ESHÂB-I KİRÂM KİTÂBINDA ADI GEÇENLERİ TANITMA
-B-C-D-
43 - BÂBÜR ŞÂH: Timûr Gürgân şâhın oğlu meşhûr Asterâbâd fatihi Mîrân şâhın torunu olan sultan Ebû Sa'îdin torunudur. 888 [m. 1482] de tevellüd etti. 933 [m. 1526] de Hindistânı alıp, büyük bir islâm devleti kurdu. Bu devlet, 1274 [m. 1858] senesinde İngilizlerin işgâline kadar, 342 sene hükm sürdü. 937 [m. 1530] de vefât etti. Kâbildedir. Âlim, âdil ve edîb idi. Hayatını kendi yazdı. (Tüzük Bâbürî) dediği bu kitabı, Ekber şâh zamanında Çağatay dilinden fârisîye, sonra İngilizceye tercüme ve neşredildi. Bâbürün kurduğu (Timûr oğulları) veya (Gürgâniyye) devletinin onyedi hükmdârı şunlardır:
Yukarıda yazılı Gürgâniyye hükmdârlarının son zamanlarında ingilizler Hindistâna yerleşmeye başladı. El altından hindû kâfirlerini müslümanlara karşı kışkırttılar. Sürekli fitneler çıkardılar. Önce, Felemenk, Portekiz, Fransız ve İngiliz tüccârları ve büyük şirketleri sâhil şehirlerine yerleştiler. İlk olarak Ferruh Sîr Şâh, bir ingiliz şirketine imtiyaz hakkı tanıdı. İkinci Şâh-i âlem, Bingale kıtasını senede iki milyon dörtyüzbin rubye karşılığı İngiliz şirketine kiraya verdi. 1221 [m. 1806] de Şâh-i âlem vefât edince, İngiliz hükûmeti, şirketin haklarını korumak behânesi ile işe karıştı. 1274 [m. 1858] de Delhîde ihtilâl çıkarıp, Hindistândaki vehhâbîlerin yardımı ile, Behâdır şâhı Kalküte şehrine nakil ve habs ederek, Gürgâniyye devletine son verdi. Hakîkat Kitabevinin 1987 senesinde neşrettiği (Diyâ-ül-kulûb) kitabına bakınız! 1294 [m. 1877] de, Osmanlı-Rus harbi sırasında, Hindistânı, İngiltere krallığına bağlı bir imparatorluk ilân etti. Midhat pâşanın islâmiyete yaptığı zararların en büyüğü bu oldu. İngilizler, girdikleri bütün islâm memleketlerinde yaptıkları gibi, islâm âlimlerini, islâm kitaplarını, islâm mekteplerini yok ettiler. Tâm din câhili bir gençlik yetiştirdiler. Hindûlarla müslümanları çarpıştırıp, milyonlarca müslümanın kılıncdan geçmesine sebep oldular. Çıkardıkları fitnelerden en kanlısı 1274 [m. 1858] ve 1366 [m. 1947] de Pâkistân kurulurken oldu. Pakistâna devlet başkanı yaptıkları Ali Cinnâh, şî'î idi. [m. 1948] de ölünce, yerine geçen Eyyûb hân mason idi. İslâmiyeti yıkmak yolunda idi. Bunun yerine gelen general Yahyâ hân, koyu kızılbaş idi. 1392 [m. 1972] başında Hind harbinde mağlup olup, doğu Pâkistân elinden gidince, habs edildi. 1947 de, şî'î bir Pâkistân devletinin kurulması, Hindistânda milyonlarca Ehl-i sünnetin ölümüne sebep oldu. Bir türk, 1391 [m. 1971] sonunda Hind ve Pâkistân seyâhatinde (Panipüt) şehrinde kapısı kilitli bir Kur'an mektebi görüp, niçin kapalı olduğunu sorunca, 1947 den beri kapalıdır. Bütün talebeyi ve şehirdeki binlerle müslümanın hepsini [m. 1947] de hindûlar öldürdü. Bir Ehl-i sünnet sağ kalmadı. Biz sonradan buraya geldik demişlerdir.
