12 BİR PAPAZIN İFTİRÂLARINA CEVAB

4.Bölüm

Bu papaz, bir risâlesinde, müslümanların (Îsâ aleyhisselâm öldürülmeyip, diri olarak semaya kaldırılmıştır) şeklindeki îtikatlarına itiraz ediyor ve (Bu îtikat, bütün tarihlere muhâlif olduğu gibi, tevâtüre de zıddır. Çünki, Îsâ aleyhisselâmın öldürülmesinde bir takım mucizeler gösterdiği dört İncîlde yazılıdır. Havârîlerin gözleri ile gördükleri, tevâtüren bizlere ulaşmış olduğu için, bu tevâtürü inkâr etmek nasıl câiz olabilir) diyor.

Cevap: Herkesin mâlûmu olduğu gibi, selefte [geçmişte] vukû' bulan ve tevâtürün, haleflerin [sonra gelenlerin] emniyyet ve itmînanlarına sebep olması için, rivayet edenlerin vak'ayı bizzat görmüş olmaları ve bunların yalan üzere birleşmelerinin aklen mümkin olmaması lâzımdır. Hâlbuki, Îsâ aleyhisselâmı, hıristiyanların îtikatına [inancına] göre yahudiler yakaladıkları zaman, yanında bulunan şâkirdlerin hepsi firâr edip, sâdece Petrus onun arkasından gitti. O da, horoz üç defa ötünce ve üç defa yalan söyliyerek, Îsâ aleyhisselâmı tanımadığını söyledi. Îsâ aleyhisselâm zannettikleri kimse çarmıha gerildiğinde, yanında kimse bulunmadığı gibi, havârîlerden biri dahî bulunmamıştır. Birkaç kadının uzaktan seyr ettikleri, Matta ve Markos İncîllerinde yazılıdır. Yuhannâda ise, bu sözler olmadığı için, papazın (Dört İncîlde yazılıdır ve havârîler gözleri ile gördüler) demesinin, yanlış olduğu anlaşılmaktadır. Yâni, bu husûsta herhangi bir tevâtür yoktur. Hele papazın, delîl olarak beyan ettiği tarih kitapları, tevâtür ile sâbit olmıyan haberleri mehaz olarak kabûl ettikleri için, bu kitapların hiç birisi itimada lâyık değildir. Bu husûsta İncîllerin rivayetleri şöyledir:

Matta İncîlinin yirmiyedinci bâbının ellinci ve devamındaki âyetlerde, (Îsâ çarmıh üzerinde ruhunu teslim etti. Ve işte mâbetin perdesi yukarıdan aşağıya kadar iki parça oldu. Yer sarsılıp kayalar yarıldı. Kabirler açılıp uykuda olan nice mukaddeslerin cesedleri kıyâm ettiler. Onlar kabirlerden çıkıp, Îsânın kıyâmından sonra mukaddes şehre (Kudüse) girdiler ve birçok kimselere göründüler) demektedir. Batılı yazarlardan Norton, kitabında bu vâkıanın açık bir yalan olduğunu bildirmekte ve bunun delîllerini de beyan etmektedir. Norton, İncîli himâye ve müdâfea eden kitabında diyor ki, (Bu hikâye yalandır. Bunun en mühim delîli şudur ki, Kudüsün harap edilmesi üzerine perîşân olan yahudiler, Mescid-i aksâ için söyledikleri hârikulâde şeyler arasında bulunan yalanlardan birisi de budur. Sonradan bir ahmak, bu fıkrayı Îsâ aleyhisselâmın çarmıha gerilmesi zamanına münâsib görerek, Matta İncîlinin ibrânice nüshası kenârına teberrüken yazmış, daha sonra ise, kendisi gibi ahmak bir kâtib, bunun bir sûretini yazarken, bunu Matta İncîlinin içerisine almıştır. Bu metin de, onlar gibi bir mütercimin eline geçmiş ve olduğu gibi terceme etmiştir.) [Bu terceme de, kilisenin resmî din kitabı olmuştur.]

