ESHÂB-I KİRÂM KİTÂBINDA ADI GEÇENLERİ TANITMA
-H-İ-
110 - HACCAC BİN YÛSÜF: Tâifte Benî Sakîf kabîlesinden olup 41 yılında doğdu. Halîfe Abdülmelik, bunu kumandan yaptı. İlk vazîfesi, Mekke-i mükerremede Abdüllah bin Zübeyr ile harp etmek oldu. Bunu şehit etti. 75 de Hicâz ve Irak vâlîsi oldu. Hindistâna kadar hâkim oldu. Çok müslümanı şehit etti. Hâricîlerle cihâd ederek, bunları kahr etti. Böylece, Ehl-i sünnete büyük hizmeti oldu. 86 da Velîd halîfe olunca, hükmü bir kat daha arttı. 95 [m. 714] de vâlî iken öldü. Çok zekî ve siyâseti kuvvetli idi. Keremi, ihsânı da, zulmü gibi, pek fazla idi. Affı da çok olurdu. Hindistân taraflarında birçok yerler feth etti. Kur'an-ı kerime hareke koyup doğru okunmasını sağlıyan budur.
111 - HADÎCET-ÜL-KÜBRÂ: Kureyşin asîlzâde, kibâr âilesindendir. Resûlullahın ilk zevcesidir. Babası Hüveylid, anası Fâtımadır. Kırk yaşında ve dul iken Resûlullahla evlendi. Resûlullah o zaman yirmibeş yaşında idi. Bundan dört kızı ve iki oğlu oldu. Dul iken, ticâret yapardı. Çok zengindi. Memurları, kâtibleri ve köleleri vardı. Cebrâîl Resûlullaha ilk göründüğü zaman korkmuştu. Bu hâli Hadîceye söyledi. İlk önce, Hadîce îman etti. Kâfirler heykele tapar, Resûlullaha inanmaz, alay ederlerdi. Çok eziyyet ederlerdi. Hadîce, Resûlullaha tesellî ve gayret verirdi. Bütün malını, mülkünü onun uğruna feda etti. Resûlullaha yirmibeş sene sadâkatle hizmet etti. Bir kere incitmedi. Hicretten üç sene önce, Ebû Tâlibin ölümünden üç gün sonra, altmışbeş yaşında, Mekke-i mükerremede vefât etti. Resûlullah, vefâtına kadar, her zaman kendisini medh buyururdu. Hattâ, birgün, evde medh ederken, Âişe vâldemiz dayanamayıp (Cenâb-ı Hak size ondan daha iyisini verdi) dedi. (Hayır! Ondan iyisi verilmedi. Herkes bana yalancı dediği günlerde, o bana inandı. Herkes bana eziyyet verirken, o bana yâr oldu. Üzüntülerimi giderdi) buyurdu. Hz. Hadîce ile kerimesi Fâtıma-tüz-zehrâ, dünyadaki bütün kadınların en üstünü oldukları hadis-i şerifte bildirilen dört kadından ikisidir. Üçüncüsü, Fir'avnın zevcesi Hz. Âsiye, dördüncüsü, Hz. Meryemdir.
112 - HAFSA: Resûlullahın zevcesi ve Hz. Ömerin kızıdır. Birinci zevci, Bedr gazâsında bulunan Huneys idi. Huneys ile birlikte Medîneye hicret etmişti. Genç yaşında dul kaldı. Babası, Hz. Ebû Bekre ve sonra Osmana teklîf etti. O sırada, Resûlullahın kızı yeni vefât etmişti. Her ikisi özr dilemişti. Hz. Ömer üzüldü. Resûlullah, bunu anlıyarak, (Yâ Ömer! Kızını, Osmandan daha iyisi alacak ve Osman, Hafsadan iyisini zevce edinecektir) buyurdu. Hicretin üçünden sonra Hafsa vâldemizi nikâh etmekle şereflendirdi. Kerimesi Ümm-i Gülsümü de Hz. Osmana verdi. Bir müddet sonra, Hafsayı boşadı. Sonra, Cebrâîl aleyhisselâmın işareti ile tekrar nikâh buyurdu. Çok oruç tutar, çok namaz kılardı. Altmış hadis-i şerif bildirmiştir. Hicretin 41. yılı vefât eyledi.
113 - HÂLİD BİN VELÎD: İslâmın büyük düşmanlarından Velîd bin Mugayrenin oğludur. Ebû Cehl ile kardeş çocuklarıdır. Sahâbe-i kiramın büyüklerinden, islâm gâzîlerinin kahramanlarından idi. Annesi Lubâbe, Resûlullahın baldızı idi. Uhud gazâsında, düşman birliklerinden birinin kumandanı idi. Kırka yakın Sahâbenin şehit olmasına sebep olmuştu. Hudeybiyede de düşman tarafında idi. Altıncı yıl sonlarında Amr ibni Âs ile birlikte Medîneye gelip müslüman oldu. Mekke fethinde, islâm ordusunda birlik kumandanı idi. Mûte gazâsında Câfer Tayyâr şehit olunca, kumandayı ele alıp, üçbin kişi ile, Herakliüsün yüzbin kişilik ordusuna gâlib geldi. Resûlullahdan (Seyfullah) adını alarak şereflendi. Hz. Ebû Bekr ve Ömer zamanlarında da çeşidli zaferler kazandı. 21 yılında Humsta vefât etti. Fakat Yâkût-i Hamevîye göre, Medînede medfûndur.