Seyyid Abdülhakîm Efendi buyurdu ki, (İslâmın büyük düşmanı İngilizlerdir. İslâmiyeti bir ağaca benzetirsek, başka kâfirler fırsat bulunca, bu ağacı dibinden keser. Müslümanlar da bunlara düşman olur. Fakat, bu ağaç birgün filiz verebilir. İngiliz böyle değildir. Bu ağaca hizmet eder. Besler. Müslümanlar da onu sever. Fakat gece, kimse anlamadan köküne zehir sıkar. Ağaç öyle kurur ki, bir daha süremez. Vah vah çok üzüldüm, diyerek müslümanları aldatır. İngilizin, islâma böyle zehir salması demek, para, mevkı' ve kadın gibi nefsânî arzular karşılığında satın aldığı yerli münâfıkların, soysuzların elleri ile, islâm âlimlerini, islâm bilgilerini ortadan kaldırmasıdır).
44 - BÂKÎ BİLLAH: Muhammed Bâkî billah, Hindistânın büyük velîsi idi. 971 de tevellüd, 1013 [m. 1604] de vefât etti. Dehlîdedir. Zühd ve takvâsı ve kerâmetleri meşhûrdur. Kâbilden Semerkanda gelip ilim tahsîl etti. Orada Emkenk kasabasında, Hâcegî Emkengî Ahmed Kâşânîden feyz alarak, tasavvufta kemâle geldi. Kur'an-ı kerimi her gece iki kere hatm ederdi. (Hadarât-ül-kuds) ve (Berekât) kitaplarında hâl tercümesi fârisî olarak yazılıdır.
İstanbulda Süleymâniyye kütübhânesinde, Reşîd efendi kısmında 474 numaradaki, (Menhec-üs-sâlikîn) kitabını hicretin 993 [m. 1585] senesinde Mustafâ bin Hüseyn Rûmî Ahrârî Mekke-i mükerremede yazmıştır. Bunun üstâdı, hâce Ahmed Sâdık Ahrârî Kâbilî, mevlânâ Hâcegî Ahmed Kâşânîden ve bundan sonra talebesi hâce Muhammed İslâm Cûybârîden, Buhârada feyz aldı. Cûybârînin talebesi oldu ise de, mevlânâ Hâcegî Kâşânînin oğlu mevlânâ hâce İshak, Belhden Taşkende gelince, ilim ve feyz verme vazîfesini Mevlânâya bıraktı. Mevlânâ hâce İshak babasının talebesi olan mevlânâ Lutfullahın talebesi idi. Hâce Ahmed Sâdık efendi, Mâ-verâ-ün-nehrden İstanbula geldi. Üçüncü sultan Murâd hân, bunu büyük bir saygı ile karşıladı. Kendisi ve vezîrleri hizmet yarışı yaptılar. Talebesi oldular. Sonra Hicâza hareket eyledi. Mısr vâlîsi İbrâhîm pâşa, misli görülmemiş hizmet eyledi. Mekkede sultanın tahsîs ettiği büyük sarayda misafir olundu. Burada iki sene kalıp, dokuzyüzdoksanüç 993 [m. 1585] de Medîne-i münevvereyi ziyâret etti. Şâm yolu ile İstanbula geldi.
45 - BÂYEZÎD-İ BİSTÂMÎ: Adı Tayfurdur. Babası Îsâdır. Evliyânın büyüklerinden olup, hanefî idi. 160 da Bistâmda tevellüd, 231 [m. 846] de vefât etti. Bistâmdadır. Bistâm, Hazer denizinin cenûb sâhilindedir. İmâm-ı Câfer Sâdıkın ruhaniyeti ile yetişerek tasavvufta yükselmiştir. Otuz sene Şâmda dolaşmış, yüzonüç üstâddan ders almıştır. Aşk-ı ilâhîde o kadar ileri ve ibâdette o derecede idi ki, namaz kılarken, Allah korkusundan ve islâmiyete saygısından göğüs kemikleri gıcırdardı. Son derece âlim ve fâdıl ve edîb idi. Şiirleri meşhûrdur.
46 - BEGAVÎ HÜSEYN: Babası Mes'ûddur. Muhyissünne ismi ile meşhûrdur. Hadis âlimidir. Şâfi'îdir. 436 [m. 1044] senesinde Horasanda Bag şehrinde tevellüd, 516 [m. 1122] de vefât etmiştir. Meşhûr (Mesâbîh) kitabının sahibidir. Bu kitapta 4719 hadis-i şerif vardır. Fıkhda (Kifâye), tefsîrde de (Me'âlimüttenzîl) ve daha birçok kıymetli eserleri vardır.