Papazın, mucizeler olarak bildirdiği hikâyesinin aslı olmadığının çeşidli delîlleri vardır:

1 -  Matta İncîlinde yazıldığına göre, çarmıha gerilme hâdisesinin ikinci günü yahudiler, Romalıların Kudüsteki vâlîsi olan Pilatusa gelip, (Ey efendimiz! O aldatıcı daha sağ iken üç gün sonra kıyâm ederim demiş idi. İmdi emret ki, üçüncü güne kadar kabri beklesinler de, şâkirdleri gelip onu çalarak halka: O kıyâm etti demesinler. Sonuncu sapıklık birincisinden daha kötü olur) dediler. [Matta bâb yirmiyedi, âyet altmışiki ve devamı.] Mattanın yirmiyedinci bâbının, 24.  âyetine göre, Pilatus ve zevcesi, Îsâ aleyhisselâmın katledilmesine, kalben râzı değillerdi. Pilatus, yahudilerin ısrarlarından dolayı çâresiz müsâade etmişti. Eğer mucizeler görülseydi, yahudilerin Pilatusa sonradan giderek, bu sözü söylemeleri mümkin olamazdı. Çünki heykelin, yâni Mescid-i aksânın perdesi yırtılmış ve kayalar yarılmış ve kabirler açılıp, meyyitler âşikâr Kudüs şehrinde dolaşıp durdukları, Mattada bildirilmektedir. Pilatus ve zevcesi, Îsâ aleyhisselâmın katledilmesine râzı olmadıkları hâlde, bu kadar mucizeyi gözleri ile görürlerken, yahudiler onun huzurunda, Îsâ aleyhisselâma aldatıcı ve doğru yoldan dalâlete saptırıcı diyemiyecekleri ve demiş olsalar dahî, Pilatusun onları tekzîb edeceği, açıkça anlaşılabilecek bir iştir.

2 -  Ruh-ül-kuds havârîlere inip, havârîler muhtelif lisanlar ile konuşmaya başladıkları zaman, Amâl-i rusûlün ikinci bâbında yazıldığı gibi, insanlar hayret edib, üç bin kimse derhâl îmana gelmiştir. Ölülerin kabirlerinden çıkıp Kudüste dolaşmaları, mâbetin perdesinin yırtılması, yerin sarsılıp kayaların parçalanması, havârîlerin çeşidli lisanlar ile konuşmalarından daha ziyâde insanlara dehşet vericidir. Eğer Îsâ aleyhisselâmın görünmesi ve mucizeler göstermesi doğru olsaydı, binlerce kişinin o zaman îmana gelmeleri Îcap ederdi. Hâlbuki, bu hâdiselerin vukû'unda, bir kimsenin dahî îmana geldiğine dâir, İncîllerde bir işaret yoktur. [Bu da isbât ediyor ki, Mattanın sözü doğru değildir.]

3 -  Markos ve Luka, sâdece heykelin perdesinin yırtıldığını söylemişler ve zelzelenin vukû' bulmasından ve kayaların yarılmasından ve mezarların açılıp, mukaddeslerin cesedlerinin kıyâm ile şehir içerisinde gezdiklerinden hiç bahs etmemişlerdir. Îsâ aleyhisselâmın mucizelerini, elinden geldiği kadar mübâlağalı göstermeye uğraşan Yuhannâ İncîlinde ise, ne mâbetin perdesinin yırtılmasına, ne zelzele olup kayaların yarılmasına, ne de mukaddeslerin cesedlerinin kıyâm edip şehirde gezmelerine dâir, bir bilgi yoktur. Eğer bu hâdiseler doğru olsaydı, Markos, Luka ve Yuhannâ İncîllerinin, bu husûsta sukût etmiyecekleri açıktır.

4 -  Mattanın yazdığına göre, Îsâ aleyhisselâm çarmıha gerilirken, orada şâkirdlerden hiç kimse yokmuş. Fakat, Celîleden beri kendisini tâkîb eden Mecdelli Meryem ve Ya'kûb ile Yosesin anneleri olan Meryem ve Zebedenin oğullarının anası orada bulunup, uzaktan bakmışlar. [Matta: 27-56]

Markosun bildirdiğine göre, orada şâkirdlerden kimse bulunmayıp, Mecdelli Meryem ve Ya'kûb ile Yosesin anneleri olan Meryem ve Salome ve onunla berâber Kudüse gelmiş olan başka bir çok kadınlar var imiş. [Markos bâb onbeş, âyet kırk, kırkbir.]

Lukanın ifâdesine göre, Îsâ aleyhisselâm yakalandığı zaman, Onu tanıyanların hepsi, Celîleden gelen kadınlar ile berâber hazır imişler. Fazla olarak da bunu seyr etmek için toplanan halk var imiş. Bütün bunlar, Îsâ aleyhisselâma yapılan hakâretleri gördükleri için, göğüslerini döverek, Îsâ aleyhisselâmın ardı sıra gidiyorlar imiş. [Luka bâb yirmiüç, âyet yirmiyedi.]