114 - HÂLİD BİN ZEYD: Ebû Eyyûb ensârî, Eshâb-ı kirâmdandır. Eyyûb sultan denilmekle meşhûrdur. Resûlullah, Medîneye hicret edince, deve bunun kapısında çöktü. Mescid yapılıncaya kadar, yedi ay bu evde misafir kaldı. Medîne ehâlîsi Hz. Hâlidin evine gelip Resûl-i ekremi ziyâret etti. Bu arada, yahudi âlimlerinden (Abdüllah bin Selâm) da gelip, dikkatle Resûlullaha baktı. (Bu yüz, yalancı yüzü değildir) diyerek, hemen müslüman oldu. Hz. Hâlid, Bedr, Uhud, Hendek ve başka gazâlarda bulundu. Yüzelli hadis-i şerif haber vermiştir. İhtiyâr olduğu hâlde Hz. Muaviye zamanında, Süfyân bin Avf-ı Ezdî kumandasındaki ordu ile İstanbulu almaya geldi. Yezîd de bu orduda idi. 50 senesinde sur dışında otuzbin mücâhid ile, şehit oldular. Hâcı Bayrâm-ı Velînin yetiştirdiği Evliyâdan Ak Şemseddîn tarafından kabri keşf edilip, Fatih Sultan Muhammed hân, türbe yaptırdı. Osmanlı pâdişâhları, bu türbeye saygı gösterirdi. Hükümdarlar bu türbe önünde kılınç kuşanırlardı. İstanbul şehri, Yezîd ve Süleymân bin Abdülmelik zamanlarında da muhâsara edilmiştir.
115 - HÂLİD-İ BAĞDÂDÎ: Ziyâeddîn Mevlânâ Hâlid-i Osmanînin babası Ahmed bin Hüseyn, Bağdâdın Zûr kazasındandır. Osman bin Affân soyundandır. Mevlânâ Hâlid, fıkh, hadis, tefsîr, tasavvuf, kelâm, sarf, nahv, bedî, meânî, beyan, belâgat, vad', bahs, âdâb, arûz, lügat, mantık, fizik, matematik, geometri, astronomi ve benzeri ilimlerde zamanının bir dânesi idi. Firuzâbâdînin koca kâmus lügatini ezberlemişti. Zamanındaki Bağdat âlimlerinin ve tasavvufcularının, belki, asrındaki bütün âlimlerin üstünde idi. Kur'an-ı kerimin esrârına vâkıf idi. Bütün ömrü zühd ve verâ ile geçmişti. Gören, işiten her âlim, yüksekliğini, üstünlüğünü söylerdi. Her ilimden, her kitaptan sorulan her suâle, düşünmeden, hemen doğru, aslına uygun cevap verirdi. Herkesi hayrette bırakırdı. Adı her tarafa yayıldı. Süleymâniyye mütesarrıfı Abdürrahmân pâşa, bir medresede ders vermesini, her ihtiyacını bol vereceğini çok diledi ise de, kabûl etmedi. Bu işi beceremem dedi. 1203 yılında üstâdı seyyid Abdülkerim Berzencî tâ'ündan vefât edince, onun talebesi boş kalmasın diye, bunlara ders verdi. Her taraftan âlimler dersine üşüştü. Her müşkili çözer, her derde devâ olurdu. Kendisi hiç kimseye önem vermeyip, gece gündüz ibâdet ederdi. Cezbe hâlinde olup, hep ağlardı. Çok düşünceli idi. 1220 de hacca gitti. Yolda Şâm âlimlerinden çok saygı gördü. Verdiği cevaplarla, âlimleri şaşkına çevirdi. Alçak gönüllü olduğundan, orada allâme Muhammed Küzberîden hadis rivayeti icâzeti aldı. Mustafâ Kürdîden hadis ve Kâdirî icâzeti aldı. Yollarda söylediği fârisî beytler, çok nâzik ruhunun terennümleridir. Dîvânını gören hayrân olur. Medînede Yemenli bir âlimden nasihat istedikte, (Mekkede dîne uymıyan bir iş görünce, hemen red etme!) der. Mekkede, bir Cuma günü, Kâbe-i şerifeye karşı (Delâil-i şerif) okuyordu. Câhil kılıklı, siyah sakallı birinin Kâbeye arka çevirip kendine baktığını gördü. (Utanmadan, Kâbeye arkasını çevirmiş) diye düşünürken, (Mümine hurmet, Kâbeye hurmetten daha öncedir. Bunun için yüzümü sana çevirdim. Niçin beni kötülüyorsun, Medînedeki zâtın nasihatını unuttun mu?) dedi. Bunun büyük Velîlerden olduğunu anladı. Af diledi. Beni irşâd et diye yalvardı. (Sen burada olgunlaşamazsın) dedi, eli ile Hindistânı gösterdi. (Senin işin orada tamam olur) dedi ve gitti. Hacdan, memleketine gelip ders vermeye başladı. Fakat, gece gündüz Hindistânı düşünüyordu. Birgün, Hindistânın kutbu Abdüllah-i Dehlevînin talebesinden biri geldi. İkisi biryere kapandı. Derse gelmez oldu. Talebe, Hindliye kızmaya başladı. 1224 [m. 1809] senesinde, ikisi Hind yolculuğuna çıktılar. Herkes, talebe, âlimler ağlayıp, yalvarıp yoldan çevirmek için çok uğraştı. Fayda vermedi. Tahrânda şî'î âlimi İsmâ'îl Kâşîyi, talebesi arasındaki konuşmalarda rezil etti. Vaktîle şî'î tefsîrlerinde, (Bedr esîrlerini saldığın için, Allahü teâlâ seni affetti âyeti, Ebû Bekri azarlamaktadır) diye, okumuştu. Kâşîye (Peygamberler günah işler mi?) dedi. Kâşî, (Hayır, işlemezler) dedi. (Allahü teâlâ seni affetti âyeti, Peygamberlerin günah işlediğini gösteriyor) buyurdu. Kâşî, (Bu âyet, Peygambere karşı değildir. Ebû Bekri azarlamaktadır) dedi. (O hâlde, Allahü teâlâ Ebû Bekri affettim buyuruyor da, siz niçin affetmiyorsunuz?) dedi. Kâşî cevap veremeyip mahcûb oldu. Sonra, Bistam, Harkan, Semnân ve Nişâpûrdan geçti. Uğradığı yerlerdeki Evliyâyı, şî'rleri ile medh eyledi. Tûs şehrinde imam-ı Ali Rızanın türbesini ziyâretinde çok güzel kasîde okuyarak medh eyledi. Câm ve Hırattan geçti. Her şehirden ayrılırken, âlimler, ehâli âşık olup saatlerce yola uğurluyorlardı. Kandihâr, Kâbil, Pişâver âlimlerinin suâllerine verdiği cevaplarla, hepsini hayrân bıraktı. Lâhora ve tâm bir senede yürüyerek Dehlîye geldi. Orada vâris-i ulûm-i rabbânî, câmiî kemâl-i sûrî ve mânevi seyyid Abdüllah-i Dehlevî [1158-1240] hazretlerinin kalbine yerleştirdiği zikre devam ve dokuz ay çalışıp, huzur ve müşâhede makamına erişti. Vilâyet-i kübrâ hâsıl oldu. Müceddidiyye, Kâdiriyye, Sühreverdiyye ve Kübreviyye ve Çeştiyyede kemâle geldi. Abdüllah-i Dehlevînin mübârek kalbindeki bütün esrâra mazhar oldu. 1226 da kendi vatanı olan Süleymâniyyeye geldi. Oradan, Bağdâddaki Abdülkâdir-i Geylânî hânesine yerleştiler. Sa'îd pâşa bin Süleymân pâşa, Bağdat vâlîsi idi.
