ESHÂB-I KİRÂM KİTÂBINDA ADI GEÇENLERİ TANITMA
-R-S-Ş-T
195 - RÂFİ'Î: Ebülkâsım Abdülkerîm bin Muhammed büyük âlimlerdendir. 623 [m. 1226] de Kazvinde vefât etti. İmâm-ı Şâfi'înin (Müsned) kitabını şerh etti. Tefsîr ve hadis ve fıkh kitapları vardır. Şâfi'î mezhebinde çok kitap yazdı. Bunlar arasında (Muharrer) kitabı çok kıymetlidir. Bunu çok âlimler şerh veya ihtisâr etmiştir. İmâm-ı Nevevînin ihtisâr ederek (Minhâc) adını verdiği kitap çok kullanılmaktadır. Minhâcın şerhleri arasında en kıymetlisi, Ahmed ibni Hacer Heytemî Mekkînin şerhidir. (Tuhfe) adındaki bu şerh dört cilttir. 49.
196 - REBİ' BİN HAYSEM: Tâbiîndendir. Kûfe şehrinde zühd ve takvâsı ile meşhûrdur. Son zamanında felç hastası oldu. 63 de vefât etti. 82
197 - REBİ' BİN MEYSERE: Eshâb-ı kirâmdandır. Bedrde bulunmadı. Hayberde bulundu. Resûlullahın, müt'a nikâhını yasak ettiğini bildirenlerden biridir. 123.
198 - RUKAYYE: Resûlullahın ikinci kızıdır. Anası, Hadîce-tül-kübrâdır. Hz. Osmanın zevcesidir. Önce, Ebû Lehebin oğlu Utbeye nişanlı idi. Sonra Ebû Leheb ile zevcesi, Resûlullaha eziyyet vermek için, oğlunu vazgeçirdi. Hz. Osman ile Habeşe hicret etmiştir. Orada Abdüllah adında bir oğlu oldu. Abdüllah, Hz. Rukayyeden sonra, dördüncü yılda, altı yaşında vefât etti. Hz. Rukayye, hicretin ikinci yılında hastalanıp Bedr gazâsının zafer müjdesi Medîneye geldiği gün vefât etti. 121.
199 - SA'D BİN EBÎ VAKKÂS: Eshâb-ı kirâmın büyüklerindendir. Aşere-i mübeşşeredendir. İlk müslüman olanların yedincisidir. Onyedi yaşında iken müslüman oldu. Bütün gazâlarda bulundu. Kahramanca döğüştü. İlk ok atan budur. Çok nişancı idi. Uhud gazâsında, Resûlullah düşmandan gelen okları yerden toplayıp buna verirdi. (At yâ Sa'd at! Anam babam sana feda olsun) buyururdu. Halîfe Ömer-ül-Fârûk zamanında, Îrâna gönderilen islâm ordusunun başkumandanı idi. Meşhûr Kadsiye zaferini kazandı. Îrân devletinin başşehri olan Medayn şehrini alıp, acem hazîneleri, müslümanların eline geçti. Sonra Irak vâlîsi oldu. Kûfe şehrini kurdu. Hz. Osman zamanında Kûfe vâlîsi oldu. Cemel ve Sıffîn muhârebelerine karışmadı. Ellibeş yılında vefât etti. Medîne-i münevverededir. 98, 119, 164.
200 - SA'D BİN MU'ÂZ: Ensârdan Evs kabîlesinin reîsi idi. Medîneye, hicretten önce gönderilen Mus'ab bin Amîrin sözleri ile îmana geldi. Kavmini de îmana getirdi. Bedr, Uhud ve Hendek gazâlarında bulundu. Hendekte aldığı yaradan vefât etti. Resûlullah buna çok ağlayıp, cenâze namazını kıldırdı. Hadis-i şeriflerle medh edilmiştir. 46, 250.
201 - SA'D BİN UBÂDE: Ensâr-ı kiramdan, Benî Sâ'idenin reîslerinden idi. Cömerdlikte eşi yok idi. Gazâlarda Ensârın bayrağını taşırdı. Resûlullahın vefâtında halîfe olmak istedi. Herkes Ebû Bekre bî'at edince, Havrana gitti. On beşinci yılda orada vefât etti. Havran, Şâmın cenûbundadır. 112, 113.
202 - SA'DÜDDÎN-İ TEFTÂZÂNÎ: Mes'ûd bin Ömer, islâmiyetin en büyük âlimlerindendir. 722 de Horasanda Teftâzânda tevellüd, 792 [m. 1390] de Semerkandda vefât etti. Timür hân, kendisini çok sever, pek sayardı. Tefsîr, fıkh ve akâid bilgilerinde zamanının bir dânesi idi. Pek kıymetli, çok sayıda kitapları vardır. Beyan ve me'ânî ilimlerinde, Şâm müftîsi Celâleddîn Muhammed bin Abdürrahmânın [739] yazmış olduğu (Telhis-ül-miftâh) kitabını şerh etmiş (Mutavvel) adını vermiştir. Bu kitabı ve (Akâid-i Nesefiyye) şerhi çok kıymetlidir. 12, 87.
203 - SA'DÎ ŞİRÂZÎ: Müslihuddîn bin Abdüllah, 589 yılında Şirâzda tevellüd, 691 [m. 1291] de orada vefât etti. Otuz sene ilim öğrendi, otuz yıl seyâhat ve askerlik yaptı. Otuz yılı inzivâ ve ibâdetle geçirdi. Şiirleri pek kıymetlidir. Kitapları, kendi zamanında, her tarafa yayıldı. Çok şöhret buldu. Pek saygı gördü. Bağdâdda, Nizâmiyye medresesinde ders verdi. Ehl-i sünnet idi. Ehl-i sünnet âlimlerinden Ebül-Ferec ibni Cevzînin [508-597] talebesi idi. Tasavvufta, kâdirî olup, Şihâbüddîn-i Sühreverdînin sohbetinde kemâle geldi. Ondört kere hacca gitti. Bağdat, Şâm, Mısr, Anadolu, Horasan, Hindistân ve Türkistânda bulundu. Haçlı seferlerinde Avrupalıların eline esîr düştü. (Gülistan) ve (Bostan) kitapları, fârisî dilden Avrupa dillerine tercüme edilmiştir. Türkçe çeşidli tercüme ve şerhleri de vardır. 28.