Lukanın bu yazıları, Matta ve Markosun bildirdiklerine uymamaktadır. Matta ile Markosa göre, Îsâ aleyhisselâm [zannedilen Esharyûtî Yehûdâ] çarmıha gerildiği zaman orada hazır olanlar, birkaç kadından ibâret olup, bunlar da uzaktan seyr etmişlerdir. Birkaç kimsenin, uzaktan gördükleri bir şeye dâir olan şehâdetleri, akıl sahipleri nazarında, dînin esas îtikadı olarak kabûl edilebilecek bir delîl olamaz. Lukanın halktan tabîrinden de, orada bulunanların Îsâ aleyhisselâmı tanıyan, fakat Ona îman etmiyen bazı kimseler oldukları anlaşılmaktadır. Çünki Luka İncîlinin her yerinde, şâkirdler ve havârîler tabîrleri var iken, sâdece burada halk kelimesini kullanması, orada şâkirdlerden kimsenin bulunmadığına işarettir.

Yuhannâ İncîli ise, şâkirdlerden ve Celîleli ağlıyan ve dövünen kadınlardan, bir kimsenin bulunduğuna dâir, hiç bir şey söylememekle berâber, orada sâdece sevdiği şâkird ile kendi annesi ve annesinin kız kardeşi ve Mecdelli Meryemin bulunduğunu bildirmiştir. [Yuhannâ bâb ondokuz, âyet yirmibeş, yirmialtı.] Diğer İncîllerden fazla olarak, Îsâ aleyhisselâmın çarmıh üzerinde iken sevdiği şâkirdi ve annesini yanında görüp, anasına, (Kadın işte oğlun) dediği, (Ondan sonra şâkirde, işte anan!) diye işaret ettiği ve bu şâkirdin, annesi Meryemi, kendi evine götürdüğü bildirilmektedir. [Yuhannâ bâb ondokuz, âyet yirmialtı, yirmiyedi.]

Diğer İncîller ise, böyle bir hâdiseden hiç bahs etmezler. Şüphe yoktur ki, çarmıha gerilme hâdisesi vukû' bulmuştur. Fakat, orada bu hâdiseyi tesbît ve îzâh edecek, Îsâ aleyhisselâma îman etmiş kimseler bulunmuş olsa idi, İncîller arasında bu hâdise üzerinde ihtilâf olmaz ve hepsi vukû' bulan hâli aynı şekilde yazarlardı.

5 -  Matta İncîline göre, Îsâ aleyhisselâm, vâlînin konağında çeşidli hakâretlere uğramış, elbisesi çıkarılıp üzerine kırmızı bir kaftan giydirilmiş, başına dikenden taç konulmuş ve eline bir de kamış verilerek, yüzüne tükürülmüş ve başına vurulduktan sonra, çarmıha gerilmek üzere kapıdan çıkarken, Sim'un isminde Karineli bir adam bulup, çarmıhı ona taşıtmışlar. Oradan Golgota yâni kafa kemiği denilen yere geldikleri zaman, ona öd ile karışık sirke vermişler. Çarmıh üzerinde iken, (Allahım, Allahım, beni niçin terk ettin) dediği zaman, orada duranlardan biri, bir süngeri sirkeye batırıp, kamış ile ona uzatmış. [Markos: 27-28, ... 48]

Markos İncîlinde, kamçı ile döğülüp, başına dikenden taç konulduğu ve erguvânî bir kaftan giydirilerek, yüzüne tükürülüp, başına vurularak hakâretler edildikten sonra dışarı çıkarıldığı, İskender ile Ruhusun babası Karineli Sim'un isminde bir kimse de kırdan gelip, oradan geçerken onun haçının buna taşıtıldığı, sonradan Golgota denilen yere gelince ona mürr-ü sâfi ile karışık şarap verildiği, onun ise kabûl etmediği ve çarmıhda iken yanından geçenlerin başlarını sallayıp, ona küfür ederken, (Vâh sen ki, heykeli yıkıp, üç günde yaparsın, haçtan inerek kendini kurtar) dedikleri ve onunla berâber çarmıha gerilen iki hırsızın ona sitem edip sövdükleri, daha sonra, Îsâ aleyhisselâm, (Allahım, Allahım, beni niçin terk ettin) dediği zaman, orada duranlardan biri, süngeri sirkeye batırıp kamış ile ağzına uzatıp içirdiği, bildirilmektedir. [Markos: 15-17, ... 36.]