Mevlânâ Hâlid, Mâ-türîdî îtikatında ve Şâfi'î mezhebinde idi. Çok âlim, çok Velî yetiştirdi. Sayısız kerâmetleri görüldü. Bunlardan çoğu türkçe (Şems-üş-şümûs) ve (Mecd-i tâlid) kitaplarında yazılıdır. Meselâ, sultan Mahmûdun saray nâzırlarından Hâlet efendi, mevlevî idi. Mevlânâ Hâlidin şöhret ve îtibarnı çekemiyerek kendisini halîfeye çekiştirdi ve (Onbinlerle adamı vardır. Devlet ve saltanat için tehlikelidir. Ortadan kaldırılması lâzımdır) dedi. Sultan Mahmûd da (Din adamlarından devlete zarar gelmez) diyerek sözüne kıymet vermedi. Mevlânâ Hâlid hazretleri bunu işitince, halîfeye hayr ve selâmetle duâ eyledi ve (Hâlet efendinin işi, pîri Celâleddîn-i rûmî hazretlerine havâle olundu. Onu huzuruna çekip, cezâsını verecektir) buyurdu. Az zaman sonra sultan Mahmûd hân, Mora ısyânına sebep olduğu için, onu Konyaya sürdü. Orada idam olundu.
Mevlânâ Hâlid 1192 de Zûr kazasında tevellüd ve 1242 [m. 1826] de Şâmda tâ'ûndan vefât etti. (Câliyet-ül-ektâr) salevât kitabı her hafta okunur. Çok faydalıdır. Nahvde, kelâmda, fıkhda, tasavvufta kıymetli kitapları vardır. Fârisî olan (Îtikatnâme) adındaki âmentü şerhinin ve râbıta risâlesinin tercümeleri basılmıştır. (Îtikatnâme)nin türkçe, fransızca, almanca ve ingilizce tercümeleri (İhlâs Vakfı) tarafından bastırılmıştır. 86, 152.
116 - HAMZA BİN ABDÜL-MUTTALİB: Eshâb-ı kirâmın büyüklerindendir. Resûlullahın amcasıdır. Hem de süt kardeşidir. Annesi Hâle, Resûlullahın annesi olan Hz. Âminenin amcasının kızı idi. Resûlullah kırkaltı yaşında iken, birgün Safâ tepesinde oturuyordu. Ebû Cehl, yanından geçerken, Resûlullaha küfür etti. Mübârek ağzını açmadı. Birşey demedi. Fakat, bir hizmetçi kız, bunu işitti. Hamza, o gün avdan geliyordu. Âdeti üzere, tavâf yapmak için, Harem-i şerife uğradı. Hizmetçi kız, yanına gelip, (Ebû Cehl, kardeşin oğluna, şöyle şöyle söyledi) dedi. Hamza daha müslüman olmamıştı. Fakat, kardeşinin oğluna küfür edildiğini işitince, akrabâlık damarları hareket etti. Silâhları üstünde olarak, Kureyş kâfirlerinin yanına geldi. (Kardeşim oğluna kötü söz söyliyen, kalbini inciten, sen misin?) diyerek, boynundaki ok atan yay ile, Ebû Cehlin başını yardı. Orada bulunan kâfirler, Hamzaya saldıracak oldular. Büyük çarpışma çıkacaktı. Fakat, Ebû Cehl (Dokunmayınız! Hamza haklıdır. Onun kardeşi oğluna, bilerek, kötü şeyler söyledim) dedi. Böylece, Hamzayı başından savdı. (Aman, ona ilişmeyiniz! Bize kızar da, müslüman olur. Bununla, Muhammed kuvvetlenir) dedi. Hamza müslüman olmasın diye, kafasının yarılmasına râzı oldu. Çünkü, Hamza, hâtırı sayılır, kıymetli ve kuvvetli idi. Hamza, Resûlullahın yanına gelip, (Yâ Muhammed ! Ebû Cehlden intikâmını aldım. Onu kana boyadım. Üzülme, sevin) dedi. (Ben böyle şeylerle sevinmem) buyurdu. (Seni sevindirmek, üzüntüden kurtarmak için, ne istersen yapayım) dedi. (Ben ancak senin îman etmen ile, kıymetli bedenini Cehennem ateşinden kurtarman ile sevinirim) buyurdu. Hamza, hemen müslüman oldu. Kureyşin yanına gidip, müslüman olduğunu ve Allahın Peygamberini her sûretle koruyacağını güzel bir kasîde okuyarak bildirdi. Bunun müslüman olması ile, Muhammed çok sevindi. Müslümanlar, pek çok kuvvet buldu.