204 - SAFİYYE: Abdülmuttalibin kızı, Resûlullahın halası idi. Aşere-i mübeşşereden Zübeyr bin Avvâmın annesi idi. Câhillikte, Ebû Süfyânın kardeşi Hârisin zevcesi idi. Hz. Hamzanın anadan da kardeşi idi. Müslüman oldu. 10.
205 - SAFİYYE BİNT-İ HUYEY: Yahudi kızı idi. Hayberde Kenânenin zevcesi iken hicretin yedinci yılında esîr alındı. Resûlullah efendimiz alıp azâd etti. Seve seve îmana gelince, Resûlullah, nikâh eyledi. Çok akıllı idi. Ellinci yılda vefât eyledi. 65.
206 - SAFİYYEDDÎN-İ ERDEBÎLÎ: Erdebîlde mescid imamı idi. 735 [m. 1335] de vefât etti. Oğlu Sadreddîn ve torunu Ali ve daha sonra bunun oğlu Cüneyd, sıra ile imam olup, Karakoyunlu hükmdârlarından mirza Cihân şâh, bunu hudûd dışına çıkardı. Diyâr-ı Bekre gelip, Akkoyunlu hükmdârı Uzun Hasene sığındı. Uzun Hasen, Azerbaycanı alınca, yine Erdebîle yerleşti. Torunlarından İsmâ'îl, velî-i nîmetleri olan Akkoyunlulara isyân edip, hükûmeti eline aldı. 908 de Tebrîzde (Safevî) devletini kurdu. 1135 [m. 1722] de Efganlılar Îrânı istilâ edinceye kadar sürdü. Nâdir şâh, 1142 de Efganlıları çıkarınca, Hindistâna kadar aldı ise de, 1160 da şehit edilince, Îrânda huzur devam edemedi. Reyde bulunan Kaçar adındaki bir Türkmen aşîretinin reîslerinden Mehmed ağa, 1210 [m. 1796] da Îrânı istilâ ederek Kaçar devletini kurdu. 1343 [m. 1925] de Rıza Şâh, kanlı bir darbe ile, Pehlevî hükûmetini kurdu. 1360 [m. 1941] de vefât etti. Yerine geçen, oğlu Muhammed Rıza şâh pehlevî, Îrândaki sünnî müslümanlara da hak ve hürriyet tanıdı. Hanefî mezhebinde medreseler açıldı. Buna tahammül edemiyen müteassıblar, reîsleri olan, Âyetullah Humeynînin teşvîki ile isyân ettiler. Îrânda çok kan döküldü. Şâh Amerikaya, sonra Mısra kaçtı. 1400 [m. 1980] de, Mısrda, kederinden öldü. Îrânda şî'î Cumhûriyyet kuruldu. Binlerce devlet adamı, subaylar, talebeler öldürüldü. Irak ile harp açıldı. Savaş senelerce sürüp, sanâyı merkezleri harap oldu. 32.
207 - SAFVET PÂŞA: Adı Muhammed Es'addır. İkinci Abdülhamîd hân zamanında sadr-ı a'zam idi. 1230 da İstanbulda tevellüd, 1301 [m. 1884] de vefât etti. Sultan Mahmûd türbesinin bahçesindedir. 87.
208 - SÂHİB BİN İBÂD: İsmâ'îl bin Ebilhasen Talkânî, Bûye oğullarından Müeyyedin ve sonra kardeşi Fahrüddevlenin vezîri idi. Devletin idaresi bunun elinde idi. Çok cömerd idi. Âlimlerle, edîblerle görüşmeyi çok severdi. 326 da Kazvinin Talkan kasabasında tevellüd, 385 [m. 995] de Reyde vefât etti. İsfehânda defnedildi. Devlet reîsi, tabutu önünde yürüdü. Çok kitap yazdı. 89.
209 - SA'ÎD BİN ZEYD: Eshâb-ı kirâmın büyüklerinden idi. Aşere-i mübeşşereden idi. Ömer-ül-Fârûkun amcası oğludur. Yine bunun kayın birâderi ve eniştesi idi. Yâni, Hz. Ömerin kızkardeşi olan Fâtımanın zevci idi. Zevcesi ile birlikte Habeşistana hicret etmişti. Hz. Talha ile birlikte, Şâm yolunda vazîfede olduğundan, Bedr gazâsında bulunamamıştı. Diğer gazâların hepsinde bulundu. Yermük muhârebesinde ve Şâmın fethinde de bulundu. Ellibirde vefât etti. 98, 118, 164.
210 - SEHL BİN HANÎF-İ EVSÎ: Ensâr-ı kiramdandır. Bütün gazâlarda bulundu. Uhud gazâsında, Resûlullahın yanından ayrılmadı. Geri dönmedi. Hz. Aliye en önce bî'at edenlerdendir. Hz. Ali Basraya giderken, kendisini, Medîne-i münevverede, yerine vekîl bırakmıştı. Sonra, Horasana vâlî yaptı. Ehâlî şikâyet ettiğinden azl eyledi. Yerine Ziyâd bin Ebîhi tâyîn buyurdu. Sıffîn muhârebesinde Hz. Alînin yanında idi. Otuz sekiz yılında Kûfede vefât etti. Namazını imam-ı Ali kıldırdı. 111.
211 - SEHL BİN SA'D: Ensâr-ı kiramdandır. Resûlullahın vefâtında onbeş yaşında idi. Doksanbir 91 [m. 710] yılında, doksanbeş yaşında vefât etti. Eshâb-ı kirâmdan, Medînede en son vefât eden budur. Çok hadis-i şerif rivayet etti. 15, 252.
212 - SELİM CİHÂNGİR HÂN: Hindistân hükmdârlarından Ekber şâhın oğludur. 977 de tevellüd, 1037 [m. 1628] de vefât etti. Lâhordadır. Türbesi çok sanatlı ve çok süslüdür. 1015 de hükmdâr oldu. İngilizlere Hindistânda ticâret yerlerini ilk veren budur. Yerine, oğlu Şâh Cihân geçti. 148, 150.