Luka İncîlinde, (Pilatus, evvelce Îsâ aleyhisselâmı Hirodese gönderdi. Hirodes Îsâyı görünce çok sevindi. Çünki Onun hakkında çok şeyler işitmişti. Bir mucizesini görmek için çoktan beri, onu görmek istiyordu. Fakat Îsâ aleyhisselâm, onun suâllerine cevap vermedi. Hirodes, askerleri ile berâber, ona hakâret ederek alay ettiler. Üzerine parlak renkli bir elbise giydirip, onu Pilatusa gönderdi. O da Îsâyı yahudilerin eline teslim etti. Onu götürdükleri zaman tarlasından gelen Karineli Sim'unu yakalayıp, Îsânın arkasından taşımak üzere haçı bu adama yüklediler. O sırada, gerek halktan ve gerek onun için ağlıyan ve dövünen kadınlardan büyük bir kalabalık ardı sıra gidiyordu. Îsâ onlara dönüp, Ey Yeruşalim kızları! Benim için ağlamayın. Ancak kendiniz ve çocuklarınız için ağlayın. Çünki, işte günler geliyor ki, o günlerde, ne mutlu çocuğu olmıyanlara denilecek. O zaman dağlara, üzerimize düşün ve bayırlara, bizi örtün demeye başlıyacaklar. Çünki, yaş ağaca bu nesneleri gösterirlerse, kurusuna ne vâki' olur dedi. Daha sonra çarmıha vurulunca, Ey Baba, onları affet. Çünki, ne yaptıklarını bilmiyorlar, dedi. Askerler onunla alay ederek, yaklaşıp sirke sundular. Ve berâber asılmış olan suçlulardan biri ona küfür edip, eğer sen Mesîh isen, hem kendini, hem bizi kurtar dedi. Fakat diğeri cevap verip, onu azarladı. Onun üzerine Îsâ ona, bugün sen benimle berâber Cennete gideceksin) dediği bildirilmektedir. [Luka: 23-7, ... 43.]

Yuhannâ İncîlinde, (Pilatus, Îsâyı tutup dövdü. Askerler de, dikenden bir taç örüp, onun başına koydular ve ona kırmızı bir kaftan giydirdiler. Sonra, ona tokat vuruyorlardı. Başkâhinler ve memurlar, onu bu kıyâfette görünce bağırıp, haça ger, haça ger dediler. Pilatus onlara, onu siz alıp haça gerin. Çünki, ben onda bir suç bulamıyorum dedi. Yahudiler ona cevap verip, bizim bir şeriatimiz vardır. O şeriate göre, Onun ölmesi vâcibdir. Çünki, kendisini Allahın oğlu etti dediler. Pilatus da, bu sözü işittiği zaman, daha çok korktu. Îsâya hitâben, sen neredensin dedi. Fakat Îsâ ona cevap vermedi. Pilatus ona hitâb ederek, bana söylemezmisin, seni haça germeye ve salıvermeye kudretim olduğunu bilmiyor musun? dedi. Îsâ cevap verip, eğer yukarıdan [izn] verilmemiş olsaydı, benim üzerime senin hiç kudretin olmazdı. Beni senin eline teslim edenin günahı daha büyüktür, dedi. Bunun için, Pilatus onun salıverilmesine çalıştı ise de, yahudiler bağırıp, eğer bunu salıverirsen, kayserin dostu değilsin. Kim kendini melik ederse, kayserin aleyhinde söyler diye bağırışmaları üzerine, Pilatus Îsâyı dışarı çıkarıp, yahudilere teslim etti. Ve Îsâ kendi haçını taşıyarak Golgota yâni kafa kemiği denilen yere çıktı) demektedir. [Yuhannâ: 19-1, ...17.]

[Dört İncîlin bu ibâreleri arasındaki farklar güneş gibi meydandadır. Papazın, doğruluğunun tevâtüren sâbit olduğunu iddiâ ettiği bu hâdisede, hıristiyanların çok itimat ettikleri İncîlleri arasında böyle ihtilâf vardır. Bunu kim inkâr edebilir? Hâl böyle olunca, bu papazın yazdığı tevâtür, nerede kalmıştır.]

6 -  Matta İncîlinin yirmiyedinci bâbının otuzyedinci âyetine göre, Îsâ aleyhisselâm çarmıha gerilince, üzerine asılan yaftada, (Yahudilerin meliki Îsâ budur) yazılıdır.

Markos İncîlinin onbeşinci bâbının yirmialtıncı âyetine göre, bu yaftada (Yahudilerin meliki) yazılıdır.

Luka İncîlinin yirmiüçüncü bâbının otuzsekizinci âyetine göre, bu yaftada, (Yehûdilerin meliki budur) diye ibrânîce olarak yazılıdır.

Yuhannâ İncîlinin ondokuzuncu bâbının ondokuzuncu âyetine göre, Pilatus bir yafta yazıp, onu haç üzerine koydu. (Nâsıralı Îsâ, yahudilerin meliki) diye ibrânîce, yunanca ve lâtince yazılmış idi. Yirmibirinci ve yirmiikinci âyetlerinde ise, (Baş kâhinler Pilatusa, yahudilerin meliki değil, fakat bu adam, ben yahudilerin melikiyim dedi, diye yaz dediler. Pilatus ise, ne yazmış isem yazmışım diye cevap verdi) diye yazılıdır. [Bugünkü İncîllerin [hâşâ] asıldığını iddiâ ettikleri Îsâ aleyhisselâmın üzerine, asılmış olan yaftadaki yazıların muhtelif olmaları da, bize gösteriyor ki, asılan kimse, Îsâ aleyhisselâm değildir.]