Medîneye hicret etti. Bedr gazâsında, fevkal'âde kahramanlık gösterdi. Uhud gazâsında da, otuzbir kâfiri Cehenneme gönderdikten sonra, Vahşî tarafından şehit edildi. Resûlullah, buna çok üzüldü. Çok ağladı. Cenâze namazını kıldı. Şehit olduğu zaman elliyedi yaşında idi. Vahşî de sonra müslüman oldu.
117 - HÂRÛN REŞÎD: Abbâsî halîfelerinin beşincisidir. Muhammed Mehdînin oğlu, Câfer Mensûrun torunudur. 148 de tevellüd, 193 [m. 809] de Tûs şehrinde vefât etti. Tûstadır. 170 de kardeşi Mûsâ Hâdî vefât edince, halîfe oldu. Babası zamanında, iki defa rumlarla harp etmişti. Kahramanlık göstermişti. Üsküdara kadar gelmişti. Halîfe iken, Ereğliye kadar aldı. Dokuz defa hac edip Medîne, Mekke halkına çok ihsânda bulundu. İlm ve sanat sahiplerine çok yardım ederdi. Çok âdil idi. Fakat vezîri, Bermekîlere sert cezâ verdi. İmparator Şarlman ile dostluk kurdu. Ona hediyeler gönderdi. Bu arada gönderdiği su ile işliyen bir saat, Avrupalılara hayret vermişti. Zevcesi Zübeyde, Mekke-i mükerremenin her yerine (ayn-ı Zübeyde) denilen çeşmeler ve havzlar yaptırdı.
118 - HASEN BİN ALİ: Hz. Alînin büyük oğlu, Resûlullahın torunudur. Oniki imamın ikincisi, islâm halîfelerinin beşincisidir. Hicretin üçüncü yılı, Ramazan ortasında, Medînede tevellüd, 49 da, Medînede vefât etti. (Mir'ât-i kâinât)da diyor ki, (Hz. Muaviye, kendinden sonra yerine Hz. Haseni halîfe yapmaya karar verdi. Bunu millete ilân etti. Yezîd, babasının bu kararını anlayınca, kendisi halîfe olmak için, Şâmdan Hz. Hasenin zevcesine zehir gönderdi. Seni ben alacağım. Tepeden tırnağa kadar mal, süs eşyası içine koyacağım diye, onu aldattı. Bu da, kendisini boşıyacak diye, zaten Hz. Hasene kin beslemekte idi ve onu zehirledi). Yüzü Resûlullaha çok benzerdi. Hilm, rıza, sabr ve kerem sahibi idi. Halîfe Osmanın evi sarıldığı zaman, babası tarafından, kardeşi ile birlikte imdâda gönderilmişti. Kırk senesinde Kûfede halîfe oldu. Yedi ay sonra Hz. Muaviye ile harp etmeyi doğru görmeyip, hilâfeti kendi rızası ile ona bıraktı. Hz. Âişe, imamın Resûlullahın yanına defnedilmesine izin verdi ve çok istedi ise de, Mervan, Bakî' kabristanına defnettirdi. Çocuklarına şerif denir.
119 - HASEN ÇELEBİ: Babası Muhammed şâhdır. Molla Fenarî soyundan olup, âlim ve kâmil idi. 840 da tevellüd, 886 [m. 1481] da vefât etti. (Beydâvî) ve (Tecrîd)e, (Telvih)a, (Mutavvel)e, (Mevâkıf)a, (Vikâye)ye hâşiyeler yapmıştır. Başka eserleri de vardır.
120 - HİND BİNT-İ UTBE: İslâmın büyük düşmanlarından Utbe bin Rebî'a bin Abd-i Şems bin Abd-i Menâf kızı, Ebû Süfyânın zevcesi ve Hz. Muaviyenin annesidir. Daha önce, Fâkih bin Mugîre Mahzûmînin zevcesi idi. Uhud gazâsında bulundu. Düşman askerlerini harbe teşvîk ederdi. Mekkenin fethinde, zevcinden bir gün sonra, müslüman oldu. Resûlullahın hayr duâsını aldı. Yermük gazâsında, zevci ile birlikte islâm ordusunda bulunup, islâm askerini rumlara karşı harbe teşvîk etti. 13 yılında Ebû Kuhâfe ile bir günde vefât etti.
121 - HÜMÂYÛN ŞÂH: Mirzâ Muhammeddir. Hindistândaki Gürgâniyye devletinin ikinci sultânıdır. Mirzâ Bâbür şâhın oğludur. 913 de Kâbilde tevellüd, 963 de vefât etti. 937 de Hükmdâr oldu. 946 ve 947 de Efgânistanda Şîr hâna mağlup oldu. Îrâna sığındı. 962 de Efgân askerini mağlup ederek tekrar hükmdâr oldu. 963 [m. 1556] de vefât etti. Dehlîdeki türbesi pek sanatlı ve zînetlidir.
