerindendir. Müctehid idi. Meclisinde dünya işleri konuşulmazdı. Allah korkusu, damarlarına işlemiş idi. Abdüllah-ı Ensârî diyor ki, İmâm-ı Züferi kâdı yapmak istediler. Kabûl etmedi. Evini değiştirip saklandı. Hasta iken, Ebû Yûsüf ve başkaları (vasıyet et) dediler. (Şu mal zevcemindir. Şunlar da kardeşimin oğlunundur) dedi. Şaşırdılar. Çünkü, kardeşi varken oğluna birşey düşmez idi. Vefâtından sonra, kardeşi, Züferin zevcesini aldı. Bir oğlu oldu. Mallar, bu oğluna kalınca, imam-ı Züferin kerâmeti belli oldu. Buyururdu ki, (İmâm-ı a'zamın vefâtından sonra, ona muhâlif ictihâdda bulunmaktan çekindim. Çünkü, hayatında beni mağlup edip, hep o haklı çıkardı. Onun sözünü kabûl etmeye mecbûr olurdum. Vefâtından sonra, onun ictihâdına uymıyan birşey nasıl söyleyebilirim ki, hayatta olsa beni yine mağlup eder). Dâvûd-i Tâî ile arkadaş idi. Çok sevişirlerdi. Dâvûd fıkh ile uğraşmağı bırakıp, ibâdet ile, zühd ve takvâ ile yaşadı. İmâm-ı Züfer ise, ibâdeti, zühd ve takvâyı, fıkhla birleştirdi. Babası Hüzeyl, Basra vâlîsi idi. Kardeşi Sabah, Benî Temîm üzerine zekât memuru idi. 41, 49.