213 - SELMÂN-İ FÂRİSÎ: Eshâb-ı kirâmın büyüklerindendir. Îrânlıdır. İsfehânda tevellüd etti. Mecûsî idi. Ateşe tapardı. Bir kilise önünden geçerken içeri girip, nasrânî oldu. Arkadaşları işkence yaptıkları için, Anadoluya kaçtı. Şimdi Emirdağı denilen, Amûriye şehrinde, kilisede yıllarla iş yaptı. Papaza kendini sevdirdi. İhtiyâr papazdan nasihat istedi. Onun sözü üzerine Şâma geldi. Şâmdan Hicâza gelerek, yeni gelecek Peygambere hizmet etmek istedi. Bunu köle yaptılar. Resûlullahın Medîneye teşrîf ettiği gün îmana geldi. Resûlullah, bunu satın alıp azâd etti. Hendek gazâsında, hendek, bunun sözü ile kazıldı. Sonraki gazâlarda, hep bulundu. Hz. Ömer zamanında Medayn vâlîsi oldu. Otuzbeşte Medaynda vefât etti. Hadis-i şerif ile medh olundu. Abdürrahmân Câmî (Şevâhidünnübüvve) kitabında buyuruyor ki, Sa'îd bin Müseyyeb diyor ki, Abdüllah bin Selâmdan işittim. Abdüllah bin Selâm bana dedi ki, Selmân-ı Fârisî birgün bana dedi ki, (Kardeşim Abdüllah! İkimizden hangimiz önce ölürse, kendini, arkada kalana rü'yâda göstersin olur mu?) Abdüllah dedi ki, (Böyle şey olur mu? Ölen kimse, kendisini rü'yâda başkasına gösterebilir mi?) Selmân buyurdu ki, (Gösterebilir. Mümin öldükten sonra, ruhu serbest kalır. Yer yüzünde dilediği yerde bulunabilir. Kâfirlerin ruhları ise, serbest kalmaz. Siccîn denilen Cehennem çukurunda habs olunur). Abdüllah dedi ki, (Selmân vefât edince, bir gün ortasında Kaylûle uykusuna yatmıştım. Rü'yâda Selmân geldi. Bana selâm verdi. Selâmını aldım. Hâlin nasıl, yerin nasıl? dedim. Çok rahatım, çok iyiyim. Sana nasihatım olsun ki, tevekkülü elden bırakma. En iyi şey, tevekküldür dedi. Bu sözünü üç kere tekrarladı).
214 - SEVDE: Resûlullahın zevce-i mütahherasıdır. Mekkede tezvîc buyurmuştu. Hz. Ömer zamanında vefât etti. Önceden zevci ile îman edip, Habeşistana hicret etmişlerdi. Mekkeye geldikleri zaman, zevci vefât etti. Kendi sırasını Hz. Âişeye bağışlamıştı. Beş hadis-i şerif haber vermiştir 65.
215 - SEYYİD EYYÛB ÜRMEVÎ: Îrânın Türkiye yakînindeki Ürmiye şehrindedir. Türkçe (Menâkıb-ı çihâr yâr-ı güzîn) kitabının sahibidir. 1264 [m. 1847] de İstanbulda yapılan baskısı pek güzeldir. Bu kitabın 477. sayfasında, kendini tanıtmaktadır. 20, 40, 106, 129.
216 - SEYYİD KUTUB: 1386 [m. 1966] da Mısrda idam edildi. Mezhepsizdir. (Se'âdet-i Ebediyye) kitabına bakınız!
217- SİCÂH BİNT-İ HÂRİS: Benî Temîm kabîlesinden bir kadın idi. Peygamber olduğunu söyliyerek, yeni bir din çıkarmaya çalıştı. Çok kimseyi aldattı. Mâlik bin Nuveyre de, buna uydu. Önce hıristiyan idi. Müseylemeye yardıma hazırlanırken, Müseyleme katledilince, Sicâh korktu. Iraka kaçtı. Bir zaman sonra, müslüman oldu. Tevbe etti. Hz. Muaviye zamanında vefât etti. 115.
218 - SIRRI PÂŞA: Giridlidir. Bağdat vâlîsi idi. 1260 [m. 1844] de tevellüd, 1312 [m. 1895] de İstanbulda vefât etti. Muhammed Sırrı pâşanın (Sırr-ıl-Kur'an), (Sırr-ül-Furkan), (Nakt-ül-kelâm fî akâidil-islâm), (Tercüme-i şerh-i akâid) kitapları meşhûrdur. Çeşidli ahlâk ve tarih risâleleri ve hıristiyanlarla sohbetleri vardır. 106.
219 - SÜFYÂN BİN UYEYNE: Fıkh ve hadis âlimi idi. Müctehid idi. Verâ ve takvâsı çok idi. 107 yılında Kûfede tevellüd, 198 [m. 813] de Mekke-i mükerremede vefât etti. Yetmiş kere hac etti. İmâm-ı a'zam ve imam-ı Şâfi'î ile görüştü. Hadis ve tefsîr risâleleri vardır. Uyeyne, Necdde bir kasabadır. Vehhâbîliği ortaya çıkaran Muhammed bin Abdülvehhâb, buradan çıkmıştır. 27, 39.
220 - SÜFYÂN-I SEVRÎ: Babasının adı Sa'îddir. Hadis ve fıkh âlimidir. Müctehiddir. Zühd ve takvâsı, nasihatleri meşhûrdur. 95 [m. 713] yılında Kûfede tevellüd, 161 [m. 777] de Basrada vefât etti. İstanbulda, Yeraltı Câmii şerifinde bulunan Süfyân, bu değildir. Başkasıdır. Cüneyd-i Bağdâdî, bunun mezhebinde idi. Zamanında, helâlı ondan daha iyi bilen yok idi. (Câmiulkebir), (Câmi-ussagîr) ve (Ferâiz) kitapları vardır. 27, 39, 82.