122 - HÜSEYN BİN ALİ: Resûlullahın torunu, Hz. Alînin ikinci oğludur. Oniki imamın üçüncüsü ve Ehl-i beytin beşincisidir. Hicretin altıncı yılında tevellüd, 61 [m. 681] Muharremin onuncu günü Kerbelâda şehit oldu. Çeşidli hadis-i şeriflerle medh edildi. Hep babasının yanında idi. Babası şehit olunca, Medîneye geldi. Hz. Muaviyenin vefâtında Yezîde bî'at etmedi. Kûfeliler kendisini çağırıp halîfe yapmak istedi. Kardeşi Muhammed bin Hanefiyye, ibni Ömer, ibni Abbâs ve daha nice Eshâb-ı Resûl mani oldular ise de, nasihatlerini dinlemeyip, yetmişiki kişi ile Mekkeden, Irâka yola çıktı. Yezîd, Şâmdan bunu haber alınca, Irâk vâlîsi, Ubeydüllah bin Ziyâde emir gönderip, Kûfeye sokma dedi. Bu da, Sa'd ibni Ebî Vakkâsın oğlu Ömerin kumandasında bir ordu gönderdi. Ömer, geri dönmesini bildirdi ise de, İmâm kabûl etmeyip harp etti. Yanında bulunanlara da tekrar tekrar teslim olun denildi ise de, 72 si de şehit oluncıya kadar dövüştü. Sinan bin Enes Nehâî, Hz. İmâmı şehit etti. Mübârek oğlu, imam-ı Zeynel'âbidîn on yaşında ve hasta yatmakta olduğu için öldürülmedi. Kadınlarla ve imamın mübârek başı ile Şâma gönderildi. Mübârek başı, Mısrda Karâfe kabristanında medfûndur.
123 - HÜSEYN BİN ALİ Vaiz-İ KÂŞİFÎ: Sultan Hüseyn Baykıra zamanında Hiratta vâiz idi. (Mevâhib-i aliyye) adındaki fârisî tefsîri çok kıymetlidir. Muhammed bin İdris-i Bitlisî [982] ve saray hocalarından İsmâ'îl Ferruh efendi tarafından 1246 da türkçeye tercüme edilmiş, ikincisi (Mevâkıb) tefsîri ismi ile basılmıştır. (Lübâbül-ihtiyârât tâyîn-il-evkat) kitabında namaz vakitlerinin tâyînini bildirmektedir. 910 [m. 1504] da vefât etti.
124 - HÜSEYN BUHÂRÎ: Hüseyn bin Yahyâ Buhârî, Hanefî âlimlerindendir. 400 [m. 1010] yılında vefât etti. İmâm-ı Muhammedin (Câmi'ulkebîr)ini şerh etmiştir.
125 - HÜSEYN HİLMİ IŞIK: Binüçyüzyirmidokuz [1329] hicrî yılına rastlıyan bindokuzyüzonbir [1911] senesinde Mart ayının sekizinci günü, güzel bir behâr sabahı, İstanbulda, Eyyüb sultanda, Servi Mahallesi, Vezîrtekke sokağı Şifâ yokuşunda [1] numaralı evde tevellüd etti. Babası Sa'îd efendi ve dedesi İbrâhîm pehlivan, Plevnenin Lofca kasabası, Tepova köyünden, annesi Âişe hanım ve annesinin babası Hüseyin ağa da, Lofca kasabasından idiler. Sa'îd efendi, doksanüç [hicrî 1295, mîlâdî 1878] Rus harbinde muhâcir olarak İstanbula gelmiş, Vezîrtekkesinde yerleşip evlenmişti. Harp ve muhâcirlik sıkıntıları sebebi ile, hiçbir mektebe gidememiş, belediyyede kantar memuru olmuş, kırk seneden fazla, bu vazîfeyi yapmıştı. İstanbulun büyük câmilerinde, meşhûr hocaların derslerine aralıksız devam ederek din bilgilerinde çok derinleşmişti. Vazîfesi îcâbı matematiğin dört işlemini zihin ile yapmakta, o kadar mâhir olmuştu ki, görenler şaşardı.
Beş yaşında, Eyyüb câmii ile Bostan iskelesi arasındaki Mihri Şâh Sultan ilk mektebine başladı. Burada iki senede Kur'an-ı kerimi hatm eyledi. Yedi yaşında Sultan Reşâd hânın türbesine bitişik (Reşâdiyye nümûne mektebi)nde ilk tahsîlini yaparken, babası tâtîl aylarında (Hakîm Kutbüddîn), (Kalenderhâne) ve (Ebüssü'ûd) din mekteplerine de gönderir, oğlunun iyi yetişmesi için çok gayret ederdi. Hüseyn Hilmi efendi [1924] senesinde ilk mektebi birincilikle bitirdi. İlk okulda, her dersten aldığı altın yaldızlı mükâfatları büyük bir albümü doldurmaktadır. O sene, Konyadan İstanbula getirilmiş olan (Halıcıoğlu askerî lisesi) giriş imtihanlarını pekiyi olarak kazanıp, o sene orta kısmı ikinci sınıfa birincilikle geçti. Her sene takdîrler alarak [1929] da askerî liseyi birincilikle bitirip, askerî tıbbiyye mektebine seçildi. Tıbbiyye mektebinde ikinci sınıfa birincilikle geçti. Eczâcı mektebini ve sonra Gülhâne hastahânesinde bir senelik stajını hep birincilikle bitirip, ilk önce, üsteğmen olarak, askerî tıbbiyye mektebine müzâkereci tâyîn edildi. Eczâcı talebesi iken, Abdülhakîm efendinin tavsiyesi ile, Pariste çıkan (Le Matin) gazetesine abone olup, fransızcasını ilerletti. Müzâkereci iken yine hocasının emri üzerine, Kimyâ yüksek mühendisliğini okumaya başladı. Yüksek matematikçi Von Misesten, mekanik profesörü Pragerden, fizikçi Demberden, teknik kimyâyı Gosstan okudu. Kimyâ profesörü Arndın yanında çalıştı. Takdîrlerini