47 - BEHLÛL DÂNÂ: Babası Ömerdir. Kûfeli bir meczûbdur. Hârûnürreşîd ile olan sözleri meşhûrdur. İlmi yok ise de, Hârûna nasihat verirdi. 190 [m. 806] da vefât etti.
48 - BERÂ BİN ÂZİB: Ensâr-ı kiramın büyüklerindendir. Küçük olduğundan Bedr gazâsına götürülmedi. On dört gazâda, Resûlullahın önünde harp etti. Çok cesûr idi. Rey şehri alınırken çok kahramanlık gösterdi. Basrada vefât etti.
49 - BEŞÎR BİN SA'D ENSÂRÎ: Eshâb-ı kirâmdandır. Hz. Ebû Bekre, Ensârdan, en önce bî'at eden, budur. İkinci Akabe anlaşmasında ve bütün gazâlarda bulundu. Yemâme muhârebesinden dönüşte, Aynüttemer vak'asında şehit oldu.
50 - BEYDÂVÎ: Abdüllah bin Ömer kâdı Beydâvî, müfessirlerin baş tâcıdır. Şîrâzın Beydâ kasabasında tevellüd, 685 [m. 1286] de Tebrîzde vefât etti. Şâfi'î mezhebinde derin âlim idi. (Envârüttenzîl) adındaki tefsîri çok kıymetli olup, bütün âlimlerce kuvvetli senet olmuştur. Kelâm, fıkh, lügat ve nahvde çok kıymetli kitapları vardır. Tefsîrini çok kimseler şerh etmiştir. Bunlardan (Şeyhzâde şerhi), en kıymetlisidir.
51 - BEYHEKÎ: Ahmed bin Hüseyn Beyhekî, hadis âlimidir. Şâfi'î mezhebinde derin âlim idi. 384 [m. 994] de Nişâpûrun Beyhek kazasında tevellüd, 458 [m. 1066] de Nişâpûrda vefât etti. (Sünen-i kebîr) ve (Sünen-i sagîr) hadis kitapları meşhûrdur.
52 - BİLÂL BİN REBÂH HABEŞÎ: Eshâb-ı kirâmdandır. Resûlullahın müezzini idi. Önce müslüman olanlardandır. Ümmiyyetebni Halefin kölesi idi. Kâfirler ve efendisi, kendisine çok eziyyet ve cefâ ederlerdi. Boynuna ip takıp, çocukların ellerine verir, Mekke sokaklarında dolaştırırlardı. Bilâl ise, Allah birdir, Allah birdir der, dîninden vazgeçmezdi. Birgün, Bilâli soyup, bir don ile, sıcak kum üzerine yatırdılar. Üstüne büyük taş koydular. Yâ, Muhammedin dîninden çıkarsın, yâhut ölünciye kadar, burada böyle kalırsın dediler. Bilâl hazretleri, bu taşın altında (Allah birdir, Allah birdir) derdi. Resûlullah oradan geçerken, bunu gördü. (Allahü teâlânın ismini söylemek, seni kurtarır) buyurdu. Evine geldi. Ebû Bekr gelince, Bilâlin çektiğini söyledi. (Çok üzüldüm) buyurdu. Ebû Bekr kâfirlerin yanına gitti. (Bilâle böyle yapmakla elinize ne geçer? Bana satınız!) dedi. Dünya dolusu altın versen satmayız. Fakat, senin kölen Âmir ile değişiriz dediler. Âmir, Ebû Bekrin ticâret işlerini yapardı. Çok para kazanırdı. Yanında maldan başka, onbin altın vardı. Ebû Bekrin, eli-ayağı yerinde idi. Fakat, kâfir idi. Îman etmiyordu. Ebû Bekr, Âmiri, bütün malı ve paraları ile, Bilâl için size verdim buyurdu. Çok sevindiler. Ebû Bekri aldattık dediler. Bilâli taş altından çıkarıp, elinden tutup, Resûlullahın huzuruna getirdi. (Yâ Resûlallah! Bilâli bugün, Allah için âzad eyledim) dedi. Resûlullah çok sevindi. Ebû Bekre çok duâ buyurdu. O anda, Cebrâîl aleyhisselâm gelip, doksan ikinci sûre olan (Velleyl) sûresinin, onyedinci âyetini getirdi. Cenâb-ı Hak, Ebû Bekrin Cehennemden uzak olduğunu müjdeledi.