221 - SÜYÛTÎ: Celâleddîn Abdürrahmân bin Ebî Bekr bin Muhammed Süyûtî, islâm âlimlerinin en büyüklerindendir. Almanca (Meğe Lexicon) kitabında, (Yorulmadan, yılmadan yazan Süyûtînin üç yüzden fazla eseri vardır) diyor ve birkaçını bildiriyor. Tefsîr, hadis, fıkh, tarih, ahlâk ve tıb kitapları çok kıymetlidir. Mısrda, Süyût şehrinde 849 [m. 1445] da tevellüd, 911 [m. 1505] de Mısrda vefât etti. Kitaplarının çoğu, Avrupada basılmıştır. Daha yirmiiki yaşında iken (Celâleyn) tefsîrini tamamladı. İmâm-ı Gazâlînin (İhyâül-ulûm) kitabını kısaltmıştır. Kitapları, okumakla bitmez. 13.
222 - ŞA'BÎ: Tâbiînin büyüklerindendir. Adı Âmirdir. Yirminci yılda Basrada tevellüd, 104 [m. 723] de Kûfede ansızın vefât etti. Ecdadı Yemenli olduğu hâlde, Hemedanda yerleşmişlerdi. Kendisi Kûfeye yerleşti. İbnilmüseyyeb, Medînede, Hasen-i Basrî Basrada, Mekhûl Şâmda islâmın o asırda dört direği gibi idi. Eshâb-ı kirâmdan beşyüz Sahâbîyi gördü. Abdülmelîk tarafından rum kayserine sefîr olarak gönderilmişti. 73, 127.
223 - ŞÂFİ'Î: Muhammed bin İdrîs Kureyşîdir. Dört mezhep imamlarından biridir. Büyük müctehiddir. 150 [m. 767] yılında, Kuds civârında Gazze kasabasında tevellüd, 204 [m. 820] de Mısrda vefât etti. Karâfe kabristanındadır. Medîne-i münevverede imam-ı Mâlikten okudu. Bütün ilimlerde zamanının bir dânesi oldu. Verâ ve takvâsı da herkesten ziyâde idi. İmâm-ı Ahmed bin Hanbelin üstâdıdır 195 de Bağdâda gelip, iki sene kaldı. Mekkeye döndü. 199 da Mısrda yerleşti. Büyük âlimler tarafından hayatı yazılmış, hepsi tarafından medh-u senâ olunmuştur. Usûl-i fıkh ilminde ilk kitap yazan budur. Hadiste, (Sünen) ve (Müsned) adında iki büyük kitabı vardır. (İsbâtünnübüvve ve reddi alelberâhime) ve fıkhda (Emâli-i kebîr) ve (Fıkhul-ekber) ve (Kitâbül-üm) ve (Mebsût) ve (Muhtasar) kitapları çok kıymetlidir.
224 - ŞÂH ABBÂS-I SAFEVÎ: Şâh İsmâ'îlin kurduğu şî'î Safevî devletinin reîslerinden beşincisi ve üç şâh Abbâsından birincisidir. 978 de tevellüd etti. 995 de şâh oldu. İsfehânı başkent yaptı. Îrânı yabancılardan temizledi. 1038 [m. 1629] de vefât etti. Özbek sultânı Abdüllaha mağlup olarak, Horasanda özbeklerden aldığı yerleri ve Hirâtı tekrar elinden çıkardı. Ehl-i sünnete karşı, müfrit düşman bir kimse idi. 1033 de Bağdâdı Osmanlılardan alıp, ehâlîsini katl ve vâlî Bekr pâşayı petrola batırıp diri diri yaktı. On sene sonra Osmanlılar Bağdâdı geri aldı.
Îrânda islâmiyetten evvel, Pîştâniyyân, Kiyâniyyân, İşkâniyyân ve Sâsâniyyân devletleri vardı. Birincileri yıldızlara ve güneşe taparlardı. Kıyâniyyândan Keştâsib zamanında, Zerdüşt (Zoroastre) isminde biri, mîlâddan 100 sene evvel, Mecûs dînini kurdu. Hz. Ömer zamanında müslüman yapıldılar. Me'mûn halîfeye isyân eden Tâhir, Horasanda bir hükûmet kurdu. 46 sene sonra 253 [m. 866] de bunun yerine (Benî Leys) devleti, 287 de Sâmâniyyân devleti kuruldu. Sâmânîler zamanında fârisî lisanı kuvvetlenip arabî harflerle yazılmaya başladı. 386 da, Gaznevîlerin bir kolu olan Âl-i Sübüktekin, 448 de de Selçûkî devleti kuruldu. Cengizden sonra, Hasen Sabbâhın bâtıniyye devleti, Îrânda şî'îliğin yayılmasına sebep oldu. 653 de Cengiz oğulları İlhâniyyân devletini kurdu. Bu devlet, 783 de Timûr hân ve oğullarının ve 873 [m. 1488] de Akkoyunlu Uzun Hasenin eline geçti. 908 [m. 1502] da şâh İsmâ'îl, Safevî devletini kurarak, şî'î mezhebini resmî din yaptı. Emirlerini kabûl etmiyen müslümanları görülmedik işkencelerle öldürttü. 1360 [m. 1941] da, babasının yerine geçen Muhammed Rıza şâh Pehlevî, sünnî müslümanlara da hak ve hürriyet tanıdığı için, Âyetullah Humeynî, buna karşı kanlı bir ihtilâl yaptı. Şâh 1399 [m. 1979] da Îrândan Amerikaya kaçtı. 1400 [m. 1980] Ramazan ayında Mısrda vefât etti. Îrânda Şî'î Cumhuriyeti kuruldu. Onbinlerce devlet adamı ve generaller öldürüldü.
225 - ŞÂH CİHÂN: Muhammed sâhib krân-ı sânîdir. Hindistândaki Timür oğulları devletinin hükmdârlarındandır. Cihângir Selîm şâhın oğludur. Bin tarihinde Lâhorda tevellüd, 1037 [m. 1628] de hükmdâr oldu. 1068 de, oğlu Evrengzîb Âlemgîr tarafından tahttan indirildi. Agra şehrinde sekiz sene habste kalıp, 1076 [m. 1666] da vefât etti. Tac mahal içindedir. Fevkal'âde debdebe ve safâ içinde saltanat sürdü. Delhî şehrini imâr etti ve genişletti. Tahtı cevherler içinde idi. Zevcelerinden birinin Egre şehrindeki mezarı üstüne (Tacmahal) denilen pek sanatlı, çok süslü bir türbe yaptırdı. Oğlu Âlemgîr, 1118 yılına kadar sultan olup, pek dindâr, mübârek idi. 150.