7 -  Markos İncîlinin onbeşinci bâbında, (Îsâ aleyhisselâmı çarmıha gerdikleri zaman, saat üç idi. Saat altı olunca, dokuza kadar bütün yeryüzüne karanlık çöktü) diye yazılıdır. [Markos: 15-25, 33]

Matta ve Luka İncîllerinde, (çarmıha gerdikleri zaman saat altı sıraları olup, dokuza kadar bütün yeryüzüne karanlık çöktü) diye yazılıdır. [Matta: 28-45, Luka: 23-44] Yuhannâ İncîlinde ise, saat maddesi ve karanlık çöktüğü mes'elesi yoktur.

8 -  Yuhannâ İncilinde, sebt gününde Îsâ aleyhisselâm ile berâber çarmıha gerilen iki kişinin çarmıhda kalmaması için bacaklarını kırdılar. Îsâ aleyhisselâma gelince, onun öldüğünü görünce, bacaklarını kırmadılar, diye bahs edilen kısm, diğer üç İncîlde yoktur. [Yuhannâ: 19-32, 33]

9 -  Hıristiyanların îtikatına göre, Îsâ aleyhisselâm çarmıha gerildikten sonra, kıyâm etmesi ve mucizeler görülmesi mes'elesine dâir, mevcut İncîller arasında büyük ihtilâflar vardır. Bu mes'eleleri yukarıda, (İncîl denilen dört kitap hakkında incelemeler) bahsinde bildirdiğimizden, okumayı arzu edenler, oraya mürâce'at edebilirler. [4. Bölüm]

Bu ihtilâflara nazar edildiği zaman, Îsâ aleyhisselâmın çarmıha gerilmesi ve tekrar dirilmesi, mucizeler hâsıl olması, hıristiyanlar arasında tamamen şüphelidir. Hıristiyanların ileri gelenleri, [Îsâ aleyhisselâmın çarmıha gerilmediği ve öldürülmeden göğe yükseltildiği, çarmıha gerilenin, ona benzeyen bir yahudi olduğu şeklinde olan nezîh islâm îtikatını red edecek ve] hıristiyanlar arasındaki bu şüpheyi giderecek hiçbir delîl beyan edememişler ve müslümanların suâllerine cevap verememişlerdir. Hıristiyanlar, (İncîller, aralarındaki ihtilâflar ile de, bizce vesika, delîl olmaya lâyıktır) derlerse, mes'elenin aslı değişir. Çünki bir kimse, açıkça anlaşılacak şeyleri inkâr eder ve ben bu husûsta şöyle inanacağım diye ısrâr ederse, onunla konuşmak abes olur.

Ehl-i kitap olmıyan, aklı başında bir kimse için, Îsâ aleyhisselâmın öldürülmediği ve çarmıha gerilmediği, çarmıha gerilenin O olmadığını isbât edecek bir çok delîli, mevcut İncîllerden çıkarmak mümkindir. Bundan başka papazın (Dört İncîlin ittifak ile bildirdiği red edilemez) sözüne karşılık olarak, (Îsâ aleyhisselâmı çarmıha gerdikleri zaman, acı ve ızdırâb ile bayılmış ve onu bu hâlde görenler, vefât etmiş sanmışlar ve sebt gününde çarmıhda kalmaması için, çarmıhdan indirmekte acele etmişler ve Yûsüf ismindeki şâkirdi onu alıp, tenhâ bir yerde bir mezara koymuş, bir müddet sonra, aklı başına gelip kalkmış ve o sırada şâkirdlerden biri ona keten elbise, yâni bahçıvan elbisesi giydirip, bu şekilde Mecdelli Meryeme görünmüş ve daha sonra, şâkirdleri ile buluşarak konuşmuş, bir müddet sonra, yâ çarmıh yaralarından veya başka bir hastalıktan tenhâda vefât etmiş) olduğu iddiâ edilse, buna ne cevap verilebilir? Hattâ, böyle şüphelerin, o zamanda da vâki' olduğu, Matta İncîlindeki, (Yahudilerin Pilatusa gidip, üç gün kadar mezarın muhâfaza altında bulundurulmasını emreyle; şâyed, şâkirdler geceleyin gelip, onu çalarlarsa, öldükten sonra tekrar dirildi diye halka söylerler) demelerinden anlaşılmaktadır. Çünki, (İncîl denilen dört kitap hakkında incelemeler) bahsinde bildirdiğimiz gibi, Matta İncîli, Îsâ aleyhisselâmın göğe yükselmesinden kırk elli sene sonra yazılmıştır. Matta, İncîlini yazdığı sırada, insanların ağızlarında konuşulan bu rivayeti, İncîline bu şekilde almış, diğer İncîl yazanlar ise, bu rivayetleri, gaflet ile kitaplarına yazmış olabilirler. Bu husûsta çeşidli delîller vardır.