En önce ezan okuyan budur. Bütün gazâlarda bulundu. Resûlullahın vefâtından sonra, cihâd için Şâma gitti. Yirmi senesinde Şâmda vefât etti. Bâbüssagîrde medfûndur. Sesi çok güzel ve pek te'sîrli idi. Ezan okurken herkesi ağlatırdı. Ömer Şâma gelince, ezan okuyup, bütün askeri ağlatmıştı. Bundan sonra, Medîne-i münevvereye geldiğinde, Hz. Hüseynin zorlaması ile bir sabah ezanı okuyarak, bütün Medîne ehâlisi şaşkına dönmüştü.
53 - BİRGİVÎ: Muhammed bin Ali 928 de Balıkesirde tevellüd ve 981 [m. 1573] de Aydının Birgi kasabasında tâ'ûndan vefât etti. Türkçe (Vasıyetnâme) kitabı çok kıymetli olup, bunun (Kâdı-zade şerhi) pek istifâdelidir. Arabî (Tarîkat-i Muhammediyye) kitabını çok âlimler şerh etmiş ve türkçeye tercüme edilmiştir. Çok kere basılmıştır. Türk âlimlerinin baş tâcıdır.
54 - BUHÂRÎ: Muhammed bin İsmâ'îl 194 [m. 809] de Buhârada tevellüd, 256 [m. 869] yılı fıtr bayramı günü Semerkandda vefât etti. (Sahîh-i Buhârî) adı ile meşhûr olan (Câmi'ussahîh) hadis kitabı, Kur'an-ı kerimden sonra islâm dîninin en kıymetli, en sağlam kitabıdır. Başka eserleri de çoktur. Buhâriyyi şerifte yedibin ikiyüz yetmişbeş hadis-i şerif vardır. Bunları altıyüzbin hadis arasından seçmiştir. Her hadisi yazacağı zaman, gusül abdesti alır, iki rekât namaz kılar, istihâre yapardı. Buhâriyyi şerifi on altı senede yazdı.
55 - BURHÂNEDDÎN MERGINÂNÎ: Ali bin Ebû Bekr, büyük âlim olup, Buhârâda müderris idi. Şeyhülislâm adı ile meşhûrdur. Fergânenin Merginân kasabasında tevellüd ve 593 [m. 1197] de Buhârâda Cengiz hücûmunda şehit oldu. Eserleri arasında (Hidâye) yâni (Şerh-i Bidâye) ve (Tecnîs) ve (Kunye-tül-fetâvâ) kitapları meşhûrdur. Hidâye iki cilt olarak basılmış, İngilizceye tercüme edilmiştir. Çok âlimler tarafından şerh edilmiştir. İbni Hümâmın şerhi olan (Feth-ul-kadîr) yeniden basılmıştır.
56 - BÜREYDE-TÜBNÜ HASÎB ESLEMÎ: Eshâb-ı kirâmdandır. Hicrette, kavmi ile birlikte gelip müslüman oldu. Uhud gazâsından sonra Medîne-i münevvereye geldi. Bundan sonraki gazâların hepsinde bulundu. Bir müddet Basrada kaldı. Horasana cihâda gitti. Mervde yerleşti ve orada vefât etti. Çocukları, torunları, orada kaldı. Oğlu Abdüllah vâsıtası ile birkaç hadis-i şerif bildirmiştir.
57 - CÂBİR BİN ABDÜLLAH: Ensâr-ı kiramın büyüklerindendir. İkinci Akabe anlaşmasında babası ile idi. Bedr ve Uhudda küçük idi. Diğer onsekiz gazâda bulundu. Ömrü sonunda gözlerine perde geldi. Yezîdin kumandasındaki ordu ile İstanbul muhâsarasında bulundu. 77 yılında 95 yaşında vefât etti. Medînede medfûn olduğu (Mevdu'âtül-ulûm) 648. sayfada yazılıdır. Koca Mustafâ pâşanın yaptırdığı câmi ve türbe, başka Câbir için olsa gerektir.