226 - ŞÂH İSMÂ'ÎL-İ SAFEVÎ: Safiyeddînin torunlarından olduğu için Safevî denir. Safevî hükûmetini kurdu. İmâm-ı Mûsâ Kâzım soyundan olduğunu söylerdi. Fakat, Türklerin Hatay kabîlesinden idi.
Ceddi, Safiyeddîn Erdebîlî, seyyidlik iddiâsında bulunmamıştı. Sonradan uydurmuşlardır. Ayasofya kütübhânesinde 3099 numarada, Safiyyeddîn Erdebîlînin menâkıbinin iki nüshası vardır. Bunların ilki, Şâh İsmâ'îlin cülûsundan on sene evvel, ikincisi de 212 numarada olup, şâh olduktan altı sene sonra yazılmıştır. İlk nüshada büyük babasının menâkıbı yazılmıştır. Burada şâh İsmâ'îlin altıncı ceddi olarak Fîruzdan bahs edilir ki, bunun ahfâdından olan Safiyeddîn Erdebîlî ve muâsırı olan Hoca Ali bu husûsta fazla gayret göstermişlerdir. Kürdistândan Giyara ve oradan şimâle kayarak, Erdebîle gelmiştir. Burada Türkler arasında 100.000 kadar talebe kazanmışlardır. Safiyeddînin türkçe bildiği muhakkaktır. Ancak ağzından çıkan sözler, menâkıbinde yâ fârisî, veya âzerî şivesinde kayd edilmiştir. Oğlu Sadreddîn zamanında, hayâllerine seyyidlik gelmiştir. Güyâ anneleri, bu yolda bir rü'yâ görmüş. O zaman buna önem verilmemiş ise de, şâh İsmâ'îl buna dört el ile sarılmıştır. Şâh İsmâ'îlin seyyid olmayıp, Hatay kabîlesinden Türk olduğunu gösteren vesikalar, (S.Ebediyye) kitabının sonundaki hâl tercümesinde yazılıdır. Lûtfen oradan okuyunuz!
Safînin talebeleri ve şöhreti çok idi. Timür hân bile ziyâretine gelmişti. İsmâ'îlin dedesi Cüneydi, Karakoyunlu sultanı Cihân şâh, Azerbaycandaki Erdebîlden çıkarıp hudûd dışı etti. Diyâr-ı Bekre gidip Akkoyunlu Uzun Hasene sığındı. Gözüne girip hemşîresini aldı. Uzun Hasen, Azerbaycanı alınca, Cüneyd, Erdebîle döndü. Talebesi ile Gürcistâna saldırdı. Şirvan şâhı olan sultan Halîl tarafından katlolundu. Oğlu Haydar, dayısı Uzun Hasenin kızını aldı. Bu da Şirvana saldırdı ise de, katlolundu. İşte bu Haydarın oğlu İsmâ'îl 892 de tevellüd etti. 905 de talebesi ile Şirvana saldırıp, babasını öldüren (Ferruh) sultanı öldürdü. 908 [m. 1502] de Tebrizde Safevî devletini kurdu. Bağdâdı, Baküyü, Horasanı aldı. Şî'îliği ilân etti. Sünnîleri sürdü, öldürdü. Bunu işiten Yavuz Selîm hân, büyük ordu ile üzerine yürüdü. 920de, Çaldıran meydan muhârebesinde, şâh İsmâ'îlin askerleri, talebesi dağıldı, kaçtı, çoğu kılınçtan geçti. Şâh da yaralandı, kaçtı. 930 [m. 1524] da Serab şehrinde öldü. Erdebîldedir. Cesûr, intikâmcı, zevkine düşkün ve sefîh idi. 32.
227 - ŞA'RÂNÎ: 26. sırada Abdülvehhâb ismine bakınız!
228 - ŞEMSEDDÎN MAHMÛD: Muhammed bin Abdürrahmân İsfehânî, Şâfi'î mezhebi âlimlerindendir. 674 de Tebrîzde tevellüd, 749 [m. 1348] da Mısrda vefât etti. Ebüssenâ denir. Üsûl, bedi', beyan, akâid, meânî, mantık ve hikmet ve tefsîr kitapları yazmıştır. İlm-i kelâmdan, kâdı Beydâvînin yazdığı (Tavâli') kitabını şerh ederek (Metâli') adını vermiştir.
229 - ŞEMSEDDÎN SÂMÎ: Şemseddîn Sâmi bey, 1266 da Arnavutlukta tevellüd ve 1322 [m. 1904] de İstanbulda vefât etti. Erenköy kabristanındadır. Fransızcadan türkçeye lügat kitabı çok faydalıdır. Bir tarih ve coğrafya lügatı olan (Kâmûs-ül-a'lâm) kitabı altı cilttir. Her cildi sekiz yüz sayfadan fazladır. Bunu yazmaya 1306 yılında başladı. 1316 da tamamladı. Çok kıymetli bir ansiklopedidir. Gelmiş olan her dinden, her milletten meşhûr insanları ve memleketleri, tarih olaylarını, doyurucu bilgi vererek anlatmaktadır. İslâmî kültürü de olsaydı te'assub ve siyâset ile yazılan kitapları sezebilir, Kâmûsuna yanlış bilgi sokmazdı. Kıymeti daha çok olurdu. Zamanımızda çıkan tarih, coğrafya kitapları, mecmû'aları, gazete yazıları, ansiklopediler hep bu Kâmûstan faydalanmaktadır. 28, 60.
230 - ŞEYHZÂDE: Muhammed bin Muslihiddîn Mustafâ, müderris [profesör] idi. 951 [m. 1544] de vefât etti. Beydâvî tefsîrine yaptığı hâşiyesi, tefsîr kitaplarının en kıymetlilerindendir. (Şeyhzâde tefsîri) denilmektedir. Dört büyük cilttir. Hepsi, Hakîkat Kitabevi tarafından ofset yolu ile bastırılmıştır. (Vikâye şerhi) ve başka şerhleri de vardır.