kazandı. Arndın yanında altı ay travay yapıp, (Phenylciyan-nitromethan-methyl esteri) cisminin sentezini yaptı ve formülünü tesbit etti. Dünyada ilk olan bu başarılı travayı, fen fakültesi mecmû'asında ve Almanyada çıkan (Zentral Blatt) kimyâ kitabının [m. 1937] tarih ve [2519] sayısında (H.Hilmi Işık) isminde yazılıdır. Hüseyn Hilmi Işık, 1936 senesi sonunda 1/1 sayılı Kimyâ yüksek mühendisliği diplomasını aldı. O sene Türkiyede ilk ve tek olarak kimyâ yüksek mühendisi olduğu, günlük gazetelerde yazıldı. Bu başarısından dolayı, askerî kimyâ sınıfına geçirilerek, Ankarada, Mamakta zehirli gazlar kimyâgeri yapıldı. Burada onbir sene kalıp, Auver fabrikası genel direktörü Merzbacher ve kimyâ doktoru Goldstein ve optik mütehassısı Neumann ile yıllarca çalıştı. Onlardan almanca da öğrendi. Harp gazları mütehassısı oldu. 1947 de Bursa askerî lisesinde kimyâ muallimi, sonra öğretim müdîri olmuş, burada ve sonra Kuleli ve Erzincan askerî liselerinde uzun seneler kimyâ dersi okutarak, yüzlerce subaya hocalık yapmış, kıdemli albay iken, 1960 ihtilalinde emekli yapılmıştır. Sonra, Vefâ lisesinde ve imam hatîb okulunda ve Cağaloğlu, Bakırköy sanat enstitülerinde matematik, kimyâ hocalıkları yapıp, çok sayıda îmanlı genç yetiştirmiştir. 1962 senesinde Yeşilköyde Merkez eczâhânesini satın almış, sahip ve mes'ûl müdîri olarak, uzun seneler halkın sıhhatine hizmet etmiştir. Siyâsete hiç karışmamış, hiçbir partiye bağlanmamıştır. Bölücülüğe, tarîkatçılığa, devlete, kanûnlara karşı gelmeye, karşı olduğunu eserlerinde açıkça bildirmiştir. Türkiyenin ve bütün dünyanın her yerine gönderdiği muhtelif lisanlardaki kitaplarında, İslâm dîninin doğru olarak anlaşılması, islâm ahkâmının ve ahlâkının yayılması için çalıştı. Bunun için, dîni dünya çıkarlarına âlet edenlerin ve mezhepsizlerin iftirâ oklarına hedef oldu. 1391 [m. 1971] sonbehârında Dehlîyi, Diyobend ve Serhendi ve sonra Karaşiyi ziyâret etmiş, Pani-püt şehrinde, Senâullah hazretleri ile Mazher-i Cân-ı cânânın zevcesinin kabirlerinin ayak altında kaldıklarını görerek çok üzülmüş, beşyüz dolar vererek, her iki kabrin tâmîr ve muhâfazasını te'mîn etmiştir. Vezîr Tekkeyi Safranbolulu Muhammed İzzet pâşa, 1210 [m. 1795] de sadr-ı a'zam olunca, Nakşibendî meşâyıhı için yaptırdı. Halk partisi hükûmeti zamanında, yüzlerce mermer kabir yıkılıp, yerleri ve gül bahçeleri futbol sâhası yapıldı.
126 - HÜSEYN TAYYİBÎ: Şerefeddîn Hüseyn bin Muhammed Tayyibî, büyük âlimlerdendir. Hadis, tefsîr ve edebiyatta çok meşhûrdur. 743 [m. 1343] de vefât etti. 116.
127 - İBNİ CÜREYC-İ MEKKÎ: Abdülmelik, hadis âlimidir. İslâmda ilk kitap yazandır. 150 [m. 767] de vefât etti.
128 - İBNİ HACER-İ MEKKÎ: Ahmed bin Muhammed Şihâbüddîn Heytemî, Mekke-i mükerreme âlimi idi. 899 [m. 1494] da tevellüd, 974 [m. 1566] de vefât etti. Şâfi'î mezhebinde derin âlim idi. Yalnız fıkh üzerinde yetmiş kitap yazmıştır. Dört cilt (Minhâc şerhi), Şâfi'î mezhebinin en kıymetli kitabıdır. Eshâb-ı kirâm için yazdığı (Tathîr-ül cenân vellisan) ve (Savâık-ı muhrika) kitapları birer şâheserdir. (Hayrâtülhisân fî menâkıbil-imam-ı Ebî Hanîfetinnu'mân) kitabı, İmâm-ı a'zamın üstünlüğünü gösteren çok kıymetli bir vesikadır. Büyük günahları bildiren (Zevâcir) kitabı ile imam-ı Nevevînin, Şâfi'î fıkhındaki (Minhâc) kitabına yaptığı (Tuhfet-ül-muhtaç) ismindeki şerhi pek kıymetlidir. Fetvâ kitapları ve daha nice eserleri vardır.
129 - İBNİ HALDUN: Büyük tarihçidir. Dedesi Haldun Hadremutludur. Kendi adı Abdürrahmân bin Muhammed Hadremîdir. Dedeleri Endülüste yerleşmişti. 732 [m. 1332] de Tunusta tevellüd etti. 755 de Fas sultanı Ebû İnanın başkâtibi oldu. Çocuklarını Cezâire gönderip, kendisi 764 de Gırnataya gitti. Sultan ibni Ahmer husûsî gemi göndererek çoluk çocuğu Cezâirden Gırnataya getirildi. Birçok yerlerde, sultanlara kâtiblik, vezîrlik edip, 780 de ders vermeye başladı. 784 de İskenderiyeye, sonra Kâhireye gidip, Câmi'ulezherde ders verdi. Mısrda mâlikî kâdîsı oldu. Şâmda Timür Hândan çok saygı ve yardım gördü. 789 da hac etti. 808 [m. 1406] de vefât etti. Yedi büyük cilt tarihinden başka, eserleri ve şiirleri de vardır. Tarihi, türkçeye ve Avrupa dillerine tercüme edilmiş ve basılmıştır. 16.