Birinci delîl: Matta İncîlinin, şüpheyi ortadan kaldırmak için, (Yahudiler, muhafız askerlerle gidip, taşı mühürliyerek, kabri emîn kıldılar) sözünü getirmesindeki ihtiyâtlı hareketi, şüpheyi ortadan kaldırmak yerine, daha da kuvvetlendirir.

İkinci delîl: Yuhannâ İncîlinin yirminci bâbında yazıldığı üzere, Mecdelli Meryem, Îsâ aleyhisselâmı mezardan kalktıktan sonra görmüş ve bahçıvan zannetmiştir. [Yuhannâ: 20-14, 15] Yine, Yuhannâ İncîlinin ondokuzuncu bâbının sonunda bildirildiğine göre, Arimetalı Yûsüf, Îsânın cesedini alınca, keten bezlerine sarıp, haça gerildiği yerde bir bahçe bulup, oradaki yeni bir kabre koymuştur. [Yuhannâ: 19-38, 39, 40, 41] Şimdi, Îsâ aleyhisselâm zannedilen kimse, mezarda bir müddet baygın yattıktan sonra, ayılmış ve kendisi veya o sırada gelen bazı şâkirdler mezarın taşını kaldırıp, kefenini çıkarıp bir bahçıvan elbisesi giymiş olabileceği niçin mümkin olmasın?

Üçüncü delîl: Luka İncîlinin yirmidördüncü bâbında yazıldığına göre, (Îsâ aleyhisselâm mezardan kalkıp, şâkirdlerine görününce, şaşırıp, korkarak, onu bir ruh, hayâl zannettiler. Îsâ onlara, neden şaşırıyorsunuz. Niçin yüreğinizden ızdırâb çekersiniz. Ellerime, ayaklarıma bakın. Bizzat benim, kendimim. Bana ellerinizi sürün ve bakın. Çünki bende olduğunu gördüğünüz gibi, bir ruhda et ve kemik yoktur dedi. Bunu söyledikten sonra, onlara ellerini ve ayaklarını gösterdi. Onlar henüz şaşkınlık içinde iken, burada yiyecek bir şeyiniz var mı? dedi. Ona bir parça kızarmış balık [ile bir miktâr kömeç bâlı] verdiler. Onu aldı ve önlerinde yidi) denilmektedir. [Luka: 24-36, ... 43]

Bu rivayete göre, çarmıha gerilen kimse, çarmıh üzerinde ölmeyip, kurtulmuş ve sonra acıkarak, yemek yimiştir. Bu rivayet, öldükten sonra dirilme mucizesinin olmadığını göstermektedir.

Dördüncü delîl: Îsâ aleyhisselâm, kıyâmından sonra, Kudüste şâkirdleri ile görüşmeyip, Celîlede konuştu deniliyor. Bu söz, çarmıhda öldükten sonra dirilen kimsenin, yahudilerden korktuğunu göstermektedir. Hâlbuki, yahudilerce, çarmıha gerilip ölmesi ile Îsâ fitnesi ortadan kaldırılmış, zihinlerinde böyle bir şey kalmamıştı. Kudüste görüşüp konuşmak, mümkin idi. Yahudilerden korkmasına sebep yoktu. Bu rivayetin de, İncîllere sonradan ilâve edilmiş olduğu meydandadır.

Beşinci delîl: İncîllerde, kıyâmından sonra, Kudüste bazı şahslara görünüp, havârîlerine, bilhâssa annesine görünmediği yazılıdır. Bu sözler, Îsâ aleyhisselâmın onlarla görüşmeyi istemediğini ve onları kendi semtine uğratmadığını anlatmaktadır. Onlara itimadı kalmadığından, yahudilerin haberi olur korkusu ile, mülâkâtını, önce birkaç kimseye hasr eylediği anlaşılıyor. Bunun ise, çok yanlış olduğu meydandadır.

Altıncı delîl: Îsâ aleyhisselâmın defnedildiği zaman ve kıyâm ettiği zaman, şâkirdlerinden kimsenin hazır bulunmadığı, Arimetalı Yûsüfün defnettiği ve sonradan Mecdelli Meryemin onu diri olarak gördüğü bildiriliyor. Bu habere karşılık olarak, (Arimetali Yûsüf çarmıha gerilen kimsenin yanına gelince, bunun ölmediğini görmüş olabilir. Ölmediğini söylerse, öldükten sonra tekrar dirileceğini bildiren İncîl haberinin inkâr edilmesine sebep olacağından korkarak, gördüğünü saklamış olabilir) düşüncesi hâtıra gelebilir. Bu şüpheyi gidermek için papazlar ne cevap verebilir?