231 - ŞİHÂBÜDDÎN-İ SÜHREVERDÎ: Ömer bin Muhammed, şâfi'î fıkh âlimi ve Evliyânın büyüklerindendir. Onbeşinci dedesi, Hz. Ebû Bekr-i Sıddîktır. 539 da Sühreverde doğup, 632 [m. 1234] de Bağdâdda vefât etti. Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerinden feyz aldı. Çok hac yaptı. Kitaplarının en meşhûru (Avârifülme'ârif)dir. Bu kitabını Mekke-i mükerremede yazdı. 28.
232 - ŞİHRİSTÂNÎ: Muhammed bin Abdülkerîm 479 da, Horasandaki Şihristan kasabasında tevellüd, 548 [m. 1154] de Bağdâdda vefât etti. Fıkh ve kelâm âlimi idi. Dersleri ve vaazları Bağdâdda meşhûr oldu. Eş'arî mezhebinde idi. Felsefe ve fizik bilgisi de çoktu. Müslüman, yahudi ve hıristiyan dinlerini ve mezheplerini anlatan (Milel ve nihal) adındaki arabî kitabı çok kıymetlidir. Lâtinceye, İngilizceye ve birçok Avrupa dillerine ve türkçeye tercüme edilmiştir. Arabî şerhi, 1395 [m. 1975] de Beyrutta bastırılmıştır. Başka kitapları da vardır. 86.
233 - ŞİRVÂNŞÂH: Şirvânda hükûmet süren Dirdendiyye oğullarının üçüncüsü idi. Halîl sultânın oğlu idi. Devleti kuran İbrâhîmin torunu idi. 893 de Haydarın hücûmunu püskürterek Haydarı katletti. Şâh İsmâ'îl, babasının intikamını almak için, 906 [m. 1500] da Şirvâna girdi. Şirvân şâhı, insanlığa sığmıyan bir işkence ile öldürdü. Ehl-i sünneti, çoluk çocuk demeyip kılınçtan geçirdi. 33.
234 - TABERÎ: İbni Cerîr adı ile meşhûrdur. Muhammed bin Cerîr ismine bakınız. 112.
235 - TABERÎ: Ebû Câfer Ahmed bin Muhammed, şâfi'î âlimlerindendir. 694 [m. 1294] de vefât etti. Çok kitap yazdı. 127.
236 - TÂHÂ-İ HAKKÂRÎ: Evliyâ-i kiramın büyüklerinden olan seyyid Tâhâ bin Ahmed bin Sâlih bin İbrâhîm, Abdülkâdir-i Geylânî evladındandır. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdînin ekmel talebesi, rabbânî ilimlerinin hazînesi idi. Zürriyyeti, Ubeydüllah ve Alâüddîn isminde iki oğlundan devam etmiştir. Alâüddîn efendi, Şemdinânın Hizne köyündedir. Soyu (Se'âdet-i Ebediyye) kitabının sonunda, Tâhâ isminde yazılıdır. Torunu Muhammed Sıddîk efendi, seyyid Mustafâ Arvâsî efendinin vefâtından sonra, onun zevcesi Meryem hanımı almış, bundan Tâhâ efendi olmuştur. Bu seyyid Tâhânın oğullarından Muhammed Sıddîk efendi, Irak hükûmetinde, Mûsul meb'usu iken Bağdâdda vefât etti. Diğer iki oğulları Muhammed Sâlih Dârû ve Mazhar efendiler, Osmanlı devleti parçalandığı zaman, emlâkı ile Irakta kalmış iken, 1400 [m. 1980] senesinde Türkiyeye yerleştiler.
Onüçüncü asrın kutbu olan mevlânâ Hâlid, 1224 [m. 1809] da Bağdâddan ayrılıp, bir senede Hindistâna giderek, Gulâm-ı Ali Abdüllah-i Dehlevînin huzuru ile şereflenip, lâyık oldukları fadl ve kemâlatı aldıktan sonra, Allahü teâlânın kullarına ilim sunmak için 1226 da vatanına avdet buyurdu. Her taraf, Mevlânânın kalbinden saçılan envâr ile aydınlandığı gibi, ilim öğrenmekte iken arkadaşı olan seyyid Abdüllah da, 1229 da Süleymâniyeye Mevlânâyı ziyârete gitti. Sohbetinde kemâle gelip, halîfe-i ekmeli oldu. Mevlânâya, birâderi oğlu seyyid Tâhânın hârikul'âde ve yüksek isti'dadını söyledi. Mevlânâ, ikinci defa gelirken, berâber getirmesini emir buyurdu. İkinci defa ziyâretlerinde, seyyid Tâhâyı da götürdü. Mevlânâ, Bağdâdda, seyyid Tâhâyı görür görmez hemen Abdülkâdir-i Geylânînin kabr-i şerifine gidip, istihâre etmesini emreyledi. Abdülkâdir-i Geylânî, kendi yolu büyük ise de, şimdi ehli bulunmadığını, Mevlânânın ise, zamanının ekmeli olduğunu bildirdi ve hemen ona gitmesini emir buyurdu. Bu mânevi emir ve izin üzerine, seyyid Tâhâ, Mevlânâ Hâlidin yanında iki sülûk, yâni seksen gün çalışarak mübârek kalbinden fışkıran, feyzlere, marifetlere kavuşup, kemâle geldikten sonra (Berdesur) kasabasına geldi. Seyyid Abdüllah vefât edince, Seyyid Tâhâ, (Nehrî) kasabasına gelip kırk sene talebe yetiştirdi. Âşıklar, her taraftan, pervâne gibi, ışık kaynağının etrâfına toplanıyordu. Nehrîdeki babadan kalma küçük evinde ibâdetlerini yapar. Diğer zamanlarında, mescidde aklî ve naklî ilimleri öğretmeye ve islâmın güzel ahlâkını yaymaya çalışırdı. Ağalarla, beylerle ve siyâset adamları ile görüşmez, huzurunda siyâsetten ve dünya işlerinden konuşulmazdı. Her gün (Mektûbât) kitabını okur. Bu kitaptaki, (herkese iyilik etmek, yapılan kötülüklere sabr edip, karşılık yapmamak, hattâ iyilikle karşılamak, büyüklere, hükûmete hurmet ve yardım etmek) gibi nasihatları gönüllere aşılardı. Binikiyüz seneden beri gelip geçmiş hocalarının hepsi de, bu güzel islâm ahlâkını bildirmişler, hepsi devlete, kanûnlara saygılı olmuşlardır. İçlerinden hiçbirisinin