58 - CÂBİR BİN ZEYD: Basrada, Tâbiîndendir. Âlim ve fakîh idi. Abdüllah ibni Abbâsın talebesinden idi. 103 de vefât etti.
59 - CÂFER TAYYÂR: Resûlullahın amcası olan Ebû Tâlibin oğlu ve Hz. Alînin büyük kardeşidir. Îman edenlerin otuzikincisidir. Habeşe hicret edip, Hayberin fethinde gelmişti. Şâma yakın Mu'te denilen yerde, hicretin sekizinci yılı Cemâzil-ülâ ayında, rum ordusu ile harp eden üçbin askerin kumandanı Zeyd bin Hârise şehit olunca, yerine emîr olmuş, sancağı sağ eline alıp hücûm etmişti. Sağ eli kesilince, sol eline almış, sol eli de kesilince, dişi ile tutarak hücûm etmiş ve nihâyet şehit olmuştur. Vefâtında kırk bir yaşında idi. O gün yetmişten ziyâde yara almıştı. Resûlullaha (Câfer Tayyâra, iki kolu yerine iki kanad verilip Cennette uçmakta olduğu) vahy olundu. Bu müjdeyi Eshâba haber verdi. Bunun için (Tayyâr) denildi.
60 - CÂFER SÂDIK: Babası, Muhammed Bâkır bin Zeynel'âbidîndir. Oniki imamın altıncısıdır. Vâlidesi, Ebû Bekr-i Sıddîkın torunu olan Kâsımın kızıdır. 83 yılında Medînede tevellüd, 148 [m. 765] de orada vefât eyledi. Babası ve dedesinin yanındadır. İlmi ve kemâli eşsiz idi. İmâm-ı a'zam Ebû Hanîfe, dersine devam ederek ârif-i billah oldu. Kimyâ ilminde, zamanının bir dânesi idi. Meşhûr kimyâger Câbir, bunun derslerinde yetişti. İkinci Abbâsî halîfesi olan Ebû Câfer Mensûr, kendisine düşman idi. Bir kere öldürtmek istedi ise de, (Tezkire-i evliyâ)da yazılı kerâmeti görünce korktu. Tevbe etti. Çok hürmet eder, nasihatlerini dinler oldu. Yedi erkek, üç kız evladı olup, büyük oğlu İsmâ'îl, kendisinden önce vefât ettiğinden, yedinci imam, ikinci oğlu Mûsâ Kâzım hazretleri olmuştur. Bid'at ehlinden bir kısmı, oğlu İsmâ'îli ve evladını imam tanıyor. Bunlara İsmâ'îliyye denir. Şî'îlerin çoğu, kendilerine (Câferî) demekte ise de, bu sözleri, Ebû Câfer Muhammed Tûsînin mezhebinde olduklarını bildirmektedir.
61 - CÂMÎ “MOLLA”: Abdürrahmân bin Ahmed Nûreddîn mevlânâ Câmî, Hiratta şeyhülislâm idi. Âlim ve veliyyi kâmil ve edîb ve şair idi. Horasanda, Cam kasabasında 817 de tevellüd ve 898 [m. 1492] de Hiratta vefât etti. Reşehât kitabında, uzun hâl tercümesi vardır. Behâeddîn Buhârî hazretlerinin halîfelerinden Sa'deddîn-i Kaşgârî meclisinde kemâle geldi. Sultanlardan ve hele vezîr Ali şîr Nevâîden çok saygı görürdü. Fatih sultan Muhammed hazretleri ile de mektûblaşırdı. Fatihin dâveti ile Konyaya teşrîf etti ise de, pâdişâh vefât ettiğinden görüşemediler. (Şevâhid-ün-nübüvve) ve (Nefehât-ül-üns) ve (Behâristân) kitapları tekrar tekrar basılmıştır. Her üçü de fârisîdir. Yüze yakın kıymetli eseri çeşidli dillere tercüme edilmiştir.