130 - İBNİ HAZM: Ali bin Ahmed bin Sa'îd bin Hazm, Endülüsün büyük âlimlerinden idi. Devletin vezîri idi. Ceddi, Ebû Süfyânın oğlu Yezîdin âzâdlısı idi. 384 [m. 994] de Kurtubada tevellüd, 456 [m. 1064] de vefât etti. Kelâm, fıkh âlimi, tabîb, şair ve filozof idi. Her fende çok kitabı vardır. (Kitâbül imameti velhilâfe fî siyerilhulefa) kitabı kıymetlidir. Ne yazık ki, felsefeye dalarak, âyet-i kerime ve hadis-i şeriflere, kendi aklına göre mâna vermiş, Ehl-i sünnetten ayrılmış, sapıtmıştır. Selef-i sâlihînin, kemâlini kavrıyamamış, din büyüklerine saygısızlık göstermiştir. Bu sebeple, memleketinden sürülerek, çölde vefât etmiştir.
131 - İBNİ HÜMÂM: Kemâleddîn Muhammed bin Abdülvâhid Sivâsî, hanefî fıkh âlimlerindendir. (Tahrîr-ül-üsûl) kitabı ve (Fethulkadîr) ismindeki (Hidâye) şerhi meşhûrdur. Birkaç cilt olup, Hindistânda, Mısrda, İstanbulda basılmıştır. 790 [m. 1388{ da tevellüd, 861 [m. 1457] de vefât etti.
132 - İBNİ HİLLİKÂN: Şemseddîn Ahmed bin Muhammed bin İbrâhîm, İrbilde, 608 de tevellüd etti. Bermek oğullarındandır. Büyük âlim ve meşhûr tarihçidir. Halebde, Mısrda ders verdi. 651 de Şâmda Kâdıl-kudât [temyiz reîsi] oldu. 660 da Mısra gitti. 676 da tekrar Şâmda Kâdıl-kudât oldu. 681 [m. 1282] de Şâmda vefât etti. (Vefiyyâtül-a'yân) tarih kitabı çok kıymetli olup, şerhleri, ilâveleri ve çeşidli dillere tercümeleri yapılmıştır. Şâfi'î idi.
133 - İBNİ MELEK: Abdüllatîf bin Abdülazîz Hanefî fıkh âlimidir. İzmir Tirede ders verirdi. İbnissâ'âtînin (Mecma'ulbahreyn) kitabını ve Nesefînin (Menâr) kitabını ve (Vikâye)yi ve (Meşârikul-envâr)ı şerh etmiştir. 801 [m. 1399] de Anadoluda Tirede vefât etti.
134 - İBNİ MÜNZİR: Ebû Bekr Muhammed bin İbrâhîm, babası gibi Nişâpûr âlimlerindendir. Şâfi'î mezhebinde idi. Üçyüzonsekiz 318 [m. 930] yılında Mekke-i mükerremede vefât etti. Çok kitap yazdı.
135 - İBNİ NÜCEYM: Zeynel'âbidîn bin İbrâhîm, hanefî fıkh âlimlerindendir. 926 da tevellüd, 970 [m. 1562] de vefât etti. Fıkhda (Eşbâh) kitabı çok kıymetlidir. Çeşidli şerhleri vardır. (Bahrurrâık fî şerh-i Kenz-iddekâık), (Zeyniyye) risâleleri ve fetvâları meşhûrdur. Çeşidli şerhleri vardır.
Ömer bin İbrâhîm ibni Nüceym, Zeynel'âbidîn ibni Nüceymin kardeşi ve talebesidir. 1005 de vefât etti. Mısrda büyük kardeşinin yanındadır. (Nehrülfâık fî şerh-i Kenz-iddekâık) kitabı çok kıymetlidir.
136 - İBNİ SA'D: Muhammed bin Sa'd, Basralıdır. Vâkıdînin kâtibi idi. 230 [m. 845] da vefât etti. (Tabakat-us-Sahâbe) kitabı onbeş cilttir. Sonra bunu kısaltmıştır. 16.
137 - İBNİ SEMMÂK: Ebül'Abbâs Muhammed bin Subh, nasihat ve vaazları ile meşhûrdur. Hârûnürreşîd, kendisini çok sayardı. 183 [m. 799] de Kûfede vefât etti. 27.
138 - İBNİ ZİYÂD: Ubeydüllah bin Ziyâd bin Ebû Süfyân bin Harbdır. Hz. Muaviye, 53 yılında Ziyâd bin Ebû Süfyân vefât edince, bunun oğlu Ubeydüllahı Horasan vâlîsi yaptı. Ubeydüllah o zaman yirmibeş yaşında idi. 54 senesinde bunu kumandan yaptı. Ceyhun nehrini develerle geçip Buhârâyı aldı. 55 de, Basrâ vâlîsi oldu. 58 de Hâricîler Basrada isyân edince, bunları perîşân etti. Yezîd zamanında, Kûfe vâlîsi oldu. Kerbelâ vak'asına sebep oldu. Yezîdin vefâtında Irakta halîfe olmak istedi. Halk kabûl etmedi. Şâma kaçtı. Mervân, Abdüllah bin Zübeyre bî'at etmek istiyordu. Mervânın zihnini çeldi. Mervânın ve oğlu Abdülmelikin zamanlarında Şâmda kumandan idi. Kûfedeki isyânı bastırdı. 67 de âsîler Kûfede tekrar toplanıp (Muhtâr) bunlara reîs olup, İbrâhîm ibni Üştür kumandasında ordu kurup, Şâmlıları mağlup etti ve İbni Ziyâdı öldürdü. Abdüllah bin Zübeyr, kardeşi Mus'âb bin Zübeyri Basra vâlîsi yaptı. Basralılar, Kûfelilerle harp edip, gâlib geldi. 67 deki bu savaşta, Muhtar öldürüldü. 59.