hükûmete isyân ettiği işitilmemiş, tarihlerde böyle çirkin bir hâdiseleri görülmemiştir. Bu ilim ve güzel ahlâk kaynaklarından uzak kalan dere beylerinin, dünyaya, şöhrete düşkün kimselerin, hükûmetlere karşı ısyânlarını ve ölümlerinden sonra başkalarının câhilce, taşkınca, ahmakca davranışlarını, bazı muhâlifleri ve Hasetçileri, bu mübârek zâtlara da bulaştırmak istemişler, hattâ bir kısmını zındanlara düşürmüşler ise de, kanûnlar ve adalet karşısında, hepsinin mâsum, günahsız oldukları anlaşılıp, serbest bırakılmışlar, kendilerinden af ve özr dilenerek, büyük ikrâmlar, mükâfâtlar yapılarak, mübârek kalbleri ve teveccühleri kazanılmaya çalışılmıştır. Tarih ve menâkıb kitaplarında çok görülen böyle iftirâ okları, Seyyid Tâhâ hazretlerine de saplanmak istenmiş, hayâlî, çirkin iftirâlar uydurarak, bu ilim, ahlâk güneşini de lekelemeye çalışan, zevâllı bedbahtlar zuhûr etmiştir. Fakat, güneş balçıkla sıvanamayacağı için, bu fazîlet güneşini gören, anlıyan uyanık ve bahtiyâr kimseler, böyle iftirâlara aldanmayıp, kendisine âşık ve hayrân olmakta, mübârek kalbinden saçılan nûrlarla aydınlanarak, rahata, huzura ve sonsuz saadete kavuşmakta, vatana, millete ve devlete faydalı birer cevher olmaktadırlar. Seyyid Abdülhakîm efendinin babasının dedesi olan seyyid Muhammed, o zaman Vandan gelip, bu kaynaktan feyz almıştı. Seyyid Tâhâ, Vanı teşrîf edince, seyyid Muhammedin evinde misafir olurdu. Seyyid Muhammedin birâderi Lutfînin oğlu Sıbgatullah efendi de, Hîzandan Vana gelince, seyyid Tâhâya intisâb etti. Hîzana babasının yanına gidip, meşhûr oldu. Yüzlerce talebesi ile, her yıl Nehriye ziyârete giderdi. Bir yıl, amcası molla Abdülhamîd efendinin mahdûmu, seyyid Fehîmi, pek genç yaşında iken berâber götürdü. Seyyid Fehîm, bir gece, misafir kaldıkları ev sahibine, Hakkârî vâlîsinin nasıl olduğunu sorar. O da, gece gündüz sarhoş olduğunu söyleyince, vâlîsi sarhoş olan bir memlekette nasıl durabileceklerini sabaha kadar düşünür. Ertesi gün Resûlan köyüne gelirler. Sıbgatullah efendi, buradakilere vâlînin nasıl olduğunu sorar. İyi adam olduğunu söylerler. Seyyid Fehîm, hemen (Amcam oğlu! O, sarhoştur. Nasıl iyi denilir?) der.
Nehrîye gitmek için Başkal'adan ayrılırken, seyyid Muhammed efendi, seyyid Fehîmi bir kenâra çekerek, (Yavrum Fehîm! Huzuruna çıkacağın seyyid Tâhâ, çok büyük zâttır. Vilâyet derecelerinin en yükseğindedir. Feyz almadıkça, kemâle ermedikçe, ondan sakın ayrılma!) der. Nehrîden ayrılırken, seyyid Tâhâ, câmi önünde ayakta duruyor. Herkes elini öptükten sonra, Sıbgatullah efendi, seyyid Fehîmin geride kaldığını görüyor. Seyyid Tâhâdan bunun da geri dönmesi için izin istiyor. Seyyid Tâhâ, izin vermiyor. O burada kalsın diyor. Yolcular ayrılınca, hemen orada, ayakta iken, seyyid Fehîme vazîfe verip, talim buyuruyor. Sıcak bir günde, anlattıklarını tekrar ettiriyor. Hepsini, olduğu gibi söyleyip, yalnız (hatt-ı tûlânî) yerine (hatt-ı tûlî) diyor. Seyyid Tâhâ, hemen düzeltmiştir. O zaman, seyyid Fehîm pek genç idi. Medrese derslerini, henüz bitirmemişti. Seyyid Tâhâ, birgün, câmi duvarına dayanarak otururken, seyyid Fehîm gelir. Mübârek eli ile işaret ederek, yanına çağırır. Yanına gelir. (Sen zekî bir talebesin. Mutavveli okumalısın!) der. Efendim kitabım yok. Hem de, memleketimizde okunan bir kitap değildir, diyor. Seyyid Tâhâ, kendi kitabını veriyor. Seyyid Fehîm tahsîlini bitirmek için, Muşun Bulanık kazası, Âbiri köyünde, molla Resûl-i Sübkînin yanına gidiyor. Mutavveli bunun huzurunda okuyup, bitiriyor. Vilâyet derecelerinde yükselmek için de her yıl iki kere Nehrîye yâni Şemdinana geliyor. Her gelişinde, seyyid Tâhâdan çeşidli iltifâtlarla şerefleniyor. Meselâ, birgün câmi sofasında (Mektûbât) okuyordu. Çok kalabalıktı. Seyyid Fehîm uzakta, ayakta dinliyordu. Seyyid Tâhâ, kitaptan başını kaldırarak, (Molla Fehîm! Acaba şimdi, hiç üstâd yok mu) diyor. Seyyid Fehîm, cevap vererek (Şimdi bulunan üstâd gibi, hiç gelmemiştir) diyor. Seyyid Tâhâ, hemen Mektûbâtı kapayıp, odasına gidiyor.
Seyyid Fehîm, kemâl ve tekmîle erip mutlak izin verilince, bu işi görmeye lâyık olmadığını bildiriyor. Seyyid Tâhâ, ısrârla kabûl ettirmiştir. Memleketi olan Arvâsa teşrîf etmesini emir buyurmuştur. Seyyid Fehîm Nehrîdeki dağın tepesine çıkarak giderken, tekrar çağırıyor. Kitapların içindeki mektûblarını kendisine göstererek, (Bu ihlâs ve sevgi, sizin değil midir? Niçin bu işten kaçınıyorsun?) buyuruyor. İcâzet ile şereflendikten sonra da, eskisi gibi, her yıl Nehrîye giderdi.