62 - CÂMÎ NÂMIKÎ: Ahmed Ali bin Muhammed Nâmıkî Câmî, Evliyânın büyüklerindendir. Şeyhülislâm-ı mutlak idi. Nefehât kitabının fârisî Hind baskısı, 322. sayfasından başlıyarak Ahmed Câmîyi uzun anlatmaktadır. Eshâb-ı kirâmdan Cerîr bin Abdüllah soyundandır. Cerîr, beyaz, uzun boylu, çok yakışıklı idi. Ömer, (Cerîr, bu ümmetin Yûsüfüdür) buyururdu. Ahmed Câmînin otuz dokuz oğlu ve üç kızı vardı. On dört oğlu kalıp, hepsi âlim, âmil, kâmil ve veliyyi kâmil oldu. Hepsinin kitapları, eserleri vardı. Kendisi ümmî idi. Okumadı, yirmiiki yaşında tevbe edip, onsekiz yıl tenhâda nefsini terbiye ile uğraştı. İlm-i ledünnîye kavuştu. Bu arada, kendisine ilm-i zâhir de ihsân edildi. İlm-i zâhirin böyle ihsân olunması, Eshâb-ı kirâmdan sonra pek az Evliyâya nasip olmuştur. Tevhîd, marifet-i ilâhiyye, siyer, hikmet, tasavvuf, hakîkat sırları üzerinde, üçyüzden fazla kitap yazdı. (Miftâh-ün-necât) adındaki fârisî yazma eseri İstanbulda Süleymâniyye kütübhânesi, Es'ad efendi kısmında 1728 numarada vardır. Bunu 522 de yazmıştı. 441 de tevellüd ve 536 [m. 1142] de vefât eyledi. (Sirâcüssâirîn) kitabında kendi hayatını anlatmakta, Hak teâlânın verdiği nîmetleri saymaktadır. Bu kitabını altmışiki yaşında yazmış idi. O zamana kadar yüzseksenbin kâfirin îmana gelmesine, tevbe etmelerine sebep olmuştur. Oğlu Zahîreddîn (Rumûzü-hakâyık) kitabında diyor ki, (Babam Ahmed, hayatı müddetince altıyüzbin kişinin tevbe etmesine sebep oldu). Uzun zaman Hiratta, Abdüllah-i Ensârî hânesinde kalarak neşr-i hakâyık eyledi.
63 - CENGİZ HÂN: [Dschingis-chan] Cengiz veya Timoçin denir. Türk değildir. Moğol olduğu, bütün dillerdeki tarihlerde yazılıdır. En büyük ve en zâlim moğol hükmdârı idi. Kâfir idi. İslâm düşmanı idi. 549 [m. 1155] da tevellüd, 624 [m. 1227] de vefât etti. Büyük tarihçi Şemseddîn Sâmi bey, (Kâmûs-ül-a'lâm)da diyor ki, (Cengiz dünyanın en büyük cihângirlerinden ve en meşhûr zâlim ve kan dökücülerdendir. Moğoldur. İslâmiyete çok zararı dokunmuş olan bu adam, bir kabîle reîsi iken, 599 [m. 1202] da (Kara-kurum)da moğol ve tatar hânlarının başı, yâni hâkânı oldu. Câhil ve vahşî moğollardan ve tatarlardan büyük bir ordu, daha doğrusu yağmacılar gürûhu toplayıp, doğu Türkistânı ve Çini aldı. 616 [m. 1219] da, sultan Muhammed Hârezm şâhın memleketine saldırdı. Horâsân, Kandihar, Mültan gibi medeniyet merkezlerini yaktı, yıktı. Milyonlarca müslümanı öldürdü. Çoğunu câmilerde kılınçtan geçirdi. Kendi askerlerinden de yüz binlerce telef oldu. Buhârâ, Semerkand, Hirât gibi ilim kaynağı büyük şehirleri harâbeye çevirdi. Kadınlarını esîr diye askerine dağıttı. Çok çirkin şeyler yaptılar. İslâm medeniyetine, yerine getirilemiyecek darbeler indirdi. Kafkasyaya, Rusyaya, Anadoluya yayıldı. 621 [m. 1224] de Kara-kuruma çekildi. Suçsuzların, kadın ve çocukların kanlarını dökmek en büyük zevkı ve eğlencesi idi. Askerleri de keyfi için adam öldürürlerdi. Girdiği şehirlerdeki sivil halkın hepsinin öldürülmesini emrederdi. Altıyüz senede, nice emeklerle elde edilmiş, hattâ islâmiyetten önce de yapılmış nice medeniyet eserlerini, kütübhâneleri, mektepleri, rasathâneleri [kıymetli kitapları, tarihin önemli kaynaklarını, vesikalarını] yok etti. İslâm âlimlerinin birçok eserlerinin bugün elde bulunamaması, başlıca Cengiz ile torunlarının ve bunların emri ile saldıran vahşî moğol yağmacılarının yaptıkları tahrîblerin netîcesidir. Taşkınlık ve azgınlık zamanı kısa sürdü ise de, yıktığı medeniyetler bir daha eski hâlini bulamamıştır).