Yedinci delîl: Arimetalı Yûsüf, Mattaya göre, Îsâ aleyhisselâmın şâkirdlerinden zengin bir kimsedir. [Matta: 27-57] Lukanın ifâdesine göre, meclis azasından, Pilatus nezdinde yüksek bir derecesi olan, sâlih bir kimsedir. [Luka: 23-50] Bu zat, çarmıha gerilen kimseyi kabre koyduğunu bildiriyor. Kabre koyması muhakkak ölmüş olduğuna alâmettir. Tekrar gördüm diyenlerin, yalan söylemiyeceklerine göre, bir hayâl görmüş olmaları düşünülebilir.

Sekizinci delîl: Çarmıha gerilen kimse, ölmeksizin çarmıhdan kurtulduktan sonra, şâkirdleri onu gördükleri zaman, öldükten sonra dirilmiştir zannetmeleri mümkindir.

Îsâ aleyhisselâmın, çarmıhda ölmüş olduğunu ve defnedildiğini isbât etmek için papazlar, Matta İncîlinde yazılı olan, (İnsanoğlu üç gün üç gece arz içinde duracaktır) âyetini delîl getiriyorlar. [Matta: 20-40] Evet, çarmıha gerdikleri kimse ölmüş ve defnedilmiştir. Bunu isbât etmeye lüzûm yoktur. Papazların bu delîli ileri sürmeleri, öldükten üç gün sonra tekrar dirildiğini isbât içindir. Fakat, çarmıha gerdikleri kimse, kabirde üç gün ve üç gece kalmamıştır. Cesedi Cuma günü akşam haçtan indirilip hemen defnolunduğu ve pazar günü güneş doğmadan önce cesedin mezarda bulunmadığı dört İncîlde bildirilmiştir. Hesaba göre, cesed, iki gece bir gün mezarda kalmıştır. Bu hesaba göre, üç gün üç gece arz içinde durmadığından, Mattanın bu sözü, vâki' olanın zıddı olur. Bir diğer husûs ise şudur: Îsâ aleyhisselâm hakîkaten bu sözü söylemiş ise, onun kıyâm etmesinde, şâkirdler aslâ şek ve şüphe etmeyip, hemen gördükleri anda kabûl etmeleri lâzım gelirdi. Hâlbuki, onun kıyâm ettiğini haber veren kimseleri, havârîlerin hepsinin bir anda tekzîb ettikleri ve kıyâmına aslâ inanmadıkları, İncîllerde yazılıdır. Bu hakîkatler karşısında, (Çarmıha gerilenin Îsâ aleyhisselâm olmadığı ve Onun bulunduğu yeri haber veren Esharyûtî Yehûdâyı, Îsâ aleyhisselâm zannederek, çarmıha gerdiklerini ve Îsâ aleyhisselâmın göke çıkarıldığını) bildiren (Kur'an-ı kerim)e karşı, papazların sükûttan başka verecekleri cevapları yoktur.

İslâm îtikatına göre, bütün Peygamberler , mâsumdurlar. Yalan söylemekten, hîle yapmaktan berîdirler. Allahü teâlâ, kudret-i ilâhiyyesi ile, Îsâ aleyhisselâm çarmıha gerileceği sırada, yahudilerin gözüne, onu haber veren şahsı Îsâ aleyhisselâm şeklinde göstermiş ve onu çarmıha germişlerdir. Allahü teâlâ, Îsâ aleyhisselâmı hemen semaya yükseltmiştir. Müslümanların bu îtikatları daha mâkul ve Îsâ aleyhisselâmın nübüvvetinin şânına daha lâyıktır.

Nisâ sûresinin yüzelliyedinci âyetinde meâlen: (Hâlbuki onlar, Îsâyı öldürmediler ve onu asmadılar, lâkin başkası onun şekline sokuldu [onu astılar]) buyurulmuştur. Bütün tefsîr âlimleri “rahimehümullah”, bu âyet-i kerimeyi, Îsâ aleyhisselâmın öldürülmediği ve çarmıha gerilerek asılmadığı şeklinde tefsîr etmişlerdir.