Seyyid Tâhâ, 1269 [m. 1853] da Nehrî kasabasında vefât etti. Birgün ikindiden önce, ağaçlar arasında otururken, kendilerine iki mektûb veriliyor. Dâmâdı Abdül-ehad efendiye okutuyor. (Artık bizim dünyadan gitmek zamanımız geldi) buyuruyor. Dâmâdı, (Aman efendim! Şâmdan gelen bu iki mektûb ne olacak?) diyor. O gün Hatm okunduktan sonra, odasına gidiyor. Oniki gün hasta yatıp, ikindi vakti, mübârek ruhu Refik-i âlaya yükseliyor. Ağlamak seslerini duyan binlerce âşık, şaşırıp kalıyorlar. Hasta iken (Berdesur) köyünde bulunan kardeşi Sâlihi istetiyor. Hatm ve teveccühleri yapmasını, birâder-i ekmeli, seyyid Sâlihe emir buyuruyor. (Kardeşim Sâlih, kâmildir. Herkesin başı, onun eteği altındadır) buyuruyor. Seyyid Fehîm, Seyyid Sâlihi, üstâd-ı sohbet yaptı. Sâlihden sonra da, bu âdetini bozmadı. Vefâtı olan 1313 senesine kadar, her yıl iki kere, Nehrîye giderek seyyid Sâlihin kabrini ziyâret ederdi.
Seyyid Tâhâ-i Hakkârînin talebesi arasında, seyyid Muhammed Sâlihden sonra tasarrufu en kuvvetlisi, seyyid Sıbgatullah Arvâsî idi. Bundan sonra, Küfrevî Muhammed idi. Seyyid Sıbgatullah, talebesi arasında (Gavs-ül a'zam) ve (Gavs-i Hizânî) ismleri ile meşhûr oldu. [1287] de vefât etti. Bunun talebesi arasında Abdürrahmân Tâhî Nurşînî de, (Üstâd-ı a'zam) ve (Seydâ) ismleri ile meşhûrdur. Bunun da ondokuz talebesi: Fethullah Verkânisî ve Abdüllah Nurşînî ve molla Reşîd Nurşînî ve allâme molla Halîl Sî'ridînin torunu Abdülkahhâr ve Abdülkâdir Hizânî ve seyyid İbrâhîm Es'irdî ve Abdülhakîm Fersâfî ve İbrâhîm Ninkî ve Tâhir Âberî ve Abdülhâdî ve Abdüllah Hurûsî ve İbrâhîm Cukruşî ve Halîl Cukruşî ve Ahmed Taşkesânî ve Muhammed Sâmî Erzincânî ve Mustafâ ve Süleymân ve Yûsüf Bitlisîdir. Abdürrahmân Tâhî, [1304] de vefât etti. Bunun kelimâtını İbrâhîm Cukruşî toplıyarak (İşârât) ismini vermiştir. Çok mûteberdir. Fethullah-ı Verkânisî 1317 de vefât etti. Talebesinden Muhammed Ziyâüddîn Nurşînî, Abdürrahmân-ı Tahînin oğlu olup, 1342 [m. 1924] de Bitliste vefât etti. (Mektûbât)ında yüzondört mektûb vardır. Onüç talebesinden birincisi Muhammed Alâüddîn-i Uhînî olup, mektûbâtını toplamıştır. İkincisi, Ahmed Haznevîdir. Muhammed Mâsum-i sânî ve Seyyid Muhammed Şerif Arabkendî ve Adı-yamanlı Abdülhakîm efendi, bunun talebesidirler. Bu sonuncusu 1399 [m. 1978] de vefât etti. Muhammed Râşid efendi bunun oğludur. 152.
237 - TALHA BİN ABDÜLLAH: İlk îmana gelenlerdendir. Aşere-i mübeşşeredendir. Kâfirlerden çok işkence gördü. İpe bağlayıp çekerlerdi. Mekkede iken Zübeyr ile, Medînede iken de Ebû Eyyûb-i Ensârî ile âhıret kardeşi olması emir buyuruldu. Vazîfeli olduğundan Bedrde bulunamadı. Diğer gazâlarda bulundu. Uhud muhârebesinde, Resûlullahı kılınç darbesinden kurtarmak için, kolunu uzatıp siper etti. Eli yaralanıp çolak kaldı. Resûlullah, ok yağmuru altında çukura yuvarlandı. Talha sırtına alarak çukurdan bir kaya üstüne çıkardı. Hz. Ali buyuruyor ki, Resûlullahdan işittim: (Talha ile Zübeyr, Cennette benim komşularımdır) buyurdu. Hicretin 36. yılında, Cemel vak'asında, Hz. Aliye karşı harp edenler arasında idi. Bu muhârebede şehit olunca, Hz. Ali çok üzüldü. Ağlıyarak yanına gitti. Mübârek elleri ile, toprağı yüzünden sildi. Cenâze namazını kendi kıldırdı.
238- TAYYIBÎ: Şerefeddîn Hüseyn bin Muhammed, hadis ve tefsîr âlimidir. 743 [m. 1343] de vefât etti. Tefsîri, Me'ânî ve Beyan üzerine yazmış olduğu (Tibyân) kitabı ve (Keşşâf şerhi) meşhûrdur. 85, 116.
239 - TİRMÜZÎ: Muhammed bin Îsâ, 209 [m. 824] da Buhârâda Tirmüz kasabasında tevellüd, 279 [m. 892] da (Bog)da vefât etti. Hadis imamlarındandır. (Sahîh-i Tirmüzî) çok kıymetli hadis kitabıdır. Bu kitabın çeşidli şerhleri arasında, Karaşideki (Medrese-i arabiyye-i islâmiyye)nin müdîri Yûsüf Binûrînin hazırladığı (Meârif-üs-sünen) çok kıymetlidir. Arabîdir. Altı cilt olup, basılması binüçyüzdoksan 1390 [m. 1970] da tamam olmuştur. 15, 260.