(Mir'at-i kâinât)da, bütün dünyaca tanınan ve güvenilen büyük âlim imam-ı Süyûtînin (Tarih-ul-hulefâ) kitabından alarak diyor ki, (Cengiz moğol idi. Dilleri Hind dili ile karışık idi. [Yâni türkçe bilmezlerdi. Hiçbir bakımdan türklükle ilgileri yoktu. Hattâ, türklerle harp ettiler. Çok zarar yaptılar.] Çin çöllerinde yaşarlardı. Şehir, hattâ köy bile kuramamışlardı. Şehirlere saldırdılar. Yağmacılıkla geçinirlerdi. Kan dökmeği, kötülük yapmağı severlerdi. Baskınlarında ok kullanırlardı. Kadınları da harp ederdi. Hepsi kâfir ve azılı islâm ve medeniyet düşmanı idiler. Güneşe tapınırlardı. Hiçbir kötülük onlarca haram ve yasak değildi. Çokları insan eti de yirlerdi. Askerlerinde nikâh ve âile duygusu olmayıp, bir kadını nice erkek kullanırdı. Çok aldatıcı, pek cân yakıcı idiler. Şehirleri yakar, yıkarlar, çoluk, çocuk, kadın, ihtiyâr demeyip, kendilerinden olmıyan her insanı öldürürlerdi. Moğol pâdişâhı Düş hânın kadını Cengizin halası idi. Düş ölünce oğlu olmadığı için, Cengiz bunun yerine geçti. Çinin her yerini alıp hâkan oldu. 616 [m. 1212] da Türkistâna saldırdı). Çok türk öldürdü. Cengizin, vahşî, barbar bir kavmden türediğini, heryeri yakıp yıktığını tarihler bildiriyor. Teşkilâtlı, eğitimli bir ordusu olmadığı, asker değil, canavar gürûhu oldukları meydandadır. Şehirleri yıkarak, mâsum insanları kana bulayarak yıldırım hızı ile saldırmaya cengâverlik demek, barbarlarda disiplin aramak ve hele yirminci asırda meydana çıkan stratejik bilgileri Cengize ve onun çapulcu sürüsüne mal etmeye kalkışmak, tarih kitaplarına uygun değildir.
Cevdet pâşa, (Tarih-i hulefâ)da diyor ki, (Cengiz hân yediyüzbin süvârî ile Harzemşâh üzerine yürüdü. Cengizin süvârîlerini zamanımızdaki talimli süvârîye benzetmek doğru değildir. Evet şimdi yüzbin süvârîyi sevk etmek mümkün değildir. Onun süvârîleri, kendi çadırları ile ve hayvânları ile, kadınları ile bir ordu gibi giderdi. Hayvânlarının etleri ve sütleri ile beslenirlerdi. Hayvânları da, yerleri eşip, ot kökleri yirlerdi. Silâhlarını kendileri yapar, eğerlerini kendileri dikerlerdi. Sanat bölükleri, idare, kumanda teşkilâtları yoktu. İl ve aşîret beyleri ve kabîle hânları kendilerini idare ederdi. Cengiz hânın bu işlerden haberi olmazdı).