Âl-i imrân sûresinin ellibeşinci âyetinde meâlen: ([Hâtırla ki] Allahü teâlâ, Îsâya, muhakkak ben seni yerden [en mükemmel şekilde] alıp, meleklerin makamına yükselteceğim [dedi]) buyurulmuştur. Papazlar, bu âyet-i kerimenin Nisâ sûresinin yüzelliyedinci âyet-i kerimesini nakz ettiğini söyliyorlar. Âl-i imrân sûresinin ellibeşinci âyetindeki, (Müteveffîke) lâfzını Îsâ aleyhisselâmın vefât etmiş olduğuna delîl getirmek istiyorlar. Hâlbuki, bu lâfzın sıfat olduğunu, (Müteveffîke) yâni seni öldüreceğim mânasına olmadığını düşünmezler. [Bir hıristiyan papazın hazırlamış olduğu ve Beyrutta katolik matbaasında basılmış olan arabca (El-müncid) lügat kitabında (teveffâ) kelimesine (Hakkını tam olarak almak) mânası verilmiştir. Bu, şânına lâyık olanı vermek demektir. Öldürmek mânasında mecâzen kullanılmaktadır.] Yâni bu âyet-i kerimenin meâli, (Ben seni öldürürüm ve yükseltirim) demek değil, (Ben senin şanına lâyık olanı yaparım, meleklerin makamına yükseltirim) demektir. Allahü teâlâ dilerse yükseltir. Allahü teâlâ, Îsâ aleyhisselâmı yükseltmeyi dilemiş ve yükseltmiştir. Yahudiler tarafından öldürülmesini dilememiş ve çarmıha başkasını gerdirmiş, Onu öldürtmemiştir. Bunun için, bazı tefsîr âlimleri “rahimehümullahü teâlâ” (teveffî) kelimesine (almak) mânasını verip, (Yahudilerin katlinden hıfz etmek için, yerden seni kâmilen alır kabz ederim) meâli ile tevil etmişlerdir. Ne garîbdir ki, hıristiyan fırkaları Îsâ aleyhisselâma, (Allahın oğlu) ve (Aynen Allah) dedikleri hâlde, Onun öldürüldüğünü ve asıldığını kabûl ederler. İslâm dîni, Îsâ aleyhisselâmın bir insan ve bir Peygamber olduğunu bildirmiş iken, Onun için yapılan böyle iftirâları red eder. Ayrıca, Onun kıymetini artırarak, semaya yükseltildiğini ve yahudilerin, (Onu öldürdük ve idam ettik) şeklindeki düşüncelerinin bâtıl, iftirâ olduğunu bildirir. Îsâ aleyhisselâm için müslümanların bu îtikadı ile hıristiyanların îtikatlarından hangisinin, O yüce Peygamberin şerefine lâyık olduğunu sorarız. Buna göre, hıristiyanların mı, yoksa müslümanların mı, Îsâ aleyhisselâmı daha çok sevdikleri ve Îsevî oldukları, karşılaştırılmalıdır. Müslümanların, Îsâ aleyhisselâmın şânına yakışmayan yalanlardan uzaklaştırmak için olan [doğru ve nezîh] îtikatlarına, hıristiyanlar kızarak, aksini isbât etmek için çalışmalarına, ibret ve insâf nazarı ile bakılmalıdır. Biz müslümanlar, hem Mûsâ aleyhisselâmı, hem de Îsâ aleyhisselâmı, Allahü teâlâ tarafından gönderilmiş hak Peygamber olarak tanıdığımız için, hem Mûsevî, hem de Îsevîyiz.

Hıristiyan fırkaları, dürlü dürlü çirkin yalanlar ile dolu olan muharref [ve bugün ellerde dolaşan] İncîllere inandıkları için, Îsâ aleyhisselâm ahırda doğdu ve yahudilerin elinde zelîl olarak öldürüldü ve Cehenneme girdi, mel'ûn oldu, gibi en terbiyesiz bir şahsın, bir düşmanına bile söylemekte tereddüd edeceği isnâdlar ile, o mukaddes Peygamberi tahkîr etmektedirler. Bunun için, ne Mûsevî, ne de Îsevîdirler. Teslîs mes'elesinde, Eflâtûnun bozuk felsefesini kabûl [ve müdâfe'a] ettikleri için, bunlara Eflâtûnî demek daha doğru olur.

Îsâ aleyhisselâmın öldürülmediği ve asılmadığı husûsunda, hıristiyanlara verilecek daha pek çok aklî ve naklî delîller vardır. Bunların tafsîlâtı, fârisî (Mîzân-ül-mevâzîn) ile arabî ve türkçe (İzhâr-ül-hak) kitabında ve türkçe (Şems-ül-hakîka) ve (Îzâh-ul-merâm) kitaplarında ve imam-ı Gazâlînin arabî (Er-Reddül-cemil) kitabında yazılıdır. Arzu edenler, bu kitaplara mürâce'at edebilirler.