139 - İBRÂHÎM HÂLİD: İbrâhîm bin Hâlid için, Ebû Sevr maddesine mürâceat buyurula. 86.
140 - İKRİME: Ebû Cehlin oğludur. Önce, islâmın büyük düşmanı idi. Mekkenin feth günü, öldürülmesi emir buyurulan altı kişiden biri idi. O gün Mekkeden kaçıp, gemiye bindi. Yolda şiddetli fırtına oldu. Batmak üzere iken, kurtulursa, Resûlullahın ayaklarına kapanmağı adadı. Fırtına durdu. Yemene çıkınca müslüman oldu. Daha önce îman etmiş olan amcasının kızı zevcesi ile Medîneye geldi. Af buyuruldu. İslâma çok hizmet etti. Hz. Ebû Bekr zamanında, mürtedlerle savaşta, son gayreti ile çalıştı. Kumandan olarak Umman ve Yemene gönderildi. Şâm fethinde de bulundu. Yermük gazâsında çok kahramanlık gösterdi ve şehit oldu. 93.
141 - İMAM-I RABBÂNÎ: Adı Ahmeddir. Hindistânda yetişen en büyük islâm âlimidir. Âlimlerin üstünü, vâsılların reîsi, hârikaların, kerâmetlerin mazharı, sonsuz derecelerin câmii, hakîkat ehlinin öncüsü idi. Hz. Ömerin yirmisekizinci torunudur. Hicretin 971. ve mîlâdın 1563. senesi aşûre günü, Serhend şehrinde tevellüd etti. Yüksek derecesinin en büyük şâhidi (Mektûbât) kitabıdır. Muhammed Mâsumun talebesinden Muhammed Bâkır Lâhôrî, (Mektûbât)ı fârisî olarak kısaltıp, (Kenz-ül-hidâyât) ismini vermiştir. Yüzyirmi sayfa olup, 1376 [m. 1957] de Lahorda basılmıştır. Mektûbâtın birinci cildinin türkçe tercümesi, (Müjdeci mektûblar tercümesi) ismi ile 1402 [m. 1982] de İstanbulda basılmıştır. Müceddidiyye, Kâdiriyye, Sühreverdiyye, Kübreviyye ve Çeştiyye büyüklerinin bütün kemâlâtına mazhar idi. Bedreddîn-i Serhendînin fârisî (Hadarâtülkuds) kitabında ve Muhammed Hâşim-i Kişmînin fârisî (Berekât) kitabında ve Mektûbâtın arabî tercümesi olan (Dürerül-Meknûnât) kitabının hâşiyesinde ve arabî (Hadâık-ul-verdiyye)de kerâmetleri, hâl tercümeleri geniş yazılıdır. (Mektûbât)ın fârisîsinin tamamı ve (Berekât) kitabı, 1977 de İstanbulda bastırılmıştır. Urvetülvüskâ Muhammed Mâsum-i Fârûkînin torunu olan, Gülâm Muhammed Mâsumun talebesi, hâce Muhammed Fadlüllah yazmış olduğu (Umdetül-makamât) kitabında, İmâm-ı Rabbânînin ve üstâdlarının ve talebesinin hayatlarını uzun bildirmektedir. Bu kitap, fârisîdir. Hindistânda basılmıştır. Muhammed Fadlüllah 1238 [m. 1823] de Kandihârda vefât etti. Hâce zade Ahmed Hilmi Efendinin, İstanbulda 1318 de basılan türkçe (Hadîka-tül-Evliyâ) kitabı da imam-ı Rabbânînin ve üstâdlarının hayatını ve kerâmetlerini bildirmektedir. (Mektûbât)ın fârisî aslı ve arabî tercümesi kısaltılarak (Müntehabât) ismi ile, İstanbulda ayrı ayrı bastırılmıştır. İmâm-ı Rabbânî hicretin binotuzdört [1034] ve mîlâdın [1624]. senesi safer ayının yirmi dokuzuncu salı günü vefât eyledi. Serhendde, âile kabristanındadır. 17, 28, 50, 51, 64, 69, 102, 139.
142 - İMRÂN BİN HASÎN: Eshâb-ı kirâmdandır. Hayberin fethi senesi [yedinci yılda, Hudeybiyeden sonra feth edilmiştir] îmana geldi. Ondan sonraki gazâlarda bulundu. Hz. Ömer, fıkh öğretmek için Basraya gönderdi. Abdüllah bin Âmir tarafından Basra kâdîsı yapıldı. 52 de Basrada vefât etti. 104.
143 - İZZEDDÎN ALİ: Ali bin Muhammed ibni Esîr Cizrî, tarih kitapları ile meşhûr olmuş bir âlimdir. 555 de, Cezîre-i ibni Ömerde tevellüd, 620 [m. 1223] de Mûsulda vefât etti. (Kâmil) adındaki tarih kitabı, Âdem aleyhisselâmdan, 628 yılına kadar olan olayları anlatmaktadır. Bu kitap mîlâdın 1866 yılında Hollandada (Laiden) şehrinde oniki büyük cilt olarak basıldı. Sonra, Mısrda basıldı. Eshâb-ı kirâmdan yedibinbeşyüz sahâbînin hayatını anlatan (Üsüd-ül gâbe) kitabı, tarih kitaplarının şâheseridir. Beş cilt olup, Mısrda Vehbiyye matbaasında, 1280 de basılmıştır. Kuds âlimlerinden Bedreddîn Muhammed bin Yahyâ ve Muhammed bin Muhammed Kaşgârî [709] bu kitabı ayrı ayrı kısaltmışlardır. Sem'ânînin (Kitâbül-ensâb) eserini kısaltarak ve düzelterek, üç cilt bir eseri daha vardır. Her üç eser de türkçeye çevrilmemiştir. 16.