64 - CEVDET PÂŞA: 1238 de Lofcada tevellüd, 1312 [m. 1894] de İstanbulda vefât etti. Arabî, fârisî ve türkçe kitapları çoktur. Babasının adı İsmâ'îldir. Osmanlı vezîrlerinden idi. Âlim, fâdıl, edîb ve tarihçi idi. Türkçe oniki cilt (Tarih-i Osmanî) kitabı çok kıymetlidir. Sultan Azîz hân zamanında, Allahü teâlânın emirlerini kanûn şekline sokmak için kurulan (Mecelle) komisyonunun reîsi idi. Mecelle, çok kıymetli bir kitaptır. Âdem aleyhisselâmdan, Fatih sultan Muhammed zamanına kadar, yâni 843 hicrî yılına kadar olan Peygamberlerin ve halîfelerin ve âlimlerin vak'a ve hayatlarını anlatan (Kısas-ı enbiyâ) tarihi oniki cüz' olup, açık türkçe ile yazılmıştır. 1331 baskısı çok güzeldir. Lâtin harfi ile basılanlarda yanlışlar görülmektedir. (Mâlûmat-ı nâfi'a) risâlesi çok kıymetli din bilgilerini hâvî olup, 1983 de İstanbulda basılan (Fâideli Bilgiler) kitabında hepsi mevcûddur. (Tam İlmihâl-Se'âdet-i Ebediyye) kitabında (Mecelle) hakkında geniş bilgi vardır.
65 - CİHÂN ŞÂH: Karakoyunlu hükûmetinin üçüncü hükmdârıdır. 842 de tahta çıkıp, Îrânın bir kısmını ele geçirdi. Akkoyunlu devletine harp ilân etti ise de, Uzun Hasen tarafından, 872 [m. 1467] de öldürüldü.
66 - CÜNEYD-İ BAĞDÂDÎ: Babası Muhammed, camcı idi. Evliyânın büyüklerindendir. 207 de Nihâvendde tevellüd, 298 [m. 911] de Bağdâdda vefât etti. Süfyân-ı Sevrînin derslerinde yetişti. Dayısı Sırrî Sekatîden tasavvufu aldı. Binlerle Velî yetiştirdi. Asrının kutbu idi. Otuz kere yaya hacca gitti. Kerâmetleri, nasihatleri ve hakîkatten sözleri çoktur. Hocasının yanındadır. Şükür demek, Allahü teâlânın verdiği nîmeti, ona karşı isyânda kullanmamak demektir, derdi. Şeblî dedi ki, (Allahü teâlâ, kıyâmette, Cennete veya Cehenneme gitmek arasında beni serbest bıraksa, Cehenneme gitmeyi isterim. Çünkü, Cennete girmek benim arzumdur, Cehenneme sokmak Onun murâdıdır. Dostun arzusunu bırakıp, kendi dilediğini yapan kimsenin seviyorum demesi doğru olmaz). Bu sözü Cüneyd işitince, (Şeblî, çocukca konuşmuş, Rabbim beni serbest bıraksa, bir dilekte bulunmam. Kulun dilemesi olmaz. Dilediğin yere giderim. Senin dilediğini yaparım derim) buyurdu. Cüneyde biri gelip, (Bir dakika benimle ol. Sana birşey söyliyeceğim) dedikte, (Ey arslanım, benden öyle birşey istedin ki, ben senelerce, onu aramaktayım. Bir ân Rabbimle olmak için, yıllarca uğraşıyorum, olamıyorum. Şimdi, nasıl seninle olabilirim) buyurdu.
67 - DÂVÛD-İ TÂÎ: Babası, Nasir-i Küfîdir. Zühd ve takvâsı ile meşhûrdur. İmâm-ı a'zamla sohbet ederdi. Hârünürreşîd ve diğer rütbe sahiplerinin hediyelerini kabûl etmezdi. Üstâdı, Habîb-i Râ'îdir. Gençliğinde bir şarkıcıdan:
Hangi güzel yanak ki, toprak olmadı,
Hangi tatlı gözdür ki, yere akmadı?
beytini işiterek kalbine bir ateş düştü. Şaşkına döndü. Derdine devâ bulmak için dolaştı. İmâm-ı a'zam Ebû Hanîfenin kapısına geldi. İmâm, bunun yüzünün renginin değiştiğini görünce sebebini sordu. Hâlini anlattı. (Dünyadan soğudum) dedi. İmâmın gösterdiği yolda zühd ve takvâ eyledi ve İmâmın derslerine devam etti. Sonra Habîb-i Râ'îden feyz olarak kemâle geldi. 165 [m. 781] de Bağdâdda